Uludere katliamının ardından BirGün’ün medya sayfasında, gazetelerin katliamı haberleştirme şeklini eleştirmiş ve tıpkı İnsansız Hava Aracı Heron ya da Predatörlerin, sınırı geçen herkesi hedef olarak göstermesi gibi gazetelerin de katliamı teşhir etmek yerine, insaniyetten uzak bir şekilde üstünü örtmeye çalıştığına vurgu yapmıştık. Medyanın en vahim suçlarından biri, katliamda ölenler kaçakçı olduğu için TSK’nin sivilleri bombalamasını mazur göstermekti. Konunun bu can alıcı noktasını medya sayfamızda yeterince işleyememiştik. BirGün Pazar’ın konuyu dosya yapmasını fırsat bilerek, ‘İnsansız Haber Araçları’nın ailesinin rızkını kazanmak için ‘kaçakçılık’ yapmak zorunda kalan köylüleri kriminalize etmeye çalışırken nasıl bir dil kullandığını birkaç örnekle göstermeye çalışacağız.
İMAMIN MEDYASI DEZENFORMASYONUN USTASI
Katliamı meşrulaştırmak için elinden geleni ardına koymayanların başında İmamın Medyası’nın en tetikçi gazetesi olan Bugün geldi. Gazete, katliamdan birkaç gün sonra yaptığı haberle, PKK’nin kaçakçılıktan pay aldığını yazdı ve satır aralarında “kaçakçılar da PKK’ye çalışıyor, ha kaçakçı ha terörist” mesajını verdi. Bugün’ün çeşitli komplo teorileriyle süslediği haberinde şu ifadeler yer aldı: “Uludere’de 6-7 yıldır mazot kaçakçılığının düzenli şekilde yapılmadığı, faciadan 10 gün önce yeniden başladığı iddia edildi. PKK’nın sınırın her iki yanında mal sahiplerinden haraç aldığı ortaya çıktı. Uludere halkı şok açıklamalar yaptı: ‘7 yıldır yasak olan mazota yeniden göz yumulmaya başlandı. Geçişler arttı, bu izin bizi şüphelendiriyor’ (…) Kaçakçı çocuklara gitmesi gereken para PKK’ya gidiyor. İşte kaçakçılığı çok iyi bilen bölgedeki STK temsilcileri ve bizzat sınırı geçenlerin ağzından ‘kaçak çarkı’.”
ERGENEKON BAĞLANTISI İDDİASI
Bugün, önce PKK-kaçakçı iddiasını gündeme getirdikten sonra son iki haftadır bölgede mazot kaçakçılığına bilerek göz yumulduğu spekülasyonunu devreye sokarak, satır arasında “işin ardında Ergenekon var” imasını yaptı. Bunu da elbette kendi söylemedi, ‘ismi cismi açıklanmayan’ kaçakçıya söyletti: “Bizi mazotla ilgili şüpheye düşüren bir durum var. İşin garip yönü mazot 6-7 yıldır düzenli şekilde gelmiyordu. Ancak bu kötü olaydan 10 gün önce yeniden başlandı. Olmuyordu çünkü askerler izin vermiyordu ve mazot yasaktı. Basında akaryakıt kaçakçılığı çok gündeme gelince bunun önü kesilmeye çalışıldı. Ama bölgede geçim sıkıntısı olduğu için biraz da göz yumuldu. İzin verilmiyordu ama yeniden başlanılmasından iki hafta sonra böyle bir olayın olması soru işaretlerini artırdı.”
KATLİAMIN TANIĞI NE DİYOR?
Bugün’e ‘konuşan’, ‘ismi cismi belirsiz’ kaçakçının ifadeleri böyle. Bir de, katliamdan sağ kurtulan tek köylü olan Servet Encü’nün HaberTürk gazetesine verdiği mülakatta bölgedeki kaçakçılık olgusunu nasıl anlattığını okuyalım: "Saldırıdan sağ kurtulan Servet Encü 16 yaşında ve annesiyle babası ayrıldığı için beş nüfusa bakıyor. Ailesinin geçimini sağlayabilmek için okulunu bırakarak 'kaçakçı' olmuş. ‘Tek ekmek kapısı buydu’ diyor. Buradaki köylüler arasında hiç bir farkın olmadığını söyleyen Servet Encü, ‘Bugün ben gitmesem yarın giderim. Yani bir köy gitmese diğer köy gider. Bu iş bizim işimizdir. Bu işi babamız yapmış, dedemiz yapmış hatta atalarımız yapmışlar. Bu gelenek yüz yıldan beridir devam ediyor. Biz fakirlikten dolayı gidiyoruz. Milletimizin buradaki geliri yok, onun için sırf 50 TL kazanmak için bu işi yapıyoruz. Biz sınır ötesinden mazot ve çaydan başka bir şey getirmiyoruz. Bu geçiş yolundan bizden başka kimse gitmiyor. Hep bizim buradaki milletimiz gidiyor. Yıllardan beri aynı patika yolunu kullanıyoruz. Irak tarafındaki tüccarlar kendi arabalarıyla eşyaları sınıra getiriyorlar. Biz de bu taraftan gidip onlardan alıyoruz, bazen iki üç kilometre sınırı geçiyoruz, eşyaları aldığımız yer ve köyün arasındaki mesafe yaklaşık 2 saat 30 dakikadır. Bizim hakkımızda diyorlar; Sina veya Haftanin bölgesine gidiyorlar. Ama öyle bir şey yok. Irak tüccarları bizim için eşyaları sınıra getiriyor. Biz de bu taraftan gidip alıyoruz. Biz her zaman gidiyoruz. 15 yıldan beridir gidiyoruz. Sınır kesimi her zaman açıktır. Bazen askerler gelip yakalıyordu bezen de gelmiyordu. Şimdi de o geçiş güzergâhı açıktır. O geçişte yaklaşık 4-5 tane geçiş yolu var. Askerler bir geçiş yolunu kapatırken diğerinden geliyorduk.’ diye konuştu.”
LAİK FAŞİSTLER DE GERİ KALMADI
İmamın Medyası’nın tetikçi gazetesi Bugün’ün bizi hiç şaşırtmayan tavrı böyle… Peki, ulusalcıların favori yazarı Yılmaz Özdil’in Hürriyet’te yazdıklarına ne demeli? Olayın birinci elden görgü tanığı, çocuklarının rızkı için bu işi yapmak zorunda kaldıklarını samimiyetle anlatsa da bakın Özdil nasıl bir üslupla neler diyor: “Babası eşek. Anası attır. Eşek, atı becerir. Katır doğar. (…) Kaçakçılık katır’dır. Yasak aşkın meyvesi. Kimin kimi, hangisinin hangisini becerdiğinin bi önemi yoktur… Neticede, devlet’le kaçakçı’nın çiftleşmesidir. (…) Entel barların romantik tayfası “50 liracık için canını tehlikeye atmak zorunda kalan masum köylü” filan diyor ama… Haftada iki sefer yaptığında, ayda 15 bin lira kazanıyor o masum!
Aslına bakarsanız, bizim entel’lerle katır’ların ortak özelliği var. İkisi de viski içiyor. Evet, viski içiriyorlar katır’lara… Sebebini herhalde veteriner hekimler daha iyi açıklar ama, enerji patlaması yapıyor. Yük kapasitesi, sürati artıyor. Nasıl olsa, viski de kaçak, sudan ucuz.
(…) Sayın terörist’le sayın kaçakçı arasında katır tepmişe dönmek istemiyorsa, bi karar vermesi lazım artık devletin… Kişneyecek misin? Anıracak mısın?” Sadece İmamın Medyası’na değil düzen gazetelerinin tümüne birden neden İnsansız Haber Aracı dediğimizi bu yazı çok net anlatıyor. Özdil, insanlığın bittiği noktaya varmayı başarmış. Ayrıca bu örnek söz konusu Kürtler olunca, şeriatçı faşistlerle laik faşistler arasında hiç fark kalmadığını da bütün netliğiyle ortaya koyuyor.
GAZETECİLİĞİN BİTTİĞİNİN RESMİDİR
Daha ele alınabilecek çok örnek var. Ne var ki, yerimiz kısıtlı ve yazımızı en çarpıcı birkaç örnekle sınırlamak durumundayız. Son örneğimiz şimdilerde satışa çıkarıldığı söylenen “Bizim Çalık’ın” Sabah gazetesinden olsun. Sabah gazetesinde son dönemde Ersin Ramoğlu adlı yaşını başını almış bir yazar türedi. Sabah’ın Ankara ekibinden yetişme Ramoğlu, Melih Gökçek’in ‘basındaki adamı’ olarak tanınıyor. Ramoğlu, azgın İslamofaşist Akit gazetesinin bile ‘bu kadarına yok artık’ diyeceği yazıları, her gün Türkiye’nin en çok satan gazetelerinden birinde yazıyor ve kimse de bu beye dur demiyor. Buradan Ramoğlu’nun, arkasına Gökçek’i almanın rahatlığıyla ‘önemli bir bey’ olduğunu anlıyoruz. Bakın Ramoğlu, kaçakçılık mevzuunda neler yumurtluyor: “O bölgede olağanüstü bir durum var… Bildiğim kadarıyla da TSK belli bölgeleri 'yasak bölge' ilan etmiş. Hatta orada yaşanabilecek en küçük bir hareketin ateşle karşılık bulacağını herkese duyurmuş. Ne hikmetse 50 kişiden oluşan kaçakçı grubu, katırlarla sınırı bu noktadan geçmeye çalıştı. ? ? ? Hani aklımıza yığınla soru gelmiyor değil… İşte birkaçı: 1- Yasaklanan alana hem de heronların görüntü sahası içinde kalan bir bölgeye bile bile niçin girildi? 2- 50 kişilik kalabalık bir grupla mı kaçakçılık yapılıyor? 3- O bölge kaçakçıların kullandıkları bir güzergah değil. Neden sınırı oradan geçmek istediler? 4- PKK, özellikle mi kaçakçıları o bölgeye yönlendirdi? ? ? ? Sınırdan içeri giren kişilerin eylem için Haftanin Kampı'ndan gelen teröristler olarak algılandığı belli. Genelkurmay'ın açıklamasında da bölgede PKK kamplarının bulunduğu ve teröristlerin sıkça kullandığı bir güzergah olduğu ifade edildi. Kimse güvenlik güçlerini eskisi gibi uyuyor sanmasın…”
Evet, Ramoğlu’nun eleştirilere karşı siper olduğu güvenlik güçleri uyumuyor, büyük fedakârlıklarla, sivil insanlara havadan ölüm yağdırıyor. Ramoğlu da buna mazeret uydurma görevini üstleniyor. Bunun adı da gazetecilik oluyor. Bu durumda bir kez daha üstüne basa basa söylemek gerekiyor; Uludere olayı Türkiye’de artık gazeteciliğin bittiğini göstermiştir; bunların hepsi artık İnsansı Haber Aracı’dır.
(Bu yazı 8 Ocak 2011 tarihli BirGün Pazar ekinde yayınlanmıştır)