Anasayfa İçerik Derlemeler Ortadoğu Mısır devrimi: Çok mükemmel bir şey - Gary Leupp

Mısır devrimi: Çok mükemmel bir şey - Gary Leupp

28 Ocak, 2011, Öfke Günü.

El-Cezire TV’den yayımlanan canlı yayından Mısır devrimi gösterilerini izliyorum. Kahire kaynıyor, yüz binler gece sokağa çıkma yasağına meydan okuyor; polisi taş yağmuruna tutuyor. Görüntüler, Filistinli gençliğin sürdürdüğü İntifada direnişlerini anımsatıyor. Hüsnü Mübarek’in Ulusal Demokratik Parti binaları ateşler içinde. Süveyş şehri halkın eline geçti, iki polis karakolu tahrip edildi. Güvenlik güçleri, ellerindeki tüm güçlerle iş başındalar ve kalabalıklara ateş ediyorlar. Fakat halk bunlardan korkmuyor.

El-Cezire ve diğer tüm kanallardaki gazeteci ve yorumcuların, halkın, Mısır Başkanı Hüsnü Mübarek’ten nefret ettiğini ve sokakları dolduranların, bir diktatörlükten özgürlük beklentisi içinde olduklarını belirtmekten başka seçenekleri yok. Fakat sürekli “Durumun kötüye gittiğini” de yineleyip duruyorlar.

Ne Kadar Kötü?

1927 Çin köylü isyanını eleştirenlere Mao Zedung’un verdiği yanıtı anımsıyorum: “İlerici kişiler bile, ayaklanmaları feci bir durum olarak nitelendirdi. Ancak ayaklanma, başka her şey olabilir; ama asla feci bir durum değildir. İsyan mükemmeldir!”

Canlı yayını izlerken, Mısır halkının, egemenlerin baskısından bıktığını ve Tunus devriminden esinlenerek, çok, çok mükemmel şeyler yapmakta olduğunu gördüm. Her şey nefes kesici. Son derece umut verici.

PBS Kamu televizyonundan Jim Lehrer’in görüştüğü [ABD Başkan Yardımcısı] Joe Biden’in özetlediği şekliyle, Obama hükümetinin bu konuya bakış çizgisi özetle şöyle: Mısırlıların protesto hakkı vardır. Halkın çoğu orta sınıf vatandaşlar olup, kaygıları meşrudur. Ancak Mübarek’i diktatör olarak tanımlamamalıyız. Henüz gitmesi için çok erken. Mübarek, “Ortadoğu barış süreci” ve Terörizme Karşı Savaş konularında ABD’nin ve İsrail’in kilit konumdaki müttefiki olagelmiştir. Mısır ve Tunus aynı değildir ve Mübarek’in de terk etmek gibi bir eğilim içinde bulunduğunu söylemek “abartı” olur. ABD, protestocular ile Mübarek’i birbiriyle müzakere için teşvik etmelidir. Herkes şiddetten uzak durmalıdır.

ABD ana akım haber medya döngüsü şu şekilde özetlenebilir: Mısır’daki “huzursuzluk” ABD’yi zor bir konuma sokmaktadır. Bir taraftan, Mübarek, ABD’nin bölgedeki “ulusal çıkarlarına” hizmet etmektedir ve İsrail’in tek Arap müttefikidir. (Bu iki konunun, her zaman birbiriyle yakından ilgili olduğu düşünülmüştür; bir Arap liderin, İsrail’in kaba etini öpecek kadar ABD’nin dostu olduğu asla sorgulanmaz). Diğer taraftan ise ABD’li resmî makamlar, yıllardan beri, Ortadoğu’da gereksinim duyulan şeyin “demokratik reformlar” olduğunu tekrarlayıp durmuştur.

Bize söylenene göre Mısır’daki bu huzursuzluk, ABD’yi zor durumda bırakmaktadır. ABD, bir “ikilemle” karşı karşıyadır. Konuşan yöneticiler, ABD’yi, bu durumda, ne yapıp yapıp kurban olarak tanımlamaktadırlar. (Ne kadar dehşetli değil mi, diye imâ ediyorlar, Mısır halkı, ABD idealleri taraftarı olması gereken militanlığıyla, ABD’nin Arap dünyasındaki en iyi dostunu devirmeye çalışıyor? Üstesinden gelinmesi ne zor bir başağrısı!)

Ancak, bana öyle geliyor ki, bunun anlamı, hesap gününün geldiğine işaret eden bir örneğin daha yaşanacağıdır.

ABD ilk önceleri Mübarek’i, İsrail’in yanında tutum alması nedeniyle, ona karşı duyduğu takdirin bir ifadesi olarak desteklemiştir. (Ana akım medya, Mübarek’i, İsrail’in “müttefiki” olarak tanımlamaktadır.) Bu, gerçekte, Mübarek’in “barış sürecinde, bir taraf olarak yer almasından” kaynaklanmamaktadır – çünkü gerçekte bir barış süreci yoktur. Filistin topraklarındaki insafsız İsrail yerleşim faaliyetini destekleyen ABD’deki Lobi, böyle bir barış sürecinin olmayacağını garantiye almıştır.

Wikileaks belgeleri, Mübarek’in, süresiz bir şekilde, oyalanması için “barış sürecine” dahil edildiğini; böylece bir yandan kendisini faal bir Arap arabulucu olarak gösterirken, bir yandan da her yıl aldığı 2 milyar dolarlık ABD askerî yardımının tadını çıkardığına işaret etmektedirler. Filistinliler, demokratik olarak seçilmiş Hamas’ı düşürmek için işbirliği yaptığından dolayı ve Gazze Şeridi’ne dayatılan ambargo nedeniyle Mübarek’ten nefret ederken; Mısırlılar da, pek çok şeyin yanında, Filistinli erkek ve kızkardeşlerine ihanet ettiği için Mübarek’den nefret etmektedirler.

ABD, Mübarek’i desteklemiştir, çünkü ABD’nin İsrail’e on yıllardır sağladığı aşikâr desteğin üzerini örtmek için Mübarek, ABD’ye, Araplardan gelen bir incir yaprağı sunmuştur. Wikileaks belgelerinin açığa çıkardığı gibi, ABD diplomatları, zaman zaman, diktatörün muhaliflere karşı zalimce davranmasıyla bazı sorunların ortaya çıkabileceğinden duydukları kaygıyı ifade etmişlerdir. Fakat bu, Mısırlıların yaşamlarının olumsuzluklarından dolayı duyulan ahlâkî bir öfke veya Mısırlılar için duyulan bir kaygı meselesi değildir. Yalnızca, bölgedeki ABD-İsrail politikasının ve Süveyş kanalının açık tutulması olanaklarının, bu diktatörün faşist idaresi yüzünden tehlikeye düşebileceğinden duyulan kaygının bir ifadesidir.

Ve nihayet, zalim Mısır idaresi, bir patlamaya neden oldu. ABD üst düzey bürokratları ve politik yorumcuların buna tepkisi, “Hiç beklemiyorduk!” şeklindedir.

Evet, sürpriz ve şaşkınlık! (Bu adamlar, 1979’daki İran Devrimi sırasında da şaşkınlığa düşmüşlerdi. Halkın sonunda tepki vereceğini bilmiyorlar mıydı?)

Langston Hughes’in şu eski şiirini düşünüyordum:

Ertelenmiş bir düşe ne olur?
Kuruyup gider mi
Yükselen güneşin altında?
Veya acı veren bir yara gibi iltihaplanıp—
Sonra da cerahatini akıtıp, yayılır mı?
Kokuşur mu, çürük et gibi?
Veya kabuklanıp, üzerine şeker ekilen—
Şuruplu bir tatlı gibi mi olur?
Belki de yalnızca çökmektedir,
Ağır bir yük gibi.
Yoksa infilâkta mıdır?

Mısır infilâk ediyor. Arap dünyasının ertelenmiş düşleri patlıyor. Şirket medyası bile halkın zafer sarhoşu olduğunu itiraf etti (ancak bütün bunların “bizi ilgilendiren şeyler” olmadığı konusunda uyarıda bulunmayı da ihmâl etmeyerek). Fakat genelde insanlığın mutluluğuna ilgi duyan bazı temel ahlâkî değerlere sahip insanlar için, bu, tümüyle mükemmel bir olay değil mi?

El-Cezire, izleyicilerine, ABD yetkililerinin yorumlarında ses tonlarını nasıl hergün daha da fazla değiştirdiklerini ve Mübarek’e verdikleri destekten hergün nasıl geri adım attıklarını göstermektedir. Bu yetkililer, gittikçe artan bir vurguyla, göstericilerin gösteri yapma meşruiyetinin gerçekten var olduğunu tekrarlayıp duruyorlar. (Bu insanlar bunu yeni mi akıl etti?) Oportünizmin (fırsatçılığın) en âlâsı!

Obama, herkesin dostu olmayı isteyen, merkezci konumunu sürekli koruyan bir fırsatçı. Mısır halkının da dostu olmak istiyor. Bunu, 2009 yılında Kahire’de kanıtladı. Müslüman dünyasına yaptığı ünlü konuşmasında, bir yandan ABD’nin İslâmı kabul edişi konusunda boş lâflarla nutuk atarken; diğer yandan da Afganistan işgaline “gerekli olan bir savaş” diyerek, herkesin zekâsını aşağılamıştır. Irak’a yapılan kirli saldırıyı (tamı tamına) “bir tercih savaşı” olarak nitelendirmiş fakat böyle bir katliamdan sorumlu olanların nasıl cezalandırılacakları konusunda bir kelime bile etmemiştir. Selefi Bush idaresi döneminin neocon Siyonistlerinin, yüz binlerce Arabın ölümüne yol açan savaşın çıkması için bahaneler uydurduklarını gösteren bir soruşturmanın başlatılması için de, herhangi bir destek vermemiştir.

Obama’nın gerçek mesajı ise şudur: ABD, yalan söyleyebilir, öldürebilir ve sonrasında da örnek bir ahlâki duruş sergileyebilir (hatta işlenen suçlar sıkıntı verecek kadar açığa çıktığında hafifçe özür de dileyebilir). Bu durumda bile, dünya halkları, umutlarının en iyisinin gerçekleşmesinin ABD ile ittifakta yattığını anlamak zorundadırlar.

Ve şimdi Obama, iki dünyanın da en iyi olanağına sahip olma peşindedir: Mübarek’le uzun sürecek bir ittifak beraberliği (eğer Mübarek kurtulursa) ve şimdiye kadar pek çok diktatörle yapılan el sıkışmalarından kirlenmiş elini Mısır halkına uzatmak.

Kahire’deki göstericiler, sokaklardaki boş göz yaşartıcı gaz bombası kutularının üzerinde “Made in U.S.A.” damgasının olduğunu söylüyorlar. Bundan ne sonuç çıkarmaları gerekiyor? Düşlerinin gerçekleşmesi için halkı gerçekten cesaretlendirenler kim? Onlarca ve onlarca yıl bu düşleri ertelemelerine neden olanlar kim? Şimdiye kadar, hem bu ülkede, hem de dünyadaki tüm diğer ülkelerde düşlerin ertelenmesine neden olan düşman aynı.

Kahire’de şükran demesini öğrendim. Şimdi oradaki bu mükemmel, mükemmel savaşı, sürdüren arkadaşlarıma şükran diyorum.

Dünyaya ilham verdiğiniz ve başka bir dünyanın da mümkün olduğunu gösterdiğiniz için şükranlar.

Garry Leupp, Tufts Üniversitesi’nde Tarih Profesörü ve aynı üniversitenin Din Bölümü’nde de çalışmalarını sürdürüyor. Şu kitapların yazarı: Servants, Shophands and Laborers in the Cities of Tokugawa Japan; Male Colors: The Construction of Homosexuality in Tokugawa Japan; ve Interracial Intimacy in Japan: Western Men and Japanese Women, 1543-1900. Kendisi aynı zamanda, Irak, Afganistan ve Yugoslavya savaşlarına ait, Counter Punch’ın tuttuğu acımasız kayıtlara da katkı sağlamaktadır:Imperial Crusades.
Kendisine, Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir adresinden ulaşabilirsiniz.

Çeviri: Hatice Aksoy

1 Şubat 2011/Sendika.org

{jcomments on}