Geleneğin yerine Mülkiye A.Ş.

 

Yarınlar

Eline geçeni satmakla övünen Çiller “son sosyalist devleti” yıkarken yıkılanın sosyalist bir devlet olmadığını elbette biliyordu. Biz de Şener’in birazcık bile komünist olmadığını biliyoruz. Ancak liberaller açısından tam piyasacı ve tam Amerikancı olmayan her şey sosyalist sayıldığından, Çiller’in kastettiği sosyalistliğin ve Şener’in itiraf ettiği komünistliğin, piyasanın kamu lehine dizginlenmesi anlayışı olduğunu çıkarabiliriz. Mülkiyeliliğin merkezi unsuru da buydu. Daha solunu ve daha sağını içermekle beraber, toplamda gelenek kendisini bu vurgu etrafında biçimlendirdi. Şimdi tehdit altında olan da budur.

Menderes iktidarının son günleri… Üniversite öğrencileri içindeki huzursuzluk doruğunda… 28 Nisan’da İstanbul’da eylem yapan öğrencilerin üzerine ateş açılmış ve Turan Emeksiz öldürülmüştür. Ertesi gün meydana çıkma sırası SBF’ye gelmiştir. “SBF öğrencileri, fakülte bahçesinde toplandılar, şimdilerde vaka-i adiye haline gelmiş bulunan tarzda bağırıp çağırmaya başladılar. Sıkıyönetim emrindeki atlı birlikler gençleri kuşatma altına aldı. Gençlerin dağılacağı yoktu. (…) O yıl ki İnek Bayramı için alınan kırmızı boyalar, bambaşka ve hiç tahmin edilemeyecek bir işlev gördüler. Fakültenin etrafı atlı birlikler tarafından kuşatılınca, bu boyaları kullanarak geniş karton kâğıtlara ‘ya hürriyet ya ölüm’ yazarak fakülte binasının caddeden görünen duvarlarına astık. Aceleyle ve özentisiz yazıldığı için, boyalar, yer yer damlamış, uzaktan bakıldığında kanla yazılmış görüntüsü veriyordu. (…) 27 Mayıs’ın ardından Altan ve Örsan Öymen’in hazırlayıp yayınladıkları yazı dizisinde, SBF öğrencilerinin Fakültelerinin duvarına kanlarıyla ‘ya hürriyet ya ölüm’ yazdıkları anlatıldı. (…) Kuşkusuz fakülte binasına doğru ateş açılmış, duvarlar delik deşik edilmişti. Ancak, kaçarken kolunu bacağını inciten arkadaşlarımızın dışında yaralanan olmamıştı.” Alpaslan Işıklı 27 Mayıs’a giden Türkiye’de, SBF’nin görüntüsünü böyle anlatıyor.

Başka bir dönem, yine SBF. “Ben 1971’de de dekandım. O zaman öğrencilerle çok yakın ilişkiler içindeydim. Çok hareketliydiler. Fakülte basıldı biliyorsunuz. Polisler yatakhaneye büyük bir hışımla girdiler. Çocuklar yatakhanede dolap, karyola ne varsa onlarla barikat yapıp polisi önlemeye çalıştılar. Ve büyük bir arbede oldu. Polisler benim üzerime yürüdü. Arkadaki yatakhanede Cevat ve Fehmi Hocalarla birlikteydik, bu müdahaleler sonunda üniversite içinde büyük bir olumsuz hava doğdu. Anımsıyorum, Dekan olarak valiyi arıyorum, yok; İçişleri Bakanını arıyorum, yok, yahut çıkmıyor. Polis müdürünü arıyorum, çıkmıyor. ‘Durdurun şu polisleri, çocukları öldürecekler’ diyorum; hiç kimse yok ortada. Nihayet Cumhurbaşkanı Sunay’a başvurdum. Fakat o da çıkmadı, ‘şu sırada randevum var, kimseyle görüşecek vaktim yok’ dedi. Bunun üzerine ben ertesi gün öğrencilerle Fakültede büyük anfide konuşurken, ‘artık Türkiye’de başvuracak makam kalmadı’ dedim.” Cahit Talas’ın anılarında SBF’nin 1971’i. Elbette aynı zamanda Türkiye’nin 1971’i…

Bu da SBF, aynı fakülte, aynı bahçe… 22 Mayıs 2006 günkü toplantısında Fakülte Yönetim Kurulu “daha ziyade bir ‘eğlence ortamı’ oluşturduğu ve ülkemizde son günlerde yaşanan üzücü olaylar karşısında, toplum nezdinde yaratacağı olumsuz değerlendirmeler göz önüne alınarak” İnek Bayramı’nın ertelenmesine karar verdi. Öğrenciler büyük bir tepkiyle bu karara karşı çıktılar. Oldukça geniş katılımlı bir toplantının ardından ön bahçeye yürüyerek kararı protesto ettiler. Bu kez fakülte yönetimi, toplanan öğrencileri izlemektedir, fakülte kapısında… Bahçeyi öğrencilerin kapıyı yönetimin tuttuğu sembolik saflaşmadan sonra aynı zamanda ‘özeleştiri’ ortamı olan İnek Bayramı, öğrenciler eliyle layıkıyla kutlanacaktır. Elbette özeleştirinin odağında fakülte yönetimi bulunmaktadır. “Allahım, işletmecileri dekan yaptık, dekanlığı da işletme haline getirdik! Yolumuzu kaybettik, zıvanadan çıktık, utanmazlığımızı affeyle Yarabbi!”

Siyasalın üç ayrı döneminden alınma bu üç sahne, aynı zamanda SBF’yi de etkileyen bir dönüşümün göstergesidir. Mülkiye’nin Mülkiye olmaktan çıkışının göstergesi… Anlamını, Korkut Boratav’ın ifadesiyle “Serbest piyasa ekonomisi diye pazarlanan ve yüceltilen kaynak tahsisi ve bölüşüm mekanizmalarına dönük en can alıcı eleştiriler”de bulan bir gelenek yerde kıvranırken, fakültenin atmosferi de değişmektedir. Fakültenin devlete kadro yetiştirmek için kurulmuş olmasına rağmen, en az bu kuruluş kadar geleneğe damgasını vurmuş bir kamuculuk eğilimi arkasında bir iz bile bırakmayacak şekilde temizlenirken, İnek Bayramı da varsın kutlanmasın. Tartışma geleneksel bir faaliyetin ertelenmesiyle başlamış da olsa elbette ondan çok daha fazlasıdır.

AKP bakanını “biraz komünist” yapan gelenek
Galataport ve Samsun-Ceyhan projelerine muhalefet ettiği için ‘gizli solcu’ yakıştırması yapılan Abdüllatif Şener, “Gizli solcu ile hafifletmiş olursunuz. Her Mülkiyeli biraz komünisttir” çıkışı yaptığında gazetecilerin önemli bir kısmı bu ifadeyi politik magazin kapsamında ele aldı. Oysa daha büyük bir gerçeğe işaret edildiği kabul edilmelidir. AKP Hükümetinin önemli bakanlarından biridir söz konusu olan, Küba’da gerilla şapkası takan Mehmet Gül değil.
Mülkiye’nin solculuğunun, öğretim kadrosunun ve öğrencilerin siyasal eğilimlerinde de kendini gösterdiği gerçek olsa da, buna indirgenemeyeceği açıktır. Mülkiye, toplumsal sorunları kamusal perspektifle ele alma anlayışını temsil etmektedir. Alternatifi, en çarpıcı örneklerini Özal’ın prenslerinde gördüğümüz uluslararası piyasadan bürokrasiye devşirilmiş liberallerdir. Uzmanlıkları, ekonomi yönetimini uluslararası kurumlara, dış politikayı ABD Dışişlerine uyarlamaktan ibaret olan liberal cemaat 12 Eylül’le birlikte kontrolü eline geçirdiğinde Mülkiyelilik olarak ifade edilen gelenekle hesaplaşıyordu. Türkiye’ye özgü sorunları ele alan ve belirli ölçülerde özgün bir birikim yaratan Mülkiyelilik bastırılırken, yerine Türkçeye yarım yamalak çevrilmiş, hiçbir derde deva olmadığını uygulandığı tüm bölgelerde kanıtlamış “ihracata dayalı kalkınma” reçeteleri getiriliyordu.

Mülkiye geleneğinin homojen bir bütünlük oluşturması gerekmiyor ve elbette kamusal perspektif Mülkiye’nin toplamını tarif edemez. Ancak Mülkiye’ye rengini veren baskın eğilim kamuculuktur. AKP’ye bakan olan bile o baskın eğilimin izlerini taşımaktadır. Abdüllatif Şener’in sözü, Tansu Çiller’in ‘özelleştirme devrimi’ ile birlikte ele alındığında kastedilen daha açığa çıkmaktadır. Eline geçeni satmakla övünen Çiller “son sosyalist devleti” yıkarken yıkılanın sosyalist bir devlet olmadığını elbette biliyordu. Biz de Şener’in birazcık bile komünist olmadığını biliyoruz. Ancak liberaller açısından tam piyasacı ve tam Amerikancı olmayan her şey sosyalist sayıldığından, Çiller’in kastettiği sosyalistliğin ve Şener’in itiraf ettiği komünistliğin, piyasanın kamu lehine dizginlenmesi anlayışı olduğunu çıkarabiliriz. Mülkiyeliliğin merkezi unsuru da buydu. Daha solunu ve daha sağını içermekle beraber, toplamda gelenek kendisini bu vurgu etrafında biçimlendirdi. Şimdi tehdit altında olan da budur.

Piyasa uzmanı nasıl yetiştirilir?

Üniversitenin üniversite olmaktan çıkışı ve meslek okullarına dönüşmesi, YÖK’ün merkezi amaçlarından biriydi. YÖK sadece üniversiteler üzerinde siyasi bir denetimi değil aynı zamanda ve daha önemlisi eğitim sürecinin ve hedeflerinin baştan tanımlandığı bir ideolojik yeniden inşayı hedefliyordu. Hem YÖK’ün kuruluşunda Doğramacı döneminde, hem de 90’ların ortasında ünlü TÜSİAD Raporuyla tekrar tarif edildiği dönemde üniversite, kamu ihtiyaçlarına yönelik olmaktan çıkarılarak kar etmesi ve ürettiği ürünü satması gereken işletmeler olarak ele alındı. Ürün hem akademisyenlerin çalışmaları hem de mezun edilen öğrencilerdi. SBF’nin bundan tamamen yalıtılması mümkün olamazdı, olamadı da.

Mülkiye formasyonu uzmanlaşmadan önce tüm bölüm öğrencilerin aldığı ortak derslerde başlayan bir süreçte sağlanıyordu. Mülkiyelilik uzmanlaşmadan önce toplumsal sorunları ele alma perspektifiydi. Dolayısıyla bir Mülkiyeli önce Mülkiyeli sonra şu ya da bu alanda uzman anlamına geliyordu. Genel bir tarih, toplum kavrayışı olmadan bir alanda uzman olunamayacağı anlayışı Mülkiye’ye damgasını vuruyordu. Uzmanlık alanları genel bir sosyal Bilim birikimi üzerine inşa edildiği için somut çalışma alanları farklı da olsa bu formasyondan geçen insanların önemli bir bölümü farklı alanlarda ortak noktaları kolaylıkla gösterilebilecek bir tutumun sürdürücüleri oldular.

YÖK projesinde ise eğitim, insanları bir alanın uzmanı ama sadece bir alanın uzmanı haline getirmeye yönelik olduğu için SBF’nin ortak dersler geleneği ilk adımda ortadan kaldırıldı. YÖK Kuşağının durumu uzun zamandır ortada. İnsanlık tarihi bilmeyen işletmeciler, sosyolojiye şöyle bir dokunup geçmiş uluslararası ilişkiler uzmanları, acayip neo-klasik iktisatçılar… Hadi SBF kapsamı dışındaki bölümlerden de örnek verelim, tarihten pek anlamayan sosyologlar, her çiçeğe konmuş iletişimciler, iktisatla araları pek olmayan tarihçiler, birey ölçeğini aşan meselelere kibirle bakan psikologlar, halk sağlığını zorunlu staj düzeyinde ele alan tıpçılar, mühendisler sadece mühendisler… SBF’de bu dosya kapsamında görüştüğümüz bir hoca, 4. sınıf İşletme/ÇEKO öğrencilerine verdiği bir derste “İnsanlık Tarihi” anlatmak ihtiyacını hissettiği ve bir biçimde kulağına bu konular çalınmış az sayıdaki öğrenci dışında sınıfın uzun süre uzaktan izlemekle yetindiğini anlatmıştı.

Sosyal bilimler eğitiminde bütünlüğün bozulmasıyla uzmanlaşma sağlamaya dönük liberal eğilimin temel sorunu, bizzat kendilerini düzenlerken referans aldıkları piyasanın, hiçbir zaman sadece piyasa olmayışıdır. Bugün de geçmişte de piyasa, piyasa dışı araçlarla sağlanan sistematik müdahale olmadan ayakta duramıyordu. Eski ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın ifadesiyle “piyasanın gizli eli ABD ordusunun demir yumruğu olmadan işleyemez”di. Kapitalizmin doğuşunda sermaye birikiminin her türlü zor aracı kullanılarak sağlanmasının olağanüstü durumlara ilişkin olduğu ve piyasa bir kez işlemeye başladığında kendi mantığıyla işleyecek ve ilerleyecek olduğu yönündeki liberal varsayım hiçbir bakımdan savunulamaz durumdadır. Eğer sermaye, kendi zorunluluklarını daima ekonomi dışı zor araçlarını kullanarak hayata geçiriyorsa “ceteris paribus” modelleme uzmanlarının iktisada ilişkin bilimsel bir söz söyleyebilecekleri şüphelidir. Ama bilim başka, yeni üniversite ise bambaşka…

Mülkiye AŞ mi?
SBF’nin uzunca bir süredir içinden geçtiği ve büyük ölçüde tek tek hocaların mevzi direnişi sayesinde yıkıcı etkileri yumuşatılan liberal saldırı, Mülkiye’yi “College”leştirmeye yöneliyor. Kamusal perspektif, sosyal bilimsel bütünlük geriye çekilirken tek tek bölümler yeni üniversite dalgasına uyumlulaştırılıyor. Bu süreç maliye bölümünün gözden çıkarılması, iktisatın liberalleştirilmesi, uluslararası ilişkilerdeki kan kaybı, çalışma ekonomisinin insan kaynaklarına dönüştürülmeye çalışılması ile hayata geçiriliyor. İnek bayramında açığa çıkan gerilimin arkasında, ülkenin en önemli üniversite geleneklerinden birinin naaşı yatıyor.
Mülkiye’nin işletmeleşmesi, işletme bölümünün fakültedeki belirleyiciliğinin artmasıyla el ele gidiyor. Paralı yöneticiler için açılan tezsiz yüksek lisans-ikinci öğretim programları ile SBF “pazarlanabilirlik” düzeyini yükseltiyor. Böylelikle SBF diplomalı yönetici sayısı artarken, Mülkiye’yi son 10 yılda deste deste açılan vakıf üniversitelerinden farklılaştıran özellikler azalıyor.
SBF mezunlarının üniversite sonrası süreçte diğer üniversitelerdeki benzer bölümlerden daha ileri olduğu iddiası, gerçekliği bir yana, liberal modeli haklı çıkarmaktan hayli uzaktır. SBF mezunları kamusal perspektiften uzaklaştırılan bugünkü eğitimin sonucunda sınavlarda diğer üniversitelerden daha başarılı iseler bu onların SBF’de edindiklerinden çok, SBF’ye gelirken yanlarında getirdikleri belirgin avantajla ilgilidir. Aslına bakılırsa üniversite sınavlarında ilk %1’e giren öğrencileri toplayan herhangi bir fakültede, derslerde okey de oynansa, öğrencilerin üniversite sonrasında gösterecekleri ‘başarı’ çok farklı olmayacaktır.

Mülkiye’nin geleceğine ilişkin tartışma, üniversitenin geleceğine ilişkin tartışmanın önemli bir bölümü. Bu bakımıyla sadece eski ve yeni SBF’liler için değil üniversiteye kafa yoran herkes için önemli bir konu. Öğrenciler Mayıs’ta ses verdi. Hocalar ve eski mezunların sürece müdahale edip etmeyeceği, mülkiyenin bir savunma mevzisi haline gelip gelmeyeceği önümüzdeki sürecin en önemli sorusu. Mülkiye geleneğinin liberal cendereyi kırıp kıramayacağını birlikte göreceğiz.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99