Anasayfa İçerik Derlemeler Ortadoğu Türk-İsrail ilişkilerinin geleceği - Sami Kohen

Türk-İsrail ilişkilerinin geleceği - Sami Kohen

Kriz atlatıldı, ama bundan sonra ilişkiler nasıl olacak?    İsrail Dışişleri Bakan yardımcısı Danny Ayalon’un Tel Aviv’deki Büyükelçimiz Oğuz Çelikkol’a karşı düzenlediği o aşağılık mizansenin yarattığı gerginliğin resmi bir özürle yatıştırılmasından sonra, Türk-İsrail ilişkilerinin geleceğine bir bakalım.
Önce şunu belirtelim ki, İsrailli diplomatın sahnelemeye çalıştığı oyun, İsrail için bir fiyasko ile sonuçlanmıştır. Bu rezalet yüzünden İsrail’in ne kadar itibar kaybettiğini İsrailliler de görüyor.
Buna karşılık Türk diplomasisi bu olayda uyguladığı “kriz yönetimi” sayesinde puan toplamıştır. Bazılarının önerdiği gibi Büyükelçi’nin derhal geri çekilmesi, krizi sürdürmüş ve ilişkileri koparma noktasına getirmiş olacaktı. Ankara olgun davranışıyla İsrail’i özür dilemeye zorlamış, aynı zamanda İsrail ile iplerin koparılmasını istemediğini göstermiştir.
Kuşkusuz bu skandal, ilişkilerde bir hayli hasar yaratmış bulunuyor.
Bu durumda ilişkilerin kısa vadede bu olaydan etkilenmemesi ve özellikle kamuoyunda olumsuz bir iz bırakmaması mümkün değil.
Hükümet ve devlet düzeyindeki ilişkilerde ise, geçmiş yıllarda ulaşılan “stratejik işbirliği” mertebesine dönülmesi -en azından yakın gelecekte- pek zor görünüyor.

Bu noktaya nasıl gelindi?
Bunun nedeni, sadece son yaşanan kriz değil tabii. Aslında bu kriz, ilişkilerde aylardan beri süregelen sürtüşme ve gerginliklerin bir sonucudur. Ama bu skandal ayrıca ilişkilerin biraz daha gerilmesine yol açmıştır.
Bu noktaya nasıl gelindiğini incelerken, ilişkilerin bundan sonra izleyeceği seyri daha iyi tahmin etmek mümkün.
Önce Türk tarafından başlayalım:
Ankara bir süredir Ortadoğu’da aktif bir politika izliyor, özellikle bazı Arap ülkeleriyle ve İran’la ilişkilere önem veriyor, bölgesel roller üstleniyor. Bu Ak Parti iktidarının öncelikleri arasında yer alan bir “vizyon”. Bunun mantıklı ve pragmatik nedenleri var, ama iktidar partisinin ideolojik eğilimleri ve sempatileri de bunda rol oynuyor. Bu yeni strateji Türkiye’nin bölgedeki nüfuzunu ve ağırlığını artırdığı gibi Başbakan Erdoğan’ın da popülaritesini yükseltiyor.
Ankara’nın artık eskisi kadar İsrail ile ilişkilerini önemsemiyor; ama İsrail’den asıl uzaklaşma, Gazze olaylarından sonra Erdoğan hükümetinin İsrail’e karşı aldığı açık tavırdan kaynaklanıyor.
Ankara şimdi Gazze sorununu -ve Filistin meselesini- İsrail ile ilişkilerde “belirleyici bir unsur” olarak değerlendiriyor. Böylece İsrail’e karşı baskı kullanabileceğini ve bunun da bölgedeki etkinliğini artıracağını hesaplıyor.

Ciddi ayrılıklar
İsrail’e gelince: Geçen yıl Netanyahu’nun içinde Lieberman’ın da bulunduğu bir koalisyonun başında iktidara gelmesi sonunda İsrail’in Gazze sorunu, Filistin yönetimiyle müzakereler, Suriye ile temaslar gibi temel konularda politikaları büsbütün katılaştı. İran’ın nükleer programı da İsrail’in bir numaralı meselesi oldu.
Bütün bu konularda Türkiye ile İsrail’in tutumları arasında bir uçurum açıldı. Özellikle Başbakan’ın söylem ve davranışları da bu uçurumu derinleştirdi.
Sonuç olarak, bugün gelinen noktada Ankara ile İsrail arasında ciddi görüş ve tavır farkları var ve bunlar artık ikili ilişkileri doğrudan etkiliyor. Bu bakımdan son krizin atlatılmasından sonra ilişkiler normale dönse dahi, herhalde daha uzunca bir süre, “eskisi gibi sıkı” olmayacak...

14 Ocak 2010 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

{jcomments on}