Bahar Alimoğlu
Behrengi bir garip kara balıktır, “bir kaşık suda boğulan”, 29 yaşında Aras Nehri kıyısında ölüsü bulunan. Şah Rıza Pehlevi yönetiminin tepkisini çekmiş Behrengi’nin sonu da, ibret olsun diye, Küçük Kara Balık’ınkine benzetilmiştir aslında. Ve Behrengi okuyan her çocuk bilir ki onun yazdıkları hem masaldır hem değildir.
Samed Behrengi-Toplu Masallar; Su Yayınları’ndan çıkan, içinde dünyaca ünlü İranlı yazarın on sekiz masalının, kısa hayat hikayesinin ve çocuklara yazdığı mektubun da bulunduğu bir kitap. Çocukken okumuş olan şanslıların tekrar okuyup hatırlaması gereken, hiç okumamış olanlaraysa şiddetle tavsiye edilecek bir kitap…
Başka türlü masallar Behrengi’nin masalları; Pamuk Prenseslere, Külkedilerine inat kendi kurtuluşlarını kendileri kazanan kahramanların ya da o uğurda ölenlerin masalları… Sonunda hep iyilerin kazanamadığı; ama belki değil, mutlak son gülenin onlar olacağını anlatan masallar. Beyaz atlı prensini bekleyerek yaşadığı bedbaht hayattan kurtulma umudu değil onun öykülerinin anlattığı. Olağanüstü güçlerle donatılmış yaratıklar da değil, kötülüklere savaş açan kahramanlar… Miniminnacık ve çirkin bir balık mesela ya da “hırsız ve korkak” addedilen; turnalara, martılara, bülbüllere benzemeyen, üzerine tek güzel söz söylenmemiş kargalar… İnsanların kötülüklerinden uzakta, birbirinden farklı düşünen ve yaşayan kargaların olduğu “Kargalar Kenti”ne uçan Yıldız ile Yaşar’lar… Bir şeftali çekirdeği mesela “Bir Şeftali Bin Şeftali”de… Çıplak ayaklı bir köylü çocuğu; yaşamak için pancar satmak zorunda olan, okula gidemeyen… “Sevgi Masalı”nda küçük bir çoban; gönlünü bir prensese kaptırmış… Ve bu masalda prens yok, güzel kızı yaşadığı kötü hayattan çekip çıkartan. Bir prenses var, hor gördüğü bir çobana, daha sonraları “Seninle birlikte halk nasıl yaşıyorsa ben de öyle yaşayayım.” diyen. Yani neredeyse her şey alışılmışın tersine Behrengi’nin masallarında.
Kötüler benziyor diğer masallardaki kötülere. Hacı Guliler, kötü kalpli ve yalancı karabataklar, bencil ve zengin insanlar, üvey anneler, kötü büyük adamlar, şahlar… Ama kötülerle mücadele başka araçlarla ve başka kahramanlarca yürütülüyor işte. Küçük görünen ama koskoca bir fark bu Behrengi’nin masallarıyla diğer masallar arasında.
Behrengi okuyarak büyüyen çocuklar
Behrengi bir garip kara balıktır, “bir kaşık suda boğulan”, 29 yaşında Aras Nehri kıyısında ölüsü bulunan. Şah Rıza Pehlevi yönetiminin tepkisini çekmiş Behrengi’nin sonu da, ibret olsun diye, Küçük Kara Balık’ınkine benzetilmiştir aslında. Ve Behrengi okuyan her çocuk bilir ki onun yazdıkları hem masaldır hem değildir.
Behrengi’nin masallarının pek çoğunda masalcı nineler vardır. Ama masalı dinledikten sonra Küçük Kara Balık’a öykünüp uyuyamayan küçük kırmızı balıklar da… Ve öğlen uykusuna yatmayı reddeden küçük çocuklardır bu masalları okuyanlar. Behrengi’nin öğütlediği gibi; babalarının miras bıraktığı toplumda yaramazlık yapmayı bırakıp iyilik yapmaya çalışan, bu toplumdaki kötülüklerin üstesinden gelecek araçları arayan, hastalıkları yok etmeye çalışan, onun öykülerini yalnızca eğlenmek için değil öğrenmek ve değiştirmek için okuyan çocuklar…
Behrengi’yi okuyarak büyüyen çocuklar, mesela bir şeftaliye asla sadece bir meyve olarak bakamazlar. Tamamını bitirmeden, bir kısmını arkadaşına vermeden edemezler. Behrengi’nin çocukları, sakladıkları şeftali çekirdeklerini, mutlaka ve mutlaka, bir bahçenin dibindeki tepeciğin ardına ekerler. Behrengi, çocuklarına bütün bu çarpıklıkları, tatlı-sulu şeftalileri neden yalnızca zengin çocuklarının yiyebildiğini muhteşem bir dille teşhir etmekle kalmaz, çözüm yolları da gösterir çocuklara. Behrengi’nin çocukları; şeftalileri neden onları yetiştirenlerin değil de üzerinde hiçbir emekleri olmayan insanların yiyebildiklerini bildikleri gibi şeftali ağacının nasıl yetiştiğini, bir ağacın çekirdekten nasıl sürgün verdiğini, kaç yılda meyve verebilir hale geleceğini ve yine o meyvelerin çekirdeklerinden nasıl yeni yeni ağaçlar, yeni yeni şeftaliler türeyeceğini de bilirler. Belki “Hayat Bilgisi” dersinden “5-Pekiyi” ile geçemezler; ama bilirler şeftali ağacının kimseye kimsenin lütfu olmadığını.
Behrengi’nin çocukları; vefayı, dayanışmayı, birlik olmayı, hayatın gül bahçesi olmadığını, birileri tokken binlercesinin neden aç kaldığını öğrenen, erken büyüyen ve yaramazlık yapmaktan erken vazgeçen çocuklardır. Behrengi’nin çocukları, örneğin hırsızlığın kötü bir şey olduğunu düşünmekten ziyade; insanları, kargaları hırsız olmaya iten sebeplerin düşünülmesi gerektiğini bilen çocuklardır. Küçük Kara Balık denize vardığında oradaki balıkların nasıl bir olup da balıkçıları mahvettiğini, bir çekişte ağlarını nasıl ellerinden aldıklarını öğrenip; örgütlenmenin, kardeş olmanın kendilerinden kat be kat güçlü olan kötüleri bile alt etmeye yeteceğini görenlerdir. Ailesine çok çektiren Hacı Guli’nin başını kerkitle yarmaya çalışan Tanrıverdi’lerdir onlar; anne kargayı öldürmeye çalışan üvey annesinin bacağını ısıran Yıldız’lardır; yavru kargayı ölümün elinden almak, Yıldız’ın çilesine son vermek için bir köpeğin başını taşla ezebilecek Yaşar’lardır; belindeki kamayla onları yutan pelikanın torbasını yırtan Küçük Kara Balık’lardır… Pamuk elli, pırıl pırıl küçük beyefendiler, küçük hanımefendiler değildir masallardaki çocuklar. Onları okuyan çocuklar da öyle olmayı reddedenlerdir zaten.
Ve o çocukların hepsi bir gün kargalar kentine göçmeyi hayal ederler. Kimisi biraz büyüyünce “Öyle bir yer yok” diyenlere inanır gibi olur. Ama bilirler ki “Kargalar Kenti” yoksa da, kurulacaktır. Küçük Kara Balık inanmış mıydı “Dünya bu kadar” diyenlere? Tekrar başlarlar aynı düşü kurmaya. Bu sefer kendileri yaratarak, Küçük Kara Balıkların nicesinin karabataklara yenik düşeceğini bile bile, “Yavrum, senin yaşındayken, ben de buna benzer şeyler düşünürdüm.” diyenlerin umutsuz ve bilmiş bakışlarını ardlarında bırakarak… Küçük Kara Balıklar denizlere ulaşacak. Kim bilir, belki bir kıyısı bile vardır gidecekleri denizin Kargalar Kenti’ne...{jcomments on}