Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

İran kararlılık gösterirken ABD uşaklarına sefer görev emri

 

K. Deniz Öğüt

ahmedinecad113 Eylül’de Washington’da Atlantic Council adlı kuruluşta “ABD-Türkiye İlişkisinin Geleceği” başlıklı bir konuşma yapan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Nicholas Burns, “Son dört yılda zor bir dönemden geçtik. Şimdi yeni anlamda bir stratejik ortaklığı inşa etme şansını verecek, Türk siyasetinde potansiyel yeni bir dönemin başlangıcında bulunuyoruz” dedikten sonra şöyle devam ediyordu: “21.Yüzyıl için bu güçlü, hayati ve yeri doldurulmaz Türk-Amerikan ittifakını inşa etme kararlılığını paylaşan Türk liderleriyle birlikte çalışmayı arzuluyoruz.” ABD Dışişleri’nin “üçüncü adam”ı, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan için, “Güvenilir isimler. Bize verdikleri sözleri tuttular. Daima ABD’nin iyi müttefikleri oldular” diye konuşuyordu.


Burns, 1 Mart Tezkeresi’nin reddi konusunun artık geride kaldığını söylüyor,  “Büyük Ortadoğu Projesi’ndeki çıkarlarımız için kritik önemde” diye nitelediği Türkiye ile ABD ilişkilerinde yeni bir dönem başladığını ifade ediyordu. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı’na göre “Irak, Suriye ve İran’a komşu olan Türkiye’nin 2008’de ABD ile bağlantısı çok önemli”ydi. Burns bu “yeni dönem”i tanımlarken “son meclis ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin bir kez daha Türkiye’de demokrasinin ne derece olgunlaştığını gösterdiğini” kaydediyor, “Gül’ün, ülkemizin bir dostu olarak cumhurbaşkanı seçilmesini çok büyük bir memnuniyetle karşılıyoruz” diyordu.

“İran’la dostluk geliştirmeyin”
“Ortadoğu bizim ulusal güvenlik çıkarlarımız için dünyada en hayati bölge” diye konuşan Burns, “İran’la Türkiye arasında imzalanan gaz anlaşmasından rahatsızlık duyduklarını” ve “İran’ın kesinlikle desteklenmemesi, yaptırım uygulanması gerektiğini” dile getirip, Erdoğan-Gül ikilisini açıkça uyarıyordu. Burns “İran’la her zaman olduğu gibi iş yapmanın zamanı değil” demekteydi.

Burns, bu konuşmadan bir hafta sonra Türkiye’ye gelip, isteklerini burada da masaya yatırdı. ABD İran’a karşı saldırganlık politikasını giderek tırmandırıyor. Peki, Türkiye’yi yönetenler olası böyle bir saldırıya ortak olabilir mi veya bu planda nasıl bir rol üstlenebilirler?

Amerikancı kalemlerden İran düşmanlığı
ABD taraftarı kesimin etkili yazarlarından Cengiz Çandar, 19 Eylül’de yayınlanan makalesinde, Burns’ün ifadelerinden ve öncesinde İngiltere Dışişleri Bakanı’nın ziyaretinden yola çıkarak, AKP iktidarının ABD’den “şartlı vize aldığını” ifade etti: “İktidar açısından, yüzde 47’ye tırmanan taze seçim desteği, hem ‘meşruiyet’ ve hem de ‘sivil siyasi merkez’in tahkimi açısından kuşkusuz çok değerli oldu. Ancak, bu ‘iç meşruiyet’in, Türkiye’de iktidarların devamı ve selameti açısından her zaman yeterli olmadığı biliniyor. Tecrübe ile sabit. İşte, bu nedenle, Fransa’yı bile ‘nötralize etme’ gücüne sahip ‘Anglo-Amerikan desteği’nin özel bir anlamı ve değeri olmalı.” Ardından konu bu “önemli destek” için ödenmesi gereken bedele geliyor ve Cengiz Çandar Burns’ün sözlerini hatırlatıyor: “Türkiye dahil, tüm dostlarımız ve müttefiklerimize, İran BM Güvenlik Konseyi kararlarına nükleer silah üretimine varacak çalışmalarıyla meydan okumaya devam ettikçe, petrol ve gaz sektörüne yatırım yaparak İran’ı ödüllendirmekten kaçınmaları çağrısını yapıyoruz.” Çandar, “ABD’den bu kadar destek aldıktan sonra elbette onların istediklerini de vermelisiniz” demeye getiriyor.

Washington’da Stratejik ve Uluslararası Etüdler Merkezi  ve Ulusal Demokrasi Enstitüsü adlı iki düşünce kuruluşu tarafından 18 Eylül’de düzenlenen bir panelde, Türkiye’de seçimlerin ardından ortaya çıkan siyasi ve ekonomik durum değerlendirildi. Panele katılan Yeni Şafak gazetesi yazarı Fehmi Koru, İran konusunun yakın gelecekte ABD ile Türkiye arasında sorun olabileceği yönündeki soruya karşılık, bazılarının AKP hükümetini Amerikan yanlısı olmakla bazılarının da Amerikan karşıtlığıyla suçladığını, ancak kendisinin, hükümet çevrelerinde ve parlamentoda pek çok kişinin ABD’ye değer verdiğini ve dış politika önceliklerini ABD’yi de memnun edecek şekilde sergilemek istediklerini bildiğini ifade etti. Koru, Irak Savaşı sırasında Türkiye ile ABD arasında bazı sorunların olduğunu belirtti ve ABD’nin İran’a savaş açması söz konusu olursa sadece hükümetin ABD’ye karşı tutumu yüzünden değil Türk halkının bölgede herhangi bir savaşa karşı tutumu yüzünden, herhangi bir hükümetin yüzde  yüz destek vermesinin zor olabileceğine işaret etti. Radikal yazarı Murat Yetkin de aynı soruya cevap verirken, Irak’ta zaten sıkıntıların yaşandığı bir ortamda İran’a savaş açmanın iyi sonuçlar doğurmayacağını ima ederek, “Türkiye için böyle bir şeyi desteklemenin teşviki nedir? Türkiye neden işbirliği yapsın?” dedi. Yetkin 23 Eylül tarihli köşe yazısında da ABD’nin İran konusuna kadar Türkiye’nin kapısını çalacağını düşünmediğini ifade etmiş, kapı çalındığında Türkiye’nin olumlu yanıt vermekte zorlanacağını belirtmiş ve ABD’ye “birkaç akıllı adımla” Türkiye’deki Amerikan aleyhtarı havayı dağıtması yönünde tavsiye vermişti. Koru ve Yetkin’in ağzından “bir ölçüde destek verilebileceği”nin ve “destek olunduğu koşulda bunun karşılığının bekleneceği”nin sezdirilmesi, aslında, hükümetin ve genel olarak Türkiye hakim kesimlerinin bakışını yansıtıyor.

Murat Yetkin’in ABD temasları sırasında yazdığı 23 Eylül tarihli yazı, ayrıca, Ordu’nun bu gelişmeler bağlamında ABD ile aynı safa düşebileceği yolunda işaretler veriyor. Yetkin, İsrail jetlerinin Türkiye hava sahasını kullanarak Suriye’ye saldırması sırasında TSK’dan bir açıklama gelmemesini, askerlerin ABD tarafından, İsrail uçaklarının Suriye’deki “nükleer tesisleri” hedef aldığı yolunda “bilgilendirilmiş olabileceğine” bağlıyor. Bilindiği gibi TSK çevresinden İran’ın nükleer çalışmalarının tehdit olarak görüldüğü anlamında sesler duyuluyordu. Kuzey Irak/PKK meselesiyle ilintili olarak ordu komuta kademesinden sert dozda açıklamalar duyulduğu bir dönemde, ABD’nin bu bakımdan yapabileceği bazı “jestler” karşılığı, sadece Irak’ta değil, muhtemel İran macerasında da hükümetten ve TSK’dan destek istemesi akla yakın. Hükümetin ve TSK’nın “pazarlığa açık” yaklaşımıysa, bu senaryoyu Türkiye bakımından gerçek bir tehlike haline getiriyor.

İran düşmanlığı kolay değil
Öte yandan, en ABD yanlısı kişi ve kesimler bile İran’a karşı böylesi bir saldırganlığa açık destek vermekte zorlanıyor. Zorlanmalarının bir nedeni İran düşmanlığının halk nezdinde gayrimeşruluğu ise diğer nedeni de İran’ın askeri bakımdan hayli çetin bir ceviz olduğunun bilinmesi. Nitekim, Başbakan Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad ile Birleşmiş Milletler’de yaklaşık 30 dakika süren bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ve enerji işbirliği konuları ele alındı. Görüşmenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad “Erdoğan ile çok yararlı bir görüşme yaptık. Türkiye ile özellikle enerji konusunda aramızda hiç bir sorun  yok” dedi. Recep Tayyip Erdoğan 21 Eylül’de de İran’la enerji anlaşmasının uygulanacağını açıklamıştı.

ABD Türkiye’ye sopa gösteriyor
ABD Kongresi’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi, İran’ın enerji sektörüne yatırım yapan yabancı şirketlere yaptırımların ağırlaştırılmasını öngören bir yasa tasarısını kabul etti. 1997’den bu yana yürürlükte olan mevcut yasa, İran’ın petrol ve doğalgaz sektörlerine 20 milyon dolardan fazla yatırım yapan yabancı şirketlere yaptırım uygulanmasını tavsiye ediyordu, ancak bu yaptırımların ilanı zorunlu değildi. Tasarının yasalaşması durumunda ise, söz konusu şirketlere yaptırım uygulanması otomatik hale gelecek.

Tasarıyı hazırlayan Demokrat milletvekili Tom Lantos, “İran, havuçla sopa arasında bir seçim yapacak. Umarım havucu tercih ederler, ancak her durumda biz, bugün büyük bir sopayı yerine yerleştirdik” dedi. Tasarının içeriği, sopanın bu durumda İran’a değil, Türkiye gibi İran’la enerji alanında iş yapan ülkelere gösterildiğini açığa vuruyor. Dahası, tasarının Erdoğan’ın New York’ta BM Genel Kurulu çalışmaları sırasında İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’la görüşmesinden hemen önce kabul edilmesi, Türkiye’ye yönelik mesajı kuvvetlendiriyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tom Casey de yasa tasarısını değerlendirirken “Uluslararası toplumun, Güvenlik Konseyi kararlarına uymaya İran’ı ikna etme yönünde tam desteğe ihtiyacı var ve biz elbette Türkiye’nin, bu çerçevede tam işbirliği yaptığını görmek isteriz” diye konuştu.

Rusya ve Çin ikna olmuyor
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, G-8 ‘in dışişleri bakanları onuruna düzenlediği öğle yemeğinde, İran’a yaptırımlar uygulanması konusunda birbirlerine sert sözler yönelterek tartıştı. Basına açıklamada bulunan Lavrov, Rice ile aralarında,  Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun (UAEK), İran ile geçmiş faaliyetleri hakkında anlaşma sağladığı bir sırada yeni yaptırımlardan söz etmenin doğru olup olmadığı konusunda sert tartışmalar yaşandığını söyledi. Lavrov ABD’nin geçmişte yaptığı gibi UAEK’yi görmezden gelmek istediğini belirtti. Burns ise, Lavrov’dan önce yaptığı açıklamada, “açık bir taktik anlaşmazlık var. Ancak, taktik bir anlaşmazlığın aşılabileceği konusunda ümitliyiz” şeklinde ifadeler kullanmıştı.

BM Güvenlik Konseyi, İran’a tartışmalı nükleer faaliyetlerini askıya alması için 31 Ağustos tarihine kadar mühlet tanımış, sürenin dolduğu gün Ahmedinecad ‘’Baskılara boyun eğmeyiz’’ diyerek kararlı bir duruş sergilemişti. ABD yönetimi İran’ın bu talebe uymaması durumunda Güvenlik Konseyi’nden ekonomik yaptırımlar içermesi olası bir karara varmasını istiyor. ABD ve İngiltere İran’a yaptırımların yolunu açacak bir karar tasarısı hazırlamak istiyor. Güvenlik Konseyi’nde veto yetkisine sahip Rusya ve Çin ise sabırlı olunması çağrısı yapıyor. İki ülke de katı bir yaptırıma destek vermeyeceklerini söylüyor.

İran’dan Avrupa’ya çağrı
Ahmedinecad, Avrupa ülkelerinden 31 Ağustos’tan sonra İran’a yaptırım uygulamamalarını isteyerek, Güvenlik Konseyi’nin cezalandırıcı önlemlerinin İran’ın nükleer programını sekteye uğratmayacağını belirtti. Ahmedinecad 30 Ağustos’ta ülkesini ziyaret eden İspanya eski Başbakanı Felipe Gonzalez ile yaptığı görüşmede “yaptırımlar, İran halkının ulusal saygınlığın doruğuna ilerleyişini önlemeyecektir” şeklinde konuştu. Ahmedinecad, Avrupa ülkelerinin ABD’yi izlemek yerine, bağımsız karar vererek sorunları müzakere yoluyla çözmeleri yönündeki arzusunu ifade etti ve “Bizim açımızdan İran’ın nükleer dosyası siyasi bir mesele olarak kapanmış, normal bir konu haline gelmiştir” dedi.

Diğer yandan; İran, ABD ve Avrupa’nın yeni yaptırım sinyallerine askeri varlığını pekiştirerek de yanıt veriyor. Eylül ayı sonunda, Mukaddes Savunma Haftası çerçevesinde İran yapımı Saiga (Şimşek) savaş uçakları gösteri yaptı ve 1800 km menzilli Kadir füzeleri ilk kez sergilendi.

Sarkozy-Merkel düeti ve Ortega
Fransa Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü David Martinon, Ahmedinecad’ın “nükleer enerji faaliyetlerimiz barışçıl” açıklamasına Fransa’nın inanmadığını belirtti. Cumhurbaşkanı Sarkozy ise Eylül ayı sonunda toplanan BM Genel Kurulu’nda “İran’ın nükleer enerjiye sahip olmasının, bölge ve dünya barışı ile istikrarı için kabul edilemez bir risk oluşturduğunu” söylemişti.

BM Genel Kurulu’nda konuşan Almanya Başbakanı Angela Merkel’in de gündeminde İran vardı. Merkel, “İran BM Güvenlik Konseyi kararlarını gözardı ediyor, İran İsrail’i tehdit ediyor. Kendimizi kandırmayalım; eğer İran nükleer bomba elde ederse sonuçları korkunç olur” dedi.

Nikaragua Devlet Başkanı Daniel Ortega ise İran’ın yanında yer alarak, atom bombasını kullanan tek ülke olan Amerika’nın, bu konuda söz söylemeye hakkı olmadığını belirtti. Ortega, Amerikan liderlerinin sanki tanrıymış gibi dünyayı yönettiklerini, yoksul ülkelerinse şiddet ve baskı altında ezildiklerini söyledi.{jcomments on}