Anasayfa İçerik Derlemeler Ortadoğu Ortadoğu Savaşı kim için ve ne kadar "Devrimci Durum" – Ferda Koç

Ortadoğu Savaşı kim için ve ne kadar "Devrimci Durum" – Ferda Koç

Kürt sorununda silahlı mücadele yeniden ön plana çıkarken, müzakere sürecine geri dönülmesinin önünü tıkamak için Oslo görüşmelerinin bant kayıtları yayımlandı.

“Silahlı çatışma varken müzakere mi olur” demeyin. Savaş sırasında müzakere kapısı açık tutulmazsa, ateşkeslere ve barışlara nasıl ulaşılabilir ki? Zaten, Habur krizinin ardından sınırlı bir çatışma sürecinin başladığı günlerde yapılan Dördüncü Oslo görüşmesinin yayımlanan kayıtları da başka şeylerin yanında bu gerçeğin de bir kanıtı.

Oslo kayıtlarının yayımlanmasının tartışma götürmez bir amacının müzakere kapısını, en azından bir süre için, kapalı tutmak olduğu ortada. Müzakere kapısını açık tutma cesaretini kırmak, savaşı Kürt sorununun çözümündeki “tek diyalog yöntemi” haline getirmek için sanki uluslararası bir seferberlik var.

Tırmanan sadece Kürt Savaşı mı?

Aynı anda Kıbrıs’ta savaş tamtamlarının çalması, İsrail’le kankalığın şıpınişi bozulmasına ne demeli?

Türkiye’nin Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’deki tüm ilişkileri “dalgalanıyor”. ABD ve Erdoğan Hükümeti rüzgarı birlikte üflüyorlar.

“Savaşı kim çıkardı” sorusunun yanıtı da bu “dalgalanmada”, bu uluslararası seferberlikte saklı. Libya’yı, Suriye’yi kim karıştırmışsa, İran’a karşı askeri abluka hazırlıklarına kim başlamışsa ve bütün bunlara “yancılık” için kim tuzluğu kapıp koşturmuşsa o, onlar…

Ortadoğu’nun uluslararası koşulları, Ortadoğu’nun tek tek ülkelerinde “barış süreçleri”nin ön plana çıkmasına uygun değil. ABD ve müttefikleri BOP bölgesinde yeni bir çatışmalar ve savaşlar dalgası başlatmışken Türkiye’de barışçı bir sürecin ayakta kalabilmesi mümkün mü? Türkiye’nin bu “genelleşmiş Ortadoğu savaşı”nda hizada durması için savaş halinde olması zorunlu!

Türk hükümeti “kaçınılmaz tecavüzün keyfini çıkarıyor” ve Türkiye’deki Kürt sorununu bu “Ortadoğu Savaşı” içerisinde, uluslararası bir “savaş cephesi” haline getirerek çözmeye yöneliyor.

Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi, ABD’nin Ortadoğu’da çıkardığı bu “kontrollü fırtına”yı bir “devrimci durum” olarak değerlendiriyor.

Her iki tarafın da sorunu “silahlı mücadeleyi derinleştirerek çözme” taktiği bir “Ortadoğu süreci tasarımına” dayanıyor. Türkiye Ortadoğu sürecini harekete geçiren ABD’ye yamanarak, PKK’ye karşı savaşı da Ortadoğu’daki ABD savaşının bir parçası haline getirmeye çalışıyor. Erdoğan, Libya, Suriye ve sonraki adımda da İran’a uzanacak olan ABD saldırısının Ortadoğu ulusları arasındaki ilişkileri yeni bir dengeye oturtacağını ön görerek, geleneksel şovenist politikalarla bu yeni dengenin bir parçası olmaya çalışıyor.

PKK, ABD’nin Ortadoğu’daki post-modern fetih politikasının çatlaklarında silahlı mücadele için manevra alanı yaratıyor ve Ortadoğu’daki Kürt Siyasi Sürecinde etkili bir “ulusal birlik öznesi” haline gelmeyi amaçlıyor.

Her iki taraf da politikasını Ortadoğu bağlamına doğrudan araçlarla oturtmaya muktedir.

Türkiye sosyalist hareketi ise bugünkü Ortadoğu sürecinin bir parçası değil. “Siyasi statü” için mücadele eden Kürt Özgürlük Hareketi için bugünkü Ortadoğu istikrarsızlığı bir “devrimci durum” olarak tasavvur edilebilir; ama bu istikrarsızlık Türkiye Sosyalist Hareketi için bir “devrimci durumu” ifade etmiyor. Tersine ABD’nin Ortadoğu’ya yaptığı bu müdahale süreci bölgedeki gericiliği (Arap gericiliğini, Türkiye faşizmini, İsrail Siyonizmini) restore ediyor. Türkiye Sosyalist Hareketi, SSCB’nin ve Doğu Avrupa’nın yıkılmasından sonra, Arap Milliyetçiliği Hareketi’nin yozlaşması ve yıkımının olumsuz rüzgârları altında küçüldükçe küçülüyor.

Türkiye Sosyalist Hareketinin bir Ortadoğu Devrimi perspektifini ve bu perspektifin somut politikalarını üretmesi zorunluluğu artıyor.

Filistin Ulusal Özgürlük Mücadelesi, Arap Milliyetçiliğinde somutlaşan Ortadoğu siyasi sürecinin, “Ortadoğu devrimci süreci”ne dönüşümünün sıçrama halkası olmuştu. Kürt Ulusal Özgürlük Mücadelesi’nin Arap Milliyetçiliği’nin yozlaşması ve emperyalist güçlerce yıkımıyla tanımlanan bugünkü Ortadoğu süreci içinde aynı rolü oynayabilmesi mümkün değil.

24 Eylül 2011/Sendika.org

{jcomments on}