Anasayfa İçerik Derlemeler Ortadoğu Irak'ta yeni dengeler - Mete Çubukçu

Irak'ta yeni dengeler - Mete Çubukçu

Amerika’nın çekilme takviminin, güvenlik konusunun, istikrar adına söylenenlerin, çizilen pembe tabloların aksine Irak’ta işler yolunda gitmiyor. Medyanın sayılara indirgediği haberler dışında ülkenin içinden geçtiği kaotik ortam, patlayan bombalar dışında pek yansıtılmıyor. Irak’ta olan bitene dair kanıksama duygusu hakim. Ancak, özellikle Kürt açılımının konuşulduğu ve bu açılımın “Amerika’nın çekilme süreci ile ilgili olduğu” iddiaları, Irak’ın daha yakından takibini zorunlu kılıyor. Bu yüzden sadece Kürtleri değil ülkedeki tüm grupları izlemek gerek. Maliki hükümetinin Amerikan güçlerinin kent merkezlerinden çekilmesiyle ülkede güvenliğin sağlandığı, kentte mezhepleri birbirinden ayıran duvarların yıkılacağını açıklaması bir istikrar yanılsaması. Geçen hafta Bağdat’ın göbeğinde 90 kişinin ölümü ile sonuçlanan patlamalar, ülkenin ne durumda olduğunu bir kez daha hatırlatması açısından önemli. Ocak ayındaki seçimler ve son günlerdeki kanlı saldırılar, ülkenin ciddi sorunların eşiğinde olduğunun habercisi gibi. ABD’nin 2011 sonunda ülkeden çekileceğini ilan etmesine rağmen, özellikle Amerikan birliklerinin komutanı Roy Odierno’nun Kerkük’e “yerleşme” önerisi önümüzdeki dönemde patlama noktasının adresini de gösteriyor. Kerkük aslında bir haberci: Amerikalıların çekilmesinin ardından özellikle Araplarla Kürtlerin karşı karşıya gelme ihtimalinin habercisi. Ama Arapların da yekpare olduğunu düşünmemek gerek. Çünkü Sünni ve Şiiler, Kürtlere karşı belli yerlerde ittifak yaparken kendi içlerinde büyük çelişkiler yaşıyor. Keza ülkenin en güçlü grubu olan Şiilerde bölünmüş durumda. Böyle karmaşık bir resmin içinden nasıl çıkılacağı da bilinmiyor. Çünkü, Irak’ta işlerin düzeldiğini iddia edenler resmin diğer yüzünü görmek, göstermek istemiyor.
Hem Bağdat’ta hem de Irak’ın kuzeyinde yaşanan siyasi hareketlilik, yeni ittifakları doğururken bu ittifaklar zaten çok parçalı olan mezhep meselesini ve etnik siyaseti giderek bölüyor. Kimin kimle, hangi çıkarlar ilişkileri çerçevesinde birlikte olacağı hâlâ belirsiz . Bu da Irak’ın bütünlüğü konusundaki şüpheleri artırıyor. Son kertede mezhep ve etnik yapılar belirleyici olsa da, bugünü gündelik siyasi çıkar ilişkilerinin belirlediği, bunun da ülkenin geleceğindeki belirsizliğe neden olduğu biliniyor. Zaten Irak’ta istikrardan söz edenlerin yanıldığı nokta da bu.
Iraklı Kürtler, uzun süredir yaşananlardan rahatsız. Kerkük konusunda referandum öneren 140 maddenin hayata geçmeyeceğini anlamalarına rağmen bu konudaki ısrarlarını sürdürüyorlar. Başta Amerika olmak üzere merkezi hükümet ve diğer tüm gruplar, Kerkük’ü Kürtlere bırakmaya niyetli değil. General Odierno’nun çekilme sürecinde Kerkük’e yerleşme niyeti de Irak’ın istikrarı kadar, genel Amerikan çıkarları ile ilgili. Kerkük’ün Kürtlere verilmesi halinde Arapların bunu kaldıramayacağı biliniyor. Merkezi Irak ordusu Musul’a konuşlanırken peşmergelerle çatışmanın eşiğinden dönmesi, Hanekin kenti içinden geçen Irak ordusuna yönelik tepkilerin bizzat Başbakan Neçirvan Barzani tarafından önlenmesi, bu bıçak sırtı durumu özetliyor. Bu durum ise Irak’ta güvenlik anlayışını, farklı grupların birbirlerine ne kadar “güvendiğini” gösteriyor. Çünkü bugün Irak ordusu dediğimiz yapı, aslında her bölgede etnik ve mezhep olarak farklılaşıyor. Orduda hâlâ Iraklılık kimliği değil etnik ve mezhepsel ayrımlar söz konusu. Orta bölgedeki ordu Sünnilerden, güneydeki Şiilerden oluşurken, Kürt bölgesinin denetimi ise Peşmergelerin elinde. Kimse kendi ordusuna güvenmiyor. Yani Amerika’nın milyarlarca dolar eğitim harcaması yapması bir işe yaramış değil. Sanki herkes bir sonraki çatışma için kendi ordusunu hazırlıyor gibi. Bu yüzden Kürtler Amerika’nın tamamen çekilmesini istemiyor ve Kerkük’e yerleşme fikrine sıcak bakıyor. Amerika ise ülkede istikrarı sağlama adına Kerkük’e yerleşip Kürtleri de memnun ederek bir taşla üç kuş vurma derdinde. Zaten imzalanan anlaşmada çekilme koşullarında açık noktalar mevcut.

Şiilerin iktidar kavgası
2009’da yapılan yerel seçimlerde büyük Şii ittifakına bayrak açarak gücünü pekiştiren “Dava Partisi”nin lideri Başbakan Nuri el Maliki’nin işi bu kez kolay değil. Ocak ayındaki genel seçimlerde ülkenin en büyük Şii partisi El Hekim’in Yüksek İslami Konseyi, Mukteda es Sadr’ın Mehdi Ordusu, eski Başbakan İbrahim Caferi’nin başkanı olduğu “Ulusal İslam Hareketi”, Ahmed El Culabi yönetimindeki “Ulusal Konsey” ile bazı Sünni, Türkmen ve Kürt grupların oluşturduğu “Irak Ulusal İttifakı” ile mücadele edecek. Bu grupların bir araya gelmesi, siyasi güç mücadelesinde mezhep temelinin siyasi çıkarların ve ekonomik güç paylaşımının arkasına düştüğünü gösteriyor. Kimilerine göre Şii ve Sünnilerin birlikte hareket etmesi, Irak’ın bütünlüğü açısından olumlu olmakla birlikte yanıltıcı bir durum. Çünkü bu tür ittifaklar son kertede Kürtleri karşılarına alabiliyorlar. Öte yandan çelişki gibi görünse bile Irak Ulusal İttifakı olsun, el Maliki olsun, hükümeti kurma aşamasında yine Kürtlere ihtiyaç duyacak. Bu karmaşık denklem son kertede içten içe beslenen düşmanlıkları ortadan kaldırmıyor. Günlük, siyasi çıkarlar çerçevesinde belirlenen politikalar, petrol kontratları ve bütçe konusundaki taviz ilişkilerinden ileri gidemiyor. Kimileri çıkıp böyle bir gelişmenin çok renkli ve çok sesli birleşik bir Irak’ı yaratacağı yanılsamasına kapılıp kamuoyunu bu duruma inandırmaya çalışıyor. Ancak durum hiç de öyle değil.

Türkiye dikkatle takip etmeli
Bağdat’ta durum böyleyken kuzeyde, Irak Kürt bölgesindeki seçimlerde “Değişim Grubu”nun ciddi oranda başarı göstererek, Kürt Parlamentosu’nun üçte birini alması, Ocak ayındaki genel seçimler için farklı dengeleri gündeme getirebilir. Değişim Grubu, Talabani ve Barzani’den alacağı tavizler sonucu, Ocak ayındaki genel seçime Kürdistan Listesi ile yani KDP ve KYB ile birlikte girebilir. Ancak Talabani ve Barzani’den bağımsız davranarak kendi başına hareket etme ihtimali de mevcut. Bu durum da Irak Parlamentosu’ndaki Kürtlerin denklemi ve gücünü etkileyebilir. Tüm bu gelişmeler Irak’ta önümüzdeki dönem ABD’nin vaktinde çekilip çekilmeyeceğini ve Kerkük merkezli kanlı bir dönemin başlayıp başlamayacağını gösterecek. Ancak görünen, Irak’taki yeni dengelerin gündelik çıkarlar üzerine kurulduğu sürece ülkenin birleşmekten çok kronik bir istikrarsızlığa doğru yol alacağı. Bu yüzden uzun vadeli olarak Irak’ta istikrarın sağlanabileceğini düşünmek saflık olur. Bu dönemde Bağdat ve Şam arasında arabulucu olmak isteyen Türkiye’nin tüm bu süreci iyi analiz etmesi gerekiyor. Özellikle Kürt açılımı sürecinde Irak’ı çok daha yakından takip etmek ve ittifakların anlamını iyi kavrayabilmek zorundadır. Yakınımızdaki ülkenin ismi gibi “ırak” olmaması için.

13 Eylül 2009 tarihinde Radikal Gazetesi'nin İki ekinde yayınlanmıştır.

{jcomments on}