Anasayfa İçerik Derlemeler Ortadoğu Bölgede politik sıcaklık yayılıyor - İhsan Çaralan

Bölgede politik sıcaklık yayılıyor - İhsan Çaralan

Geçtiğimiz yılın ikinci yarısından itibaren Suriye “ısınırken”, yılın son günlerinde bölgedeki sıcaklığın yayıldığına Irak-İran-Basra Körfezi’ni kapsadığına tanık olduk.
Aslında ABD’nin Irak’ı terk etmesinden sonra ABD’nin Irak’ta kan ve şiddet üstünde kurduğu “dengelerin” fazla dayanamayacağı biliniyordu. Ama, bu dengenin bu kadar çabuk çökeceği de çok beklenmiyordu.

Daha ABD birlikleri tümüyle çekilmeden yeniden yükselen camilere, Pazar yerlerine yönelik olan intihar saldırıları ile Irak, karışırken, bu saldırılardan sorumlu tutulan Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sünni Lider Tarık el Haşimi suçlandı. Öyle ki Haşimi, Cumhurbaşkanı Talabani’nin merkezi olan Süleymaniye’ye kaçmak zorunda kalırken yandaşlarına karşı da tutuklamalar gündeme geldi.

Yaşananlar aslında sadece Irak’taki dengelerle ilgili değildi. Çünkü Irak’ta Kürtler, Sünni ve Şii Araplar üstüne kurulan yeni düzen içinde Şiilerin güçlenmesi demek İran’ın Irak üstündeki etkisinin artması anlamına geliyordu. Bu da uzunca bir zamandan beri bölgede oluşan Sünni-Şii kapışmasının herhalde en somut biçimde ifadesi olan merkez Irak’tı. Şii Başbakan Nuri el Maliki’nin hamlesi aynı zamanda İran’ın ilk nükleer reaktörünü çalıştıracak düzeyde nükleer yakıt elde ettiği haberiyle ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nda, deniz hedeflerine karşı askeri bir tatbikat yapacağı haberleriyle birleşti. ABD’nin bölgeye savaş gemileri göndermesine karşı da İran, 2 bin 500 kilometre menzille füzeleri deneyeceğini açıklayarak yanıt verdi. Ve elbette “İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine karşı bir saldırı düzenleyebileceği” klasik haberleri ve bu haberler üzerine yorumlarda medyada sıkça görülmeye başlandı.

Ama burada sürpriz çıkış Türkiye’den geldi.

2011 yılının sonlarına doğru sürpriz bir biçimde NATO’nun Füze Kalkanı Sistemi’nin radarlarının Türkiye’ye yerleştirilmesine izin veren AKP Hükümeti, Suriye’ye yönelik girişimleriyle de İran’la çatışmayı göze aldığını göstermişti. Ancak son haftalarda Türkiye bir adım daha attı; TÜBİTAK Bilim Kurulunda konuşan Başbakan Erdoğan, hiç de gereği yokken; “Komşumuz İran 2 bin-2 bin 500 kilometre menzilli füzeler yaptı. YAŞ toplantısında komutanlara sordum. ‘Bizim füzelerimizin menzili ne kadar?’ diye. ‘En fazla 150 kilometre’ dediler. Bu olmaz. Bunu geliştirmemiz lazım. ... Kapı komşumuz İran’da bu var. Tamamen yerli; Avrupa’dan bağımsız olarak kendisi üretiyor. Ambargoya rağmen bunu yapıyor. Biz de yapabiliriz. Sizden bunu istiyorum” diyerek, aslında kiminle rekabet ettiğini açıkça söylemiş oldu. Öylece Kürecik’e kurulan NATO Füze Sisteminin radarları için “hiç kimseye karşı kurulduğunu” söyleyen Başbakan Erdoğan, böylece “hiç kimsenin” aslında İran olduğun da itiraf etmiş oldu.
2012’le birlikte bu gelişmelerin daha da yoğun bir biçimde dünya gündeminin üst sıralarına yükseleceği anlaşılmaktadır.

Evet, bölgede sıcaklık İran-Irak çevresine doğru kaymaya başlamıştır ama burada Türkiye sıcak bölgenin dışında kalmıyor. Tersine Suriye “sıcaklığına” şimdi İran ve Irak’taki gelişmeler ve Şii-Sünni çatışması ekseninde gelişecek diğer etkenler eklenecek. Çünkü Suriye’de olduğu gibi İran ve Irak’la batı emperyalizminin sorunları konusunda da ABD ve emperyalizmin sözcülüğünü Türkiye’nin yapması istenmektedir. “Bölgesel lider ülke” olmanın bir faturası da bu çünkü!

Bu elbette Ortadoğu’da oluşan bataklığa Türkiye’nin daha fazla çekilmesi demektir. Ve Türkiye’nin demokrasi güçlerinin ve halkının bu gelişmeleri dikkate alarak bölgedeki antiemperyalist mücadele ve barış mücadelesine daha büyük bir dikkat vermesinin önemi artmıştır. 

4 Ocak 2011/Evrensel