Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Dervişler ve tacirler: AKP

 

Serdal Bahçe

Eğer sistemi akılcılaştırmıyorsanız, aklı sistemin dışına itersiniz. Burjuvazinin, doğum çağı dışında; yapmaya çalıştığı ya da yapmaya zorunlu olduğu şey budur. Neo-liberal proje aklın kazınması ile birlikte işlemektedir. Burjuvazi kendi misyonuna, kurumlarına ve rasyonalitesine, sistemi ayakta tutmak adına saldırmaktadır. Bu tedrici bir süreçtir ve yer yer atalete dayalı öbeklerle çatışma kaçınılmaz gibi görünmektedir. İnsanlığın, dünyanın ve toplumun sermayeleştiği bu çağda burjuva rasyonalitesinin ve siyasal kurumlarının bile gerisine savrulmak kaçınılmazdır.

Toplumsal ve coğrafi olarak sermayenin tahakkümüne girmiş, sürekli olarak yapısal eşitsizlik ve sömürü üreten bir dünyayı, klasik liberalizmin; sahip olduklarına bakılmaksızın, eşit bir şekilde rekabet etme yetisine sahip özgür bireylerden oluşmuş bir toplum tahayyülüyle ayakta tutmak olanaksızdır. Kapitalizm artık olgunlaşmış ve neredeyse bütün dünyayı ve toplumun her hücresini ele geçirmiştir. Artık sıradan insanı rekabetçi bir dünyanın sağlayacağı müreffeh bir yaşam hayaliyle sistem içinde tutmak imkansız hale gelmiştir. Siyasi liberalizm bu anlamda bitmiştir. Dolayısıyla, neo-liberalizm, klasik liberalizmin sömürülme özgürlüğüne sonuna kadar aşık ekonomik söylemini akıl ötesi bir muhafazakarlık ve gericilikle birleştirmek zorundadır. Burjuva rasyonalitesi aslında yarattığı siyasi toplum modelinde barınmaktaydı. Bu noktada piyasacı muhafazakar akıldışılık burjuvazinin siyasi toplum modelini ve ona eşlik etmiş bütün toplumsal sözleşme ve temsiliyet ilkelerini de çökertmektedir. Burjuvazinin modern vatandaşı yerini giderek cemaatleşen grupçuklara ve bu grupçukların uluslararası sermaye ile bütünleşmesine aracılık eden “tüccar” devlete bırakmaktadır.

AKP’yi bu çerçevede anlamlandırmak mümkündür. AKP bu süreci yaratan politik aktör değil, sürecin doğal ürünüdür. 12 Eylül faşizmi aslında toplumun dinselleştirilmesi ve muhafazakarlaştırılması sürecine büyük bir hız kazandırmıştır. AKP’yi ancak bu tarihsel süreç içinde anlayabiliriz. Sistem dışı bir iradenin ürünü olmayan AKP’nin bazen  sermaye grupları veya örgütleriyle çatışmasını, veya devletin bazı kurumlarıyla takışmasını bu noktada abartmamak gerekir. AKP’nin akıl tutulmacı/piyasacı programı tam da sermayenin programıdır. Şunu açıklıkla belirtmek gerekir: Kapitalizm artık dinselliğe ve muhafazakarlığa muhtaçtır; bu anlamda klasik burjuva rasyonalitesine dayalı siyasi toplum modelini yeniden kurmaya çalışmak - ulusalcıların yapmaya çalıştıkları gibi – olsa olsa bir romantik karşı-ütopyadır.
AKP’yi yaratan süreç bir anlamda 13. yüzyılda Moğol akıncıları ve Haçlı Seferleri sayesinde tarumar olmuş Anadolu’yu hatırlatmaktadır. Moğol akıncıları ve Haçlılar Ön Asya’daki bütün büyük siyasal yapılanmaları ortadan kaldırmış ve bu topraklarda yaşayanları derin bir güvensizlik ortamına sürüklemişlerdi. Bu çerçevede geniş siyasal yapılanmaların korumasından mahrum kitleler mistik tarikat kapılarına akın ettiler. Güvensizlik ve korku, toplumu mistik/dinsel yapıların egemenliğine soktu. Açıkçası; devletler gerilerken dervişler yükseldi. Her türden sosyal ve ekonomik faaliyet yöresel zenginlerin ve dervişlerin kontrolüne girdi. Tüccarlar ve dervişler, yoğun bir akıl dışı dinsel söylemle birlikte hükümran hale geldiler.

Bugün uluslararası veya ulusal sermaye grupları karşısında çaresiz geniş kitleler yeniden dervişlere ve “hayırsever tüccarlara” güvenmekteler. Burjuva akılcılığının siyasi programının ürünü “modern sosyal devlet” yerini okul veya hastane yaptıran “hayırsever” burjuvalara, ulusal işgücünü uluslararası sermayeye pazarlamaya çalışan bir pazarlamacı pozisyonundaki başbakanlara veya bakanlara, ve cemaatleşen bir toplumda neredeyse hiç  temsil gücü kalmamış bir temsili demokrasiye bırakmıştır. Bu süreci AKP yaratmamıştır, AKP iktidarı sonuçtur. Sorun sürecin kendisinin aşılmasıdır. Ulusalcı program bunu hedeflemek yerine kendi yok edici çelişkilerini içinde barındıran burjuvazinin siyasal modeline geri dönmeyi amaçlamaktadır ve bu çıkmaz yoldur.

Burjuva akılcılığı, doğası gereği, burjuva akıl dışılığına dönüşmeye pek müsaittir. Bu akılcılığı ancak sosyalist bir akılcılıkla aşmak mümkündür. Sermayenin tahakkümünü ve akıl dışılığını sadece Sosyalist Aydınlanma engelleyebilir.{jcomments on}