Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Ankara’dan Kuzey Irak’a... Sınır tanımayan ABD uşaklığı

 

Yarınlar

Bugüne kadar emperyalizmin bölgedeki en önemli müttefiki olma ünvanını Barzanilere kaptırmak tehlikesi, Türkiye egemenlerini telaşlandırıyor. Ancak ABD’nin Irak’ta yaratabildiği tek istikrarlı bölge olan Kuzey Irak’ta, Barzani’nin rahatını bozacak bir adımın ABD ile koordinesiz atılması bugünün konjonktüründe olanaklı gözükmüyor.

90Son yılların en kritik dönemini yaşıyoruz. PKK’nin sıklaşan eylemleri ve ardından yaratılan milliyetçi atmosfer olağanüstü bir dönemde olduğumuzun önemli işaretleri. Sınır ötesi operasyonun fiilen başlamasının ardından yapılan açıklamaların kitleler nezdinde karşılık bulması yani Türkiye egemenlerinin yükselttiği Türk milliyetçiliği; Kürt hareketinin uzun zamandır sürdürdüğü Kürt milliyetçisi çizgi ile karşı karşıya gelmiş durumda. TSK ile PKK arasında yaşanagelen çatışmaların ötesinde, bugün ülke çapında bir Kürt-Türk çatışması olasılığı ise artık güncel bir tehlike. Karşılıklı yapılan askeri açıklamalar, küçük çaplı operasyonlar ve hatta hayatını kaybeden gençler bile gelinen durumun vahameti karşısında teferruat konumundalar.

Türkiye egemenleri arasındaki saflaşma yeni bir form kazanmış görünüyor. Seçim öncesinde AKP’nin başını çektiği liberal kanat Doğan Medyanın da tam desteğini alarak icraatın başında mutluyken, politik önderliğini ulusalcıların yaptığı Cumhuriyet mitingleri ve Genelkurmay muhtırasıyla köşeye sıkıştırılmaya çalışılmıştı. 22 Temmuz seçimlerinden güçlenerek çıkan AKP önce kendi muhaliflerini hizaya soktu, ardından kendi önderliğinde gelişen bir milli birlik havası yaratmaya başladı. TSK-CHP-MHP çizgisi karşısında her zaman emperyalist merkezlere karşı duyduğu sorumlulukla hareket eden AKP, sınır ötesi operasyon için gerekli tezkereyi hızla meclisten geçirerek sırtındaki yumurta küfesini atmış göründü. Başbakan’ın ABD ve diğer Batılı devletler karşısındaki diklenmeleri, bağımsız bir dış politika izlendiği ve kimseye hesap vermeyecekleri yönündeki söylemleri yine ABD Başkanı ile yapılacak görüşmeye gelip dayanmış durumda. Türkiye egemenleri açısından eski tartışmalar şimdilik rafa kalkmış gözükse de operasyonun muhtemel sonuçları ortaya çıktıkça karşılıklı suçlamaların yeniden başlaması kaçınılmaz.

Hakim sınıflar arasındaki çeşitli klikler ve onların birbiriyle girdiği bu örtük mücadele bir yana, sınır ötesi operasyonun tüm Türkiye halkı için kabarık bir faturası olacağını söylemek gerekiyor.

Sonuçlar gelmeye başladı
Haber bültenleri, internet siteleri ve tüm yazılı basında haritalar masaya serilmiş, çeşitli askeri hesaplar ve olasılıklar hesaplanadursun, Türkiye sınır ötesi operasyonun sonuçlarını görmeye başladı bile. Bölgeye yapılan yığınağın büyüklüğü, güvenlik bölgesi ilan edilen yasak bölgeler operasyon için haber bekleyen değil, operasyona başlamış bir ordunun varlığının işareti olarak algılanmalı. Bölgeden gelmeye başlayan ölüm haberleri, PKK’nin TSK’yı sınırın ötesine davet etmesi anlamına geldiği kadar, sürmekte olan bir operasyonun sonuçlarıdır da. Güneyden gelen ölüm haberlerinin ardından ülkenin batısında estirilen şovenist havanın etkisiyle, Kürt mahallelerine yapılan baskınlar ve geniş kitlelerin diline dolanan geleneksel MHP sloganları ülkeyi altından kalkılmaz bir boğazlaşmanın eşiğine taşıyor. TSK, sözü edilen operasyona tüm gücüyle başladığında, ekim ayının sonunda yaşananların, daha sık, daha yoğun ve daha şiddetli bir şekilde gündeme gelmesi kaçınılmaz. Medya başta olmak üzere tüm kuvvetler tarafından halka pompalanan açık Kürt düşmanlığı, MHP kadroları dışarıda bırakılırsa halkın çoğunluğunun desteğini henüz alamamış görünüyor. Ancak operasyonun kanlı canlı sürdürülmesi Kürt düşmanlığının da kitleselleşmesi türünden bir sonuca yol açacaktır. Toplumun genelinde “Bugüne kadar sürekli askerlerimiz öldürüldü, şimdi yine ölebilirler ancak bu operasyonla terörün kökü kazınacak” şeklinde özetlenebilecek bir düşünce hakim. Operasyon için tezkerenin arkasına yığılan halk desteği, işte bu yanlış anlayışa dayanıyor. PKK’nin askeri varlığına son vermek için ordunun sınırın dışına çıkma iznine sahip olmasının yeterli olacağı fikri ancak 5 yıl öncesini unutarak savunulabilir. ABD’nin Irak’a saldırısı başlamadan önce TSK için sınırın ötesinde operasyon yürütmek rutin bir faaliyetti. Bırakalım Irak’ı, Suriye sınırı da PKK’yi bitirmek amacıyla defalarca geçilmiş, toplamda binlerce insan bu operasyonlarda ölmüş, öldürülmüştü. Yani TSK için sınırın ötesine geçebilme yetkisi bir sihirli değnek olmadığı gibi daha önce düzenlenen 24 askeri operasyonda PKK’nin ağır bir darbe almadığı da kabul edilmek zorundadır. 25. operasyonun diğerlerinden farkı, askeri bir başarı kazanılmasından çok, ülkeyi bir iç savaşın eşiğine sürüklemeye aday oluşudur. Bu doğrultuda atılan ilk adımların sonuçları ortada duruyor.

Kürt hareketinin dayanakları meşruiyetini yitiriyor
Yaşanan gelişmelerle ilgili sağlıklı bir tahlil yapabilmek için Türkiye devleti ve egemenlerinin durumu kadar Kürt hareketinin geldiği nokta da belirleyici önemdedir. Bölgede devlet sahibi olmamış ancak dört devletin sınırları içinde yaşamakta olan Kürt halkı, döneme göre farklılaşsa ve çeşitlense de hep kendi örgütlenmesine sahip oldu. Toplamına Kürt hareketi diyeceğimiz farklı yapılar, genelde bulundukları devletin sınırları içinde faaliyet gösterdi ve birbirinden böyle ayrıştılar. Doğal olarak birbirinden farklı eğilim ve yönelimleri de barındırdılar. ABD’nin Irak’a saldırması ve İran üzerine kurduğu planlar, Kürt hareketinin her bileşenine önemli misyonlar biçmesine neden oldu. ABD planında piyon görevini kabul eden Talabani ve Barzani şimdi Irak’ta işgalin en önemli işbirlikçileri konumundalar. Kürtlerin ezilen ulus olması, Irak söz konusu olduğunda son derece tartışmalı bir hale geldiği gibi, ezilen ulus olmanın kendisi de Kürt milliyetçiliğine dünyanın baş belası olmuş ABD emperyalizmin işbirlikçiliğini yapma hakkı vermez. Devrimciler bu somut durum karşısında bir kez esnerlerse, yarın Filistin halkına direniş değil işbirliği çağrıları göndermek zorunda kalacaklardır. Emperyalizmle işbirliği herhangi bir koşulda mazur görülürse bunun mantıksal sonuçları hesaplanabilir olmaktan çıkar. Barzani ile Tayip Erdoğan anlaşabilir, TÜSİAD da anlaşabilir, devrimciler anlaşamazlar. Devrimciler Kürt halkı adına da devrimcilik yapacaklarsa, Kürt halkına anti-emperyalist bir sınıf mücadelesinin yolunu göstermeliler. Barzani-Talabani çizgisi bu mücadelenin ancak hedefi olabilir.
Türkiye sınırları içinde durum biraz daha karmaşık. Kürt hareketinin en önemli temsilcisi PKK, Barzani kadar gözle görülür bir adım atmış değil. Ancak PKK’nin izlediği siyasi hat incelendiğinde ABD’nin bölge politikalarıyla paralel kalma çabası hemen göze çarpıyor. Güneyde de işler böyle başlamıştı. ABD’nin bölge halklarına karşı yürüttüğü katliam politikasına ortak olarak bir halkın çıkarları savunulamaz. Bu gerçek Kürt coğrafyasının güneyi için geçerli olduğu gibi kuzeyi için de geçerlidir. Kürt halkının meşru talepleri ve o talepler uğruna verilen meşru mücadele, emperyalist bayrakların gölgesinde meşruiyetini yitiriyor ve görünen o ki PKK Kürt hareketinin Türkiye halkı nezdindeki meşruiyeti ile pek de ilgilenmiyor. Bu durumun yarattığı sorun; Türkiye’de geniş kitlelerin ABD karşıtlığı ile Kürt düşmanlığını birleştirmeleri, Türkiye devrimcilerinin önünde duruyor. Kürt halkı için verilen mücadele PKK’nin tekelinde değildir. Artık devrimciler, Kürt halkının meşru taleplerini kitleler karşısında savunurken, Kürt hareketinin halihazırdaki çizgisini de eleştirmek ve kendisini oradan ayrıştırmak zorundalar. Zira işin o cephesinde devrimcilerin kabul edemeyeceği çok şey oluyor ve Kürt hareketi emperyalizme karşı açık bir tutum ve eylem içine girmekten kaçındığı sürece meşruiyet zeminini yitiriyor.

Bağımsız bir seçenek örgütlenmek zorunda
Bugün, en zor olanı yapmak için kolları sıvamak zorundayız. Yükselen milliyetçiliğe ve halk içinde büyütülmeye çalışılan Kürt düşmanlığına karşı Kürt halkını savunmak görevimiz olmalıdır. Planlanan operasyonun Kürt halkına yönelik bir dizi katliamı da beraberinde getireceği açık ve bu katliamın karşısına dikilmek zorunluluktur. Bununla birlikte, PKK’nin Türkiye’yi Irak’ın istikrarsız ortamına sürüklemeye çalıştığı da görülüyor. Siyasi içerikten yoksun bir barış, bizim talebimiz olamaz. Ancak bugün yaşanan çatışmaların Türkiye’yi Irak uçurumunun derinliklerine sürüklemesi ve bunun faturasının da emekçi halktan çıkarılacağı düşünüldüğünde çatışmaların durmasını talep etmek gereklidir. Bu uçurumdan atlamaya hevesli olanlar çıkabilir. Ancak Türkiye halkı, gencecik evlatlarının terörü bitirmek bahanesiyle Özalların, Tayiplerin dış politika hamlelerine kurban edilmesine seyirci kalmayacaktır. Devrimciler, bugün Irak’a girelim diyerek yürüyen kitleleri Irak’tan çıkmak için yapılan eylemlere kazanmak için şimdiden çalışmaya başlamak zorundalar. Kimilerine zor gelebilir, kimisi zahmet etmeyebilir… Ancak ülkenin bir Kürt-Türk çatışmasının eşiğinden uzaklaştırılması, devrimcilerin Türk ve Kürt milliyetçiliğinden arındırılmış bir kardeşlik barikatını şimdiden örmeye başlamasına bağlıdır.

Kürt düşmanlığı ABD uşaklığıdır!
Ekim ayı içinde yaşananlar, sınırın ötesinden çok içindeki gelişmeleri öne çıkardı. Çatışmaların ardından ülke çapında yayılan milliyetçi hava, kendisinden olmayan herkesi düşman gören, operasyona karşı çıkan tüm politik kuvvetleri PKK ile özdeşleştiren, Kürt mahallerine ve sol dernek ve yapıların binalarına saldıran başıbozuk bir kalabalığı sokağa salmış görünüyor. Ülkü Ocakları’nın açık önderliğinde gelişen faşizan eylemler, daha kitlesel olan ve ülkücülerin etkisinden görece uzak kalan “teröre lanet” eylemlerini de radikalleştirmeye çalışıyor. İçinde bulunduğumuz ortam, MHP’li faşistler için son derece elverişli. Bu akımın kendisine karşı mücadele her koşul altında zaten devam ediyor, edecek. Ancak daha önemli olan, normal şartlarda solun etkisine de açık kesimleri kapsayan, medyadan yayılan havadan etkilenerek harekete geçen geniş kitlelerle nasıl diyalog kurulacağı, Türk milliyetçiliğinin halk üzerindeki etkisinin nasıl kırılacağı sorunudur.

Her şeye rağmen, teröre lanet eylemlerine katılanlar da dahil halkın büyük çoğunluğu Türkler ve Kürtlerin iki kardeş halk olduklarını hala savunuyorlar. Ancak bu gerçek bir yandan da Türk milliyetçisi olarak savunulamaz. Türk milliyetçiliğinin halklar arasındaki kardeşlik anlayışı, sadece kendisinin ağabey olduğu koşullarda geçerli. Oysa kardeşlik kavramı eşit iki halkın varlığının ön kabulü olmaksızın kullanıldığında, bir aldatmacadan öteye gidemez. Kürt halkının böyle bir aldatmacaya inanması beklenemeyeceği gibi küçük kardeş psikolojisi içinde yaşamaya razı olması da olanaksızdır. Eğer Türkler tarihlerinde eşitlikçi olmayan barış önerilerini reddetmeleriyle övünmeye devam edeceklerse, Kürt halkının Türkler kadar onurlu olduğunu da kabul edecekler, ve ağabeylik pozlarından vazgeçecekler. Taraflardan birinin esas diğerinin tali unsur kabul edildiği bir kardeşlik projesi gerçekçi olmaması bir yana, savunulabilir de değildir.

Türk milliyetçiliğinin “kardeş Kürt” tanımı daha çok örgütsüz Kürtler için geçerli. Kürtlerin, ülkelerinde yaşamasına izin vererek lütfetmiş olan ancak Kürtlerin her bir araya gelişinde alarma geçen bir anlayış da kardeşlik yolunda değildir. Eğer toplumun faklı sosyal tabakalardan oluştuğu gerçeği reddedilmiyorsa ve bu nedenle örneğin işçilerin sendika kurma hakları tartışmaya açılmıyorsa, Kürtlerin örgütlenme hakları da tartışılamaz. Türk milliyetçiliğinin “makul Kürt” tanımının herhangi bir Türk’ten farkı yok.

Türk milliyetçiliğinin belki de en önemli dayanağı anti- emperyalist olduğu iddiası. Sınır ötesi operasyon özelinde de operasyonun ABD’ye rağmen yapılacak olması güncel bir argüman olarak sunuluyor. Güncel olandan başlarsak, TSK’nın ABD’ye kafa tuttuğu fakat AKP nedeniyle elinin kolunun bağlandığı kanısı, AKP’nin tezkereyi TSK’nın eline vermesiyle ciddi biçimde sarsıldı. Operasyon sürecinin yine gelip Erdoğan-Bush görüşmesine dayanması ise Türkiye egemenlerinin topyekün ABD’ye bağımlı olduklarının en açık kanıtı. ABD Dışişleri sözcüsü Tom Casey, tam da bu noktada “TBMM’nin tezkereyi kabul etmesi sınır ötesi operasyonun gerçekleşeceği anlamına gelmez” diyerek son sözü kimin söyleyeceğini hatırlatmıştı zaten. Türkiye egemenleri elini çabuk tutmaya çalışıyor. Bugüne kadar emperyalizmin bölgedeki en önemli müttefiki olma ünvanını Barzanilere kaptırmak tehlikesi, Türkiye egemenlerini telaşlandırıyor. Ancak ABD’nin Irak’ta yaratabildiği tek istikrarlı bölge olan Kuzey Irak’ta, Barzani’nin rahatını bozacak bir adımın ABD ile koordinesiz atılması bugünün konjonktüründe olanaklı gözükmüyor.

Büyük Ortadoğu Projesi hala masada duruyor. Projenin son icraatı, üç parçaya bölünen Irak incelendiğinde, mesele hemen açığa çıkıyor. Emperyalizmin bölgede kullandığı başta gelen yöntemlerden biri bölmek. Irak kendiliğinden mi üç parçaya bölündü? Peki Iraklı bir Sünni Arap, Şii mahallesine insan kesmeye giderken seviniyor muyuz? Orada bu işler internet forumlarında profiline bayrak koyarak yürümüyor. ABD Irak’ta Şiilerin önüne Arapları, Kürtlerin önüne Şiileri atmakta tereddüt edecek bir ülke değilken neden Türkiye’de Türklerin önüne Kürtleri atmaktan çekinsin? Bugün Kürt halkına yönelik yürütülen bu nefret kampanyası ABD uşaklığının ta kendisidir. Irak’ta Şii kentlerinde bomba patlatan Sünni Arap, Arap mahallesinde ev basıp insan öldüren Şii ne kadar anti-emperyalistse, Türkiye’de Kürtlere bilenenler, o kadar anti-emperyalistlerdir.

Aydın Doğan’ın gazetelerine, internet sitelerine bakıp Türklüğünü hatırlayanlar aynı medya grubunun ABD saldırısından önce Irak’a asker göndermek için nasıl yırtındığını da hatırlamalıdır. Türk Ordusunun şanından şerefinden dem vuranlar, o ordunun 1950’de Kore’ye neden gittiğini, insanlarımızın kimin için, ne için öldüğünün açıklamasını da yapmak zorundadırlar. O kadar geçmişe dönmek zor mu geldi, Afganistan’da Lübnan’da dalgalanan bayrağın altında işlenen ABD cinayetlerinin hesabını vermeye de hazır olacaksınız. 29 Ekim mesajında “Bize bu acıları yaşatanlara, o acıları hayal bile edemeyecekleri bir yoğunlukta yaşatacağız ve bu konuda kararlıyız.” diyen Genelkurmay Başkanı’nıyla aynı duygu dünyasını paylaşarak Amerikan devletine internet forumlarında meydan okuyanlar, Büyükanıt Paşa’nın ABD liyakat madalyasıyla taçlandırılmış haysiyetini paylaşmaya da hazır mı?

Türk milliyetçiliği, onun her düzeyde başını çekenlerle birlikte, boğazına kadar ABD planlarına batmıştır. Bir millet olarak Türklerin namusunu kurtarmaya kalkışanlar, bir zahmet emperyalizmin dizinin dibinden ayrılacaklar. ‘Kürt kamplarını ABD besliyor’ diye ağlamadan önce İncirlik Üssü’nin etrafında bir tur koşmayı deneyecekler. Türkiye egemenlerinin emperyalizme hizmetle geçirdiği uzun bir tarihi var. Ancak halkların tarihi, emperyalizmle ve onun yerli işbirlikçileriyle dövüşerek yazıldı. Bundan sonra da öyle olacak.{jcomments on}