Şükürler olsun ki AKP, her nasılsa sol sayılmış bir kesimi tarihsel bir sıkıntıdan kurtardı. 22 Temmuz’da AKP’nin aldığı oy, Türkiye’nin burjuva demokratik devrimi tamamlamış olmasının ürünü ve belirtisiymiş. 36 yıl önce devrimcilik yaptığı gerekçesiyle ordudan atıldığı için Ömer Laçiner’in içinde kalmış bir şeyden söz ediliyor olsa sorun değildi. Ama hatırlanacaktır, yine bu söyleşinin yayınlandığı gazete, birkaç ay önce de “TÜSİAD’ın Türkiye’ye gecikmiş bir burjuva devrimi” önerdiğini ilan ediyordu bir köşe yazarı aracılığıyla. Yazılanları okuduğunuzda, söylenenleri dinlediğinizde sanacaksınız ki bir torbadan rastgele seçilmiş kelimelerle cümle kurma oyunu oynanıyor. Yani demokrasi nedir, devrim ne demek; bunların hiçbir önemi yok bu arkadaşlar için.
Siyasal soldan liberal sağa geçerken, ilk adımda bu tür tezler en azından öznesi gizli cümlelerle ifade edilirdi. “Eğer Türkiye’de demokrasinin önündeki engellerin ortadan kalkmasına hizmet ediliyorsa iyidir” gibi. Bu hapı yutunca arkası kendiliğinden geliyordu. Yutulan şeyin bir hap değil huninin ucu olduğu çok rahat anlaşılıyor. Şimdi o huninin ağzından, artık Allah ne verdiyse… Bir kere sınıf pusulasını kenara atıp demokrasicilik oynamaya başladı mı solcular, ne de çabuk kendilerini AKP’nin yanında buluverdiler. Sınıf pusulası meseleyi netleştiren bir şeydi aslında, onu elden bırakınca AKP’den demokrasi bekleyenler mi dersiniz, TÜSİAD’dan devrim bekleyenler mi…
Ve elbette tüm bunlar bu ülkede devrimci olan ne varsa, onların sistematik reddi ve aşağılanması olmadan söylenemez. Efendiler buyuruyor ki, sayelerinde “sol ilk defa sokağa çıkmış”. Sokak ne, solla ne alakanız var sizin? Ne zaman bu kadar koltuklarınız kabardı, Milliyet/Radikal gazıyla ne zaman ayaklarınız yerden kesildi sizin? Baskın Oran’a Ahmet İnsel eşlik ediyor. 12 Eylül sonrasındaki genç militan enerji, bağımsız aday kampanyalarıyla siyasal alana inmiş. Artık sol hareketler “keşişhane” olmaktan kurtulacakmış. Bağıra bağıra “AB’ye evet” diyemiyor diye ÖDP’den bile istifa etmiş bu radikal akademisyen, TÜSİAD, AKP gibi kurumlar söz konusu olduğunda takındığı centilmenliği “sol” olandan tamamen esirgiyor. Doğan Tarkan da aynı fikirde, 3600 kişi bağımsız aday çalışmasında yer almış ya, “bu bütün bir Türk solunun toplamından çok daha büyük bir iş”miş. Ve “eski sol”un tamamen dışından gelen yeni kuşağın birkaç temsilcisi “Baskın Oran aday olmasaydı oyumuzu AKP’ye verirdik” dedi ya, kimsenin yüzü kızarmıyor.
Solun inkârından yola çıkarak bu sözleri edenleri, “yeni sol”culuğu solun olanaklarından birisi olarak görmeye çalışan solculara havale etmek zorundayız. Çünkü o çok böbürlenerek reklâmını yaptıkları seçim kampanyalarına katılan insan ve aldıkları oy sayısı bile, aslında var olduğunu unutmaya çalıştıkları solun varlığı ve etkisi olmadan mümkün değildir. Ancak bir Cem Boyner olabilirlerdi aksi halde, Yeni Demokrasi Hareketi diye bir şaklabanlık kurar, bir seçimde tuzla buz olurlardı. “Alışılmamış bir şey yaptığımızı biliyoruz” fıkrası anlatan Ali Haydar Veziroğlu gibi işlere girerlerdi. Daha iddialı iseler eğer, yine de “son kullanma tarihi geçmiş” dedikleri eski solun bir kısmını razı edebildikleri için öyleler. Biz de bu yüzden konuşuyoruz zaten. AKP’ye oy verebileceğini söyleyen “aktivist”le değil derdimiz. Bu saçmalıkta solculuk kırıntısı görmeye çalışanlarla tartışıyoruz.
Ezber bozacaklardı ya, bakın bozulan ezberler var. Medya parlatması, liberal şarlatan ekip Genç Siviller, Çankaya köşkündeki resepsiyonda yer alan temsilcilerine takım elbisenin altına Converse giydirerek acayip ezber bozdular. En az Doğan Tarkan kadar, Ahmet İnsel kadar, Baskın Oran kadar askeri vesayetten muzdarip olduklarını yine şık bir hareketle belli ettiler. Şimdi resepsiyonda Baskın Oran yer almadığı için de Genç Siviller’i destekleyelim mi? Ezber bozacaklarmış, en azından 10 yıl önce Cem Boynergilin ezbere söyledikleriyle yapılan solculuk kimin işine yarar? Emekçilerin değil, o kesin. Şaşmaz ölçüdür, eğer gericilik alkışlıyorsa orada ilericiliğin zerresi bulunmaz. Bakın bakalım şimdi Fettullah’ın Aksiyon’larına, AB’ci “sivil toplum” şebekesine… Cem Boyner parti kurduğunda da yanında “ünlü solcu” Hüseyin Ergün vardı mesela. Öyle bir solculuğu her daim el altında tutmayı kim istemez?{jcomments on}