Uğur Erözkan
“…kırılmış, dökülmüş bütün parçaları yeniden bir araya getireceğiz. Amerika tekrar eski Amerika olacak.” pası üzerine soluğu Clinton’ın yanında alan Özkök, “kırılan ülkeler arasında Türkiye de var. Türkiye’ye gelmeniz gerekecek” diyerek başkan adayından ABD’yi savunabilmek için yardım talep ediyor. Ertuğrul Özkök gibi tescilli Amerikancılar için Irak’taki sorunun ABD’nin prestiji sorunu olduğu açık.
ABD’de Bush dönemi bitiyor! Bir seneyi aşkın süredir süren tantana, 4 Kasım 2008’deki başkanlık seçimlerine kadar artarak devam edecek gibi gözüküyor. 11 Eylül’den sonra dünyayı terörden kurtarmak için ABD kamuoyundan özgürlük ve demokrasi adına destek koparmayı başaran Bush, artık benim diyen Cumhuriyetçilerin bile savunamadığı yenik bir lider olarak görülüyor. Dünyada Bush dönemi bitiyor! Afganistan, Irak, kısacası Ortadoğu, Texas kovboyundan kurtuluyor. Koparılan tantanaya inananlar için önümüzdeki dönemin insan hakları ve demokrasi adına umut vaat eden bir dönem olduğu söylenebilir. Elbette inanıp inanmamak politik bir tercihtir. Gerçekleri ise tercihlerimiz belirlemiyor. ABD’nin Ortadoğu politikasını değerlendirirken demokratların kopardığı tantana, vaatlerin ardına gizlenen bir yıkım politikasını gizlemeye yetmiyor. Irak’ta petrole yapılan devasa savaş yatırımı, egemenler arasında hükümet etmeye aday olan kesimlerin ayağına dolanacak. Seçim savaşını kazanan kim olursa olsun kaybeden Ortadoğu halkları olacak.
Egemenler Irak’ta savaşacak
Geçtiğimiz yıl Irak Çalışma Grubu’nun hazırlayıp Kongre’ye sunduğu rapor, Irak’ta ABD birliklerinin kan, petrol ve dolar bataklığında yüzmekte olduğunu gözler önüne sermişti. Kuşkusuz Çalışma Grubu’nun raporu malumun ilanı idi. Rapor yayınlanmadan bir ay önce yapılan Kongre seçimlerinde ABD halkı, Bush’un Irak politikasına karşı tutumunu ortaya koymuş, Demokrat Parti’ye hatırı sayılır bir başarı kazandırmıştı. ABD ordusu Irak’ta çuvallamıştı ve derhal strateji ve taktiklerin yeniden belirlenmesi gerekiyordu. Rapordan sonra Bush’un Irak’tan asker çekmesi umuldu fakat alınan karar tam tersi istikamette oldu. Ocak ayında Kongre’den 30.000 yeni asker göndermek için ek bütçe isteyen Bush, son kredilerini tükettiğinden, sonbahara kadar küçük de olsa bir başarı kazanmalıydı. Demokratlar ise yıl boyunca eleştirilerin dozunu gitgide artırdılar. Bush zaten ölü bir komutandı, şimdi onlara düşen cenazeyi mümkün olduğunca reytingi yüksek bir gösteriye dönüştürmekti.
Bush’un asker artırma stratejisinin sonuçsuzluğu yaz sonunda kendini göstermeye başladığında demokratlar çoktan atağa kalkmıştı. 18 Temmuz’da Kongre’de, dört ay içerisinde Irak’taki askerlerin geri çekilmesini öneren tasarının görüşüldüğü oturuma yatak ve çarşaflarıyla birlikte gittiler. Oturumun sonunda yapılan oylamada tasarı, 47 red, 52 kabul oyu almasına rağmen gerekli oy sayısı olan 60’a ulaşılamadığı için kabul edilmedi. Gene de demokratların bu radikal çıkışını görmezden gelmek doğru olmaz. Zira oylamada, Cumhuriyetçi Parti içerisinde Irak politikasına muhalefetiyle ön plana çıkan ve önümüzdeki seçimler için Cumhuriyetçi Parti’nin adayı olması beklenen John McCain ile birlikte 3 Cumhuriyetçi senatörün daha kabul oyu vermesi Bush cephesinde önemli bir yarılmaya işaret ediyor. Krizin derinleşmekte olduğu bu dönemde saflar yeniden belirleniyor. Cumhuriyetçilerin Irak’taki yenilgiyi Bush’un omuzlarına yüklemesi zaten bekleniyordu. Demokratlar ise ‘en radikal’ çıkışlarında bile savaş karşıtlığını değil Bush’un başarısızlığını hedef alıyor. Başkanlığını Bill Clinton döneminin Beyaz Saray Genel Sekreteri John Podesta’nın yaptığı demokrat eğilimli düşünce kuruluşu Amerikan İlerleme Merkezi’nin (Center for American Progress-CAP) ağustos ayı içerisinde yayımladığı bir raporda, kuzeyde iki tugay (8.000) asker bırakılarak Kürt müttefiklerin güvenliğinin sağlanması koşuluyla, ABD ordusunun bir yıl içerisinde Irak’tan güvenle çekilebileceği ve bu sayede Afganistan’da daha fazla asker konuşlandırılabileceği belirtiliyor. Size de bildik bir at pazarlığını hatırlatmadı mı? Taktisyenler için, öldürülen Irak’lıların yalnızca sayısal bir değeri var. Afganistan ve Irak ise masanın üzerindeki haritanın parçalarından ibaret.
Muzaffer orduların eve dönme zamanı!
Demokratların olanca baskısı Bush’un çuvalladığını itiraf etmesini sağlayamadı. Aylar öncesinden hazırlanmış replikleri, Irak’taki ABD ordularının komutanı David Petraeus ve ABD’nin Bağdat Büyükelçisi Ryan Crocker, 10-11 Eylül tarihlerinde Kongreye rapor olarak ilettiler. Elbette Irak’ta asker artırımı önemli bir başarı sağlamıştı… Hazır durum iyileşmişken bir miktar asker çekilerek daha az kuvvetle kazanımlar ayakta tutulabilirdi… Ancak uzun vadede başarı sağlanması için kuvvetlerin tamamının bölgeden çekilmesi stratejik bir hata olurdu… ABD halkı söylenenlere pek itibar etmemiş olsa gerek ki, muzaffer komutan Kongre’ye durumu izah ederken binlerce savaş karşıtı Kongre binası önünde işgale son verilmesini isteyen sloganlar atıyordu. Bush yönetimi savaş karşıtı eylemi birkaç densizin marjinalleşme çabası olarak görmüş olmalı ki eylemci kitleden gazabını bir an olsun esirgemedi. Eylem sırasında savaş karşıtı hareketin önderlerinden Cindy Sheehan’ın da aralarında bulunduğu 200’ü aşkın eylemci, polise saldırmak suçuyla gözaltına alındı. Oysa Washington Post gazetesinin ABC News televizyonu ile ortaklaşa düzenlediği kamuoyu yoklamasına göre Amerikan halkının Irak konusundaki genel eğilimi Bush’un politikaları ile örtüşmüyor. Ankete katılanların yüzde 53’ü Petraeus ve Crocker’ın Irak’taki tabloyu tüm çıplaklığıyla aktaracağına inanmıyor. Katılımcıların üçte ikisi ise Bush’un Irak politikasını tasvip etmiyor.
Petraeus ve Crocker’ın 10-11 Eylül tarihlerinde Kongre’ye sundukları rapor, bir ay içerisinde Irak hakkında sunulan üçüncü rapordu. Diğer ikisi Saymanlık Birimi ve Kongre’nin oluşturduğu Bağımsız Kurul’un raporlarıydı ve Petraeus’un aksine Irak’taki durumun pek iç açıcı olmadığına işaret ediyorlardı. Saymanlık Birimi Başkanı David Walker, yaptığı açıklamada, mezhep çatışmasını önlemesi beklenen “Bağdat Güvenlik Planı”nın şiddeti önleyip önleyemediğinin belirsiz olduğunu, sivillere yönelik saldırılarda da herhangi bir gelişme kaydedilmediğini belirtti. Rakamlarla konuşmak gerekirse, Mayıs ayında konulan 18 siyasi ve askeri hedeften yalnızca 3’üne tamamen, 4’üne ise kısmen ulaşılmış, geri kalan 11 hedefe ise hiç ulaşılamamıştı. 27 Ağustos’ta New York Times gazetesinde yayımlanan bir habere göre ise, Şubat-Temmuz 2007 arasında gözaltına alınan Irak’lıların sayısı yüzde 50 artarak 16.000’den 24.500’e çıktı. Aynı gazetede, Kızılhaç’tan alınan bilgilere dayanarak yapılan bir başka habere göre de, aynı dönemde evlerini terk etmek zorunda kalan Irak’lıların sayısı 499 binden 1.1 milyona yükseldi. Iraklıların potansiyel birer direnişçi olduğunu düşünürsek ABD’li komutanların gözaltına alma ve göçe zorlama taktiklerini başarı saydıkları ortaya çıkıyor.
4 Eylül’de Saymanlık Birimi sözü geçen raporu sunduktan sonra, Petraeus ve Crocker’ın yenilgiyi tekrarlaması umuluyordu. Fakat olaylar pek de bu yönde gelişmedi. Kongre’ye zafer hikayesi anlatmaları gerektiği için, “yalnızca üç hedefi başardık, 15’ini başaramadık”, demek yerine; “siyasi hedeflerimizden ancak yarısına ulaşılabilmiştir, fakat ilerleme kaydedildiği için Irak’tan çok sayıda asker çekmek kazanılan başarıyı tersine çevirecektir” şeklinde bir manevra yaptılar. Petraeus bu manevrayla da kalmayıp, geçtiğimiz aylarda ABD’lilere “Irak’ta kazanılacak her başarı, eve dönecek yeni askerler demektir!” müjdesini veren Bush’un sözünü ettiği askerleri göndermeye başladı. Bu ay içerisinde yalnızca 2.000 deniz piyadesi geri dönecekse de mart ayından başlayarak temmuza kadar 30.000 askerin daha geri gönderilebileceği açıklandı. Bu, geçen sene arttırılan asker sayısına eşit. Yani bir sene önceki taktik, “başardık ve dönüyoruz” çıkışıyla taçlandırılacak. Bu oyunu bozmak görevi ise ABD içinde dikkate alınabilecek yegane muhalefet olan Demokrat Parti’ye ihale edilmiş gibi gözüküyor. İktidara gelmeleri halinde demokratların Irak’tan tam çekilme politikasını asla uygulamayacakları tüm netliğiyle ortada olsa da, ABD muhibi medya önümüzdeki dönemde Bush’u günah keçisi ilan ederek ABD’nin prestijini düzeltme misyonunu edinmiş gibi görünüyor. Bu misyonu üzerine alan köşe yazarları arasında Ertuğrul Özkök öne çıkıyor.
Ertuğrul Özkök işgal karşıtı oluyor!
Irak’ta işgal başlamadan önce Türkiye’nin ABD ile birlikte Irak’a girmesini hararetle savunuyordu Özkök. Amerikan karşıtlığının Özkök için affedilmez bir suç olduğunu bilmez değiliz. 2001 yılında Amerikan karşıtları için yazdığı “Erken Kıllanmış Çocuk” başlıklı yazısında “altın saçlı Amerikalı çocuğun penisinin büyüklüğünü görünce bütün havası sönen erken kıllanmış çocuğun” hikayesini, “ben işte o penisi görünce Amerikancı oldum” dercesine anlatıyordu. (Sözünü ettiğimiz yazıyı okumak için: http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2001/04/01/317111.asp) Özkök’ün işgal yanlısı tutumunun değişmesi, Bush’un Irak politikasının ABD’de cumhuriyetçilere yeni bir seçim kazandırmayacağının anlaşılmaya başladığı günlere denk geldi. 19 Eylül 2007’de yazdığı, “Savaş Bitecek Çocuklar Dönecek” başlıklı yazısında Özkök, önümüzdeki dönem demokratların başkan adayı olması beklenen Hillary Clinton’ın seçim kampanyasına bağış toplamak için düzenlenen barbekü partisindeki izlenimlerini aktardı. “Kovboy diplomasisinin bittiğini”, “ABD ve Irak hükümetinin savaşı kaybettiğini”, “kahraman askerlerin eve dönme zamanının geldiğini”, “Eğer Bush savaşı o güne kadar bitirmemiş olursa bu savaşa kendisinin son vereceğini” söyleyen Hillary Clinton’a olan hayranlığını satır aralarına sıkıştırıyordu Özkök. Yazının devamında yalnızca ABD ve dünya kamuoyu için değil Özkök için de yeni bir dönemin başlamakta olduğunu anlıyoruz. Clinton’ın yaptığı kısa konuşmanın sonunda “…kırılmış, dökülmüş bütün parçaları yeniden bir araya getireceğiz. Amerika tekrar eski Amerika olacak.” pası üzerine soluğu Clinton’ın yanında alan Özkök, “kırılan ülkeler arasında Türkiye de var. Türkiye’ye gelmeniz gerekecek” diyerek başkan adayından ABD’yi savunabilmek için yardım talep ediyor. Ertuğrul Özkök gibi tescilli Amerikancılar için Irak’taki sorunun ABD’nin prestiji sorunu olduğu açık. Elbirliğiyle demokratları ve ABD’yi melek mertebesine yükseltmek Özkök’ün önümüzdeki yıllarda başlıca uğraşı olacak. Bir köşe yazarının her gün ne yazacağını düşünmek zorunda olmaması büyük şans.
Bush gidince ne değişecek?
ABD’yi yedi yıldır Bush yönetiyordu. Hani şu ‘gerizekalı’ olduğu için her fırsatta alay konusu yapılan Bush. Ortadoğu’da haritaların yeniden düzenlenmesine sebep olan, bu yüzden dünyanın bütün ülkelerinde kuklaları yakılan, bütün dillerde küfredilen Bush. ABD’nin en yakın müttefiklerinden Türkiye’de bile halkın yüzde 82’sinin amerikan karşıtı olmasına sebep olan Bush. Bir tantanadır gidiyor ‘Bush gidiyor’ diye. Bayram yapmamızı bekliyorlar, ABD’nin Ortadoğu’da uyguladığı vahşeti unutmamızı bekliyorlar. Öldürülen, tutuklanan, göç etmeye zorlanan binlerce insanı unutmamızı bekliyorlar. Sanki Bush’un yerinde bir başkası olsaydı bir şey değişirmiş gibi.
Önümüzdeki dönemde ABD Başkanı’nın kim olacağını şimdiden tahmin etmek değil amacımız. Aralarındaki farkları ortaya koymakta siyaset bilimcilerin bile zorlandığı cumhuriyetçilerle demokratlar arasında el değiştiren devlet başkanlığı koltuğunda kimin oturduğu, ona hizmet edecek olan Ertuğrul Özkök’leri ilgilendirir. Bizi ilgilendirense, Bush’tan sonra hükümet edecek başkanın Ortadoğu politikasında neyi değiştireceği. Tam da bu noktada söylenmesi gereken söz, seçimlerin Ortadoğu politikasına anlamlı bir etkisinin olmayacağıdır. Çünkü Ortadoğu’yu işgal eden Bush değil, kan ve petrolle beslenen ABD emperyalizmidir.{jcomments on}