Yarınlar
Seçim sonrası ulusalcı hayal kırıklığı, CHP içinde eski bir defterin yeniden açılmasını neden olabilir. Seçim yenilgisinin Baykal’ın üzerine yüklediği ağır fatura, CHP Genel Başkanlığı için fırsat kollayan Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ü atağa geçirdi. Baykal – Sarıgül çekişmesi basit bir koltuk kavgasından ibaret görülemez. Baykal açısından gerek siyasi kariyeri gerekse bugünkü konumu yeterince açık. Ancak umutsuz ve öfkeli CHP seçmeni, CHP ve dolayısıyla sosyal demokrasi dışında bir çözüm arayışına en açık olduğu dönemde okyanus ötesinden uzatılan Sarıgül oltasına takılıp takılmamak sorunuyla karşı karşıya. Baykal’ın şahsı ve siyasi çizgisinin Amerikancılığı ve sosyal demokrat tabanda ABD-AB konularındaki düşük profilli rahatsızlık gözle görülür bir çelişkiye zaten işaret ediyorken, Baykal’ı göndererek yerine Amerikancılığından utanmak bir yana, onunla övünen saf liberal Sarıgül’ü getirmek sosyal demokrat siyaset açısından ‘mum dikmek’ten farksız olacaktır.
İlk hamle yine hüsran
Seçim gecesi evinden TV kanallarına “sonuçları utanarak izlediğini” belirten bir fax çeken Sarıgül, fırsatları değerlendirmedeki ataklığıyla dikkat çekiyor. Ağustos başı itibariyle ise “Parola:999, Hedef: İktidar” sloganıyla parti tabanını kuruluş günü olan 9 Eylül’de parti merkezinin önünde Baykal’a karşı harekete geçmeye çağırdı. Sorosvari taktiklerle parti içi iktidar mücadelesi veren Belediye başkanı’nın son hamlesi de beklenen ilgiyi görmedi. Aynı gün Anıtkabir ziyareti düzenleyen CHP merkezinin etkinliğine katılım Sarıgül’ün gösterisinden daha fazla oldu. Ancak bu son girişimle yaşanan hüsranın da Sarıgül ve ekibini durdurmaya yetmeyeceği anlaşılıyor.
“ABD beni seçti!”
Daha önceki ve yine hüsranla sonuçlanan girişimlerinden bir diğeri ise kurultay adaylığıydı. Bu süreçteki tutum ve beyanatları ise kendisi hakkında fikir sahibi olmaya fazlasıyla yetiyor. ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan davete her zamanki ataklığıyla yanıt veren Sarıgül Amerikalı yetkililer tarafından sırtı sıvazlanan ilk Türk lider değil. AKP’nin kurulma aşamasında Tayyip Erdoğan, yine CHP’den ayrılarak YTP girişimi öncesinde Kemal Derviş ABD’de günlerce kampa girmiş, özellikle Derviş’ten uzun süre haber alınamaması halk içinde paniğe yol açmıştı. Katıldığı yetiştirme programlarına daha önce Thatcher, Blair, Aliyev, Saakaşvili gibi bilinen isimler de katılmış. Gelen sorulara da pişkin bir samimiyetle yanıt veren Sarıgül “Seçim başarılarım üzerinde duruldu; gecekondu mahallelerinde aldığım yüksek oy oranlarına özellikle dikkat çekildi. Uluslararası lobilerle temaslarım oldu.” diyerek işlerin iyi gittiğini vurguluyor. Amerikalılar sizi izliyor mu sorusuna ise “bildiğiniz gibi değil, adamlar partimle, benimle ilgili her şeyi önüme koydular. Seçim kampanyasında yaptığım konuşmaların bütün kasetlerini bana gösterdiler. Tabii şaşırdım. Yerel hizmetlerle ilgili görüşlerimi sordular. Bu arada kendilerine dil, din, ırk ve kültür farkı gözetmediğimi, inançlara saygı duyduğumu, ancak inançları iktidara değil Allah’a ulaşma yolu olarak gördüğümü ifade ettim” diyor ve Sivas’a yapacağı geziyi büyükelçilik yetkililerinin de izleyeceğini ekliyor.
İçindeki samimiyetin yüzüne vurması hususunda Melih Gökçek’in tek rakibi sayılabilecek olan CHP Genel Başkan adayı, ABD desteği almadan iş yapmamak konusunda Tayyip Erdoğan’ı, taşıma kitle ile miting yapmak konusunda ise Cem Uzan’ı hayli andırıyor. Sonunun hangisine daha çok benzeyeceğini ise zaman gösterecek.{jcomments on}