Filistin direnişi öğretmeye devam ediyor... İçimizdeki İsrail'le savaşmak

 

Çağlar Kılınç

2664155 Haziran 1967’de başlayan ve sadece 6 gün sürdüğü için ‘6 gün savaşları’ olarak anılan Arap-İsrail savaşının 40. yıldönümünde konuşan Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas, Filistin’in bir iç savaşın eşiğinde olduğunu söyleyerek bugün gelinen durumun adını o tarihte resmiyete dökmüştü. Filistin’in Haziran ayı başında eşiğinde bulunduğu felaket, ay sonu itibariyle gerçek bir iç savaş olarak gündemdeki yerini aldı.

1,5 yıl önce yapılan demokratik seçimlerde Hamas’ın iş başına gelmesi ülkenin bugünkü durumuna giden sürecin en büyük tetikleyicilerinden biri olarak görülebilir. Ancak geçen süre zarfında yaşananlar, El Fetih ile Hamas arasındaki iktidar mücadelesinin sorumluğunun taraflardan yalnızca birine yüklenmesin haksızlık olacağını göstermeye yetiyor. Hamas’ın din temelli politikası, camilerde kendi imamlarına El Fetih için ölüm fermanları okutması ve toplam olarak dünya çapında uygulanan haksız ambargoya karşın ülkeyi bu durumdan çıkaracak yeni bir açılım üretememesi bir yana, Arafat’ın ölümü ile birlikte hiçbir örgütsel yenilenmeye gitmeyen, kendi iktidarını ayakta tutabilmek adına İsrail ve diğer emperyalist güçlerle beraber hareket etmekten kaçınmayan El Fetih yönetiminin tutumu diğer yana. Haziran ayı boyunca yaşanan iç çatışmalarda Hamas militanları Gazze’de El Fetih’e ait bir eğitim kampının kontrolünü ele geçiriyor, El Fetih militanları Hamas’lı Başbakan İsmail Haniye liderliğinde Filistin kabinesinin toplantı halinde olduğu binaya ateş açıyor,  Gazze’nin kontrolünü tamamen ele geçiren Hamas devlet binalarında Arafat’ın resimlerini ayaklar altına alıyor, El Fetih içindeki Muhammed Dahlan gibi ‘savaş ağaları’, aşiretler ve aileler de silahlanarak kendi yasalarını uygulamaya başlıyor. Filistin halkı olan biteni dehşetle izliyor. Daha da kötüsü, Mete Çubukçu’nun aktardığına göre ortaya çıkan duruma tepki göstererek “Geçen yıl kendimizi canlı kalkan olarak kullanarak sizleri İsrail’den korumuştuk. Şimdi de birbirinizden koruyacağız” diyen gruba, giderek lümpenleşen ve çeteleşen gruplarca ateş açılıyor.

Hamas’ın yükselişi
Filistin direnişi içerisinde Hamas hareketinin yükselişi, doğal olarak El Fetih yönetimindeki çürümenin başlamasıyla eş zamanlı olarak gelişti. FHKÖ’nün sahneden fiilen çekilmesinden sonra direnişin önderliğini uzunca bir süre tek başına sırtlayan El Fetih, Yaser Arafat’ın ölümüyle doğan boşluğu hiçbir zaman gerçek anlamıyla dolduramadı. Bu boşluk İslami temellere sahip Hamas için Filistin kurtuluş mücadelesini bir İslam mücadelesine dönüştürme ve kendi ideolojik hegemonyasını kurmak yolunda önemli bir zemin oluşturdu. Bundan 1.5 yıl önce yapılan seçimlerde üstünlüğün Hamas’ın eline geçmesiyle Filistin topraklarında iki başlı bir yönetim, anlayış düzeyinde de olsa fiilen kurulmuş oldu. Devlet Başkanlığını El Fetihli Mahmut Abbas’ın yürüttüğü ülkenin Başbakanı Hamaslı İsmail Haniye olunca hem içerde bir otorite boşluğu oluştu hem de uluslararası platformda bir temsil sorunu. İsrail devletinin varlığını hiçbir şekilde tanımayan ve bu tutumunda ısrarcı davranan Hamas’ın hükümet kurmasıyla birlikte İsrail, toplanan vergilerden Filistin’e düşen payın ödenmesini durdurdu. AB ve ABD gibi emperyalist merkezler de Filsitin için belirlenmiş fonların akışını dondurarak Hamas Hükümetini zor durumda bırakmayı amaçladılar. Uygulanan bu haksız ambargolar ülke içinde doğan otorite boşluğunu da tetikledi. İki örgüt arasında çıkan ilk çatışmalar güvenlik güçlerinin maaşlarının ödenmesi sorunundan kaynaklanmıştı. Mahmut Abbas’a bağlı bazı uluslararası fonların Hamas’ın eline geçmemesi kaydıyla serbest bırakılması, El Fetih militanların maaşlarının buralardan ödenmesi, bununla beraber Maliye Bakanlığı’nı elinde tutan Hamas’ın bakanlık kaynaklarıyla sadece kendi militanlarını beslemesi ülkenin bugün geldiği noktanın işaretlerini aylar öncesinden veriyordu.

İsmail Haniye’nin geçen yıl danışmanlığını yapmakta olan Ahmet Yusuf, 20 Haziran 2007’de New York Times’ta yayınlanan makalesinde Hamas’ın “18 ay boyunca Fetih’le birlikte olmanın yollarını aradığını” söylese de henüz 18 aylık bir hükümetin, bu kısa sürenin sonunda Gazze’deki devlet binalarından Filistin bayraklarını indirip kendi bayraklarını asmasının ardında, bir tür birlik niyetinin yattığının söylenmesi hayli zor gözüküyor.

Sürecin yönü
İç savaşın ilk adımının Gazze’deki Fetih kampını basan Hamas tarafından mı yoksa Haniye’nin başkanlık ettiği kabine toplantısına ateş açan Fetih tarafından mı atıldığı sorusuna en doğru yanıtı verebilmek, Filsitin’de yaşananların doğru bir analizini yapabilmeyi garantilemiyor. Çünkü ne kamp baskını ne de Haniye’ye yönelik açılan ateş gerçek bir yola çıkış noktası olabilir. Hatta ülkenin içinde bulunduğu bu iç savaş durumu hiç ortaya çıkmamış olsaydı bile Filistin direnişinin kurmaylığının ciddi bir kan değişikliğine ihtiyaç duyduğunu söylemek kehanet sayılmazdı.

Ülkeyi uzun bir zaman boyunca yönetmiş bulunan El Fetih içindeki çürüme, devlet kademelerinde hızla artan yolsuzluklar, ve nihayet tarihsel kişiliğinin de yardımıyla tüm bu olumsuzlukların giderilmesini olmasa da üzerinin örtülmesini sağlamayı başarabilen Arafat’ın ölümü Filistin direniş hareketi içindeki görünmez sorunları görünür kıldı. Adı Filistin direnişiyle özdeşleşmiş olan Yaser Arafat’ın ölümünün ardından, Ergun Adaklı’nın deyimiyle Arafat’ın en sağ kolu, El Fetih içindeki en sağ ve uzlaşmacı lider Mahmut Abbas Cumhurbaşkanı seçildi. Abbas hiçbir zaman El Fetih üzerinde Arafat’ın kurduğu türden bir hakimiyet kuramadı. Fetih militanlarının Abbas’tan çok Muhammed Dahlan isimli savaş ağası tarafından kontrol edilmesi otorite boşluğunun sadece Filistin’de değil, aynı zamanda El Fetih içinde de var olduğunun en büyük göstergesi.

El Fetih’in Hamas’a karşı ABD ve İsrail tarafından doğrudan silah ve para yardımı görmesi ve örgüt liderliğinin bu durumdan rahatsız gibi görünmemesi çatışmanın tarafları arasında görece ileri bir unsur seçilmesinin ve savunulmasının büyük bir yanlış olduğunu açıklamaya yetiyor. Emperyalist merkezlerin Fetih’e doğrudan verdiği destek elbette karşılıksız değil. Gazze’nin Hamas kontrolüne geçeceğinin anlaşılması üzerine hükümeti fesheden Abbas yeni kurulan olağanüstü hal hükümetine Başbakan olarak Selam Feyyad’ı atadı. Böylece gönderilen silah ve paranın karşılığı da alınmış oldu. El fetih’in yürüttüğü işbirlikçi politikalar ve emperyalizmin hevesli desteği göz önüne alındığında, eğer yaşanan çatışmalar Fetih’in kesin üstünlüğüyle sonuçlanacak olursa, ülkenin kaderi ve iç yönetimi üzerinde ilk kez bu oranda bir emperyalist belirleyicilik hakim kılınmış olacak. Öte yandan muhtemel bir Hamas galibiyeti ise Filistin’i yeşile boyamakla kalmayacak ve direnişi tarihsel kökenlerinden de kopararak ‘medeniyetler çatışması’nın yeni bir arenasını yaratacak.

Halkın dışındaki mücadele
Filistin halkı, yaşanan iç savaşta ne Hamas’a ne de Fetih’e destek verdiği gibi, bu savaşın nesnel olarak da bir tarafında yer almıyor. Çatışmaların durdurulması yönünde gelişen tepkileri de bu yönde okumak mümkün. Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) ve Filistin Demokratik Kurtuluş Cephesi (FDKC) tarafından 14 Haziran’da düzenlenen mitingde, Gazze’de yaşanan olaylar protesto edildi ve ulusal birliğin yeniden sağlanması konusunda çağrı yapıldı. Hamas’ın Gazze’deki devlet binalarına kendi bayrağını asmasının yattığı tepki de sonuç verdi ve devlet binalarına yeniden Filistin bayrağı asıldı. Ancak tüm bu etkenler henüz Gazze ve Batı Şeria arasındaki ayrımın kalıcı bir hal almasının önüne geçebilmekten uzak görünüyor. Ülkenin içinde bulunduğu durum düşünüldüğünde kısa vadede oluşabilecek en ciddi tehlike ‘iki ayrı Filistin’ durumunun istikrar kazanması olarak görülebilir. Bu durum Fetih’in giderek daha fazla işbirlikçi, Hamas’ın ise daha fazla İslamcı ve düz bir siyasi hat benimsemesini yani zaten açık seçik ortada olan politik tercihlerin daha fazla uçlara savrulabileceğinin işareti aynı zamanda. Ancak ‘iki ayrı Filistin’ durumu ortada gerçek bir Filistin kalmaması anlamına da geliyor. Bugün geldiği aşamada Filistin direnişi, gerek Hamas gerekse El Fetih açısından direnişin merkezi olmakla basit birer çete örgütü olmak arasındaki mesafenin ne kadar kısa olduğunu tüm dünyaya öğretiyor.

Taşlar kimin için toplanıyor?
Filistin gerek dünyanın bugünkü gündeminde kapladığı, gerekse ezilen halkların direniş tarihinde edindiği haklı yeri, en modern teknolojiyle donatılmış ve dünyanın en güçlü ekonomisini arkasına almış bir İsrail devletine karşı verdiği onurlu mücadele ile aldı. Devasa savaş makinelerine topladıkları taşları atarak ülkelerini savunan Filistinli çocuklar dünya çapındaki anti-emperyalist direnişin simge ve esin kaynağı oldular. Onlar kendi ülkelerini savunurken verdikleri mücadele ile bir yandan dünyanın başka uçlarındaki direnişlerin de öğretmeni oldular. Filistin’de yaşanan savaşın galibi kısa vadede Hamas da olabilir El Fetih de. Ancak gelinen noktada en büyük tehlike bir ‘ortak düşman’ algısının silikleşmesi ve Filistin direnişinin dünya halklarının gözünde itibar ve sempati yitirmesidir.{jcomments on}