Gelenek gündem dışı bırakılmak isteniyor

 

Cem Eroğul

Mülkiye’nin en özgün yanlarından biri kendi başına buyruk değil, kamu hizmeti çerçevesinde bir iktisat yaklaşımının benimsenmiş olmasıydı. Bu durum ortadan kaldırıldı. Bunu telafi etmek için yıllar yılı ortak ders konması yönünde çaba harcandı. Ama ne yazık ki kimi yanlışlardan dönüş olanağı yok.

Mülkiye ruhu öncelikle nitelikli bir eğitimden geçerek kamu sorunlarına sahip çıkma istencidir. Mülkiye kurum olarak da zaten bildiğiniz gibi böyle ortaya çıkmıştır. Amacı önce imparatorluğun, sonra cumhuriyetin gereksinim duyduğu yüksek nitelikli kamu sorumluluğunu taşıyan yönetici personel yetiştirmek olmuştur. Yani kamunun, toplumun uzun süreli çıkarlarını korumak üzere yetişmiş bir insan topluluğu... Ve Mülkiye, bu geleneği de esas olarak başarılı bir şekilde sürdürmüştür.

Küreselleşme sürecinin bir sonucu olarak kamunun ve kamu hizmetinin küçümsendiği bir dönem yaşıyoruz, hem Türkiye’de hem dünyada. Bu koşullarda tabii ki Mülkiye geleneği de gündem dışı bırakılmış oluyor. Ama bugünkü siyasal, kültürel, ideolojik ortamın bu baskıyı yaratmış olması temel gerçeği de değiştirmiyor. Çünkü ulus devletler hala hayattadır ve kendi toplumlarına karşı sorumlulukları vardır. Dolayısıyla bu görevi üstlenme istenci, kararlığı içinde insanların yetiştirilmesi bir gerekliliktir. Nesnel bir gerekliliktir. Mülkiye’nin varlığı da bu yüzden hala nesnel bir gerekliliğini sürdürüyor. Ama gitgide olumsuz koşullar içinde sürdürüyor. Bu durum, kurum olarak Mülkiye’yi de ister istemez kendi geleneğinin gereklerini karşılayacak olanaklardan adım adım yoksun bırakıyor.

Mülkiye, ben daha öğrenci değilken ilk üç sınıfı ortak okurdu. Benim öğrenciliğimde ilk iki sınıf ortak okutulur hale geldi. Bu çok iyi bir formüldü. Ne yazık ki 1980’den sonra birinci sınıftan itibaren bölümler ayrılmaya başladı. Bu Mülkiye ruhunu kökünden zedeleyen bir uygulama oldu. Bu genel yaklaşım içinde Maliye’nin İktisat’tan ayrılması da, Mülkiye geleneğine tamamen aykırı bir uygulama oldu. Mülkiye’nin en özgün yanlarından biri kendi başına buyruk değil, kamu hizmeti çerçevesinde bir iktisat yaklaşımının benimsenmiş olmasıydı. Bu durum ortadan kaldırıldı. Bunu telafi etmek için yıllar yılı ortak ders konması yönünde çaba harcandı. Ama ne yazık ki kimi yanlışlardan dönüş olanağı yok. Çünkü bu sefer Mülkiye için çok tehlikeli bir başka şey oldu: Bir tür bölüm milliyetçiliği doğdu. Bölümler öteki bölümlerle karışmakta kıskanç davranmaya başladılar. Oysa özerklik günlerinde her alanda yapılacak programların kararlaştırılmasında eşit söz sahibiydik; kurumun mantığı da bunu gerektiriyor. Böyle olmayınca bölüm milliyetçiliği yüzünden acayip sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Örneğin çağdaş devlet düzenleri dersi Türkiye NATO’ya girdikten sonra özellikle Uluslararası İlişkiler öğrencilerinin NATO’nun büyük devletlerinin nasıl yönetildiklerini öğrenmelerini sağlamak için yaratılmış bir derstir. Şimdi bu ders Kamu için zorunlu, Uluslararası İlişkiler için seçimlik ders. Bu gerçekten nitelendirici bir sıfat bulmakta zorlandığım bir durum. Ve yıllardır bunu söylüyorum ama bölüm milliyetçiliği yüzünden düzeltilemiyor. Bu durum Mülkiye’nin özü olan ortak bünyeye dayanan özerklik anlayışının terk edilmesinin ne gibi acı sonuçlar doğurabileceğinin bir göstergesidir.

Şunu da belirteyim, Mülkiye somut bir gereksinimin yanıtı olduğu için sanıyorum ki her şeye karşın direnme gücünü kendinde bulacaktır. Benim gözlemim bu bakımdan iyimserdir. Tabi gençler haklı olarak tepki içindeler. Ama biz 12 Eylül’ü gördük. Mülkiye’nin ölüm derecesine getirildiğini gördük. Çok daha kötü günler gördük. Yaşanan nitelik düşüklüğünden büyük ölçüde geri dönüldü. Dolayısıyla durum umutsuz değil ama çok önemli sorunlarımızın olduğu da kuşkusuz.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99