Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Anasayfa İçerik Derlemeler Kürt sorunu Muhafazakârlar ve endişeli modernlerin ikinci baharı – Sarphan Uzunoğlu

Muhafazakârlar ve endişeli modernlerin ikinci baharı – Sarphan Uzunoğlu

Bir süredir medyada yer alan ‘Güçlü Ülke’ tanımlamalarına dikkat edin. Tüm gazeteler, garip bir biçimde Türkiye’yi ‘Bölge’nin yükselen gücü’ olarak lanse ediyorlar. Bu tasvirin arkasında yatan mantığı anlamak için öncelikle tarihe değil daha iki sene öncesine dönmekte fayda var.

2002′den bu yana ‘Demokratik Türkiye’ sloganıyla yürütülen siyaset nasıl oldu da ‘Güçlü Türkiye’ siyaseti oldu?

Aslında her şey Ahmet Davutoğlu’nun sıfır problem teorisinin etrafında biçimlendirdiği dış politikayla ve ‘açılım’ diyerek kime açıldıysa ağzında kemik bırakmayan süreçlerle başladı.

Ahmet Altan’ın bugün anlattığı Temel Fıkrası, PKK’den çok daha fazla sözde demokrat AKP’nin halkla diyaloguna benziyor. Talep eden halk her durumda avucunu tükürüğe boğmak dışında bir çözüm bulamıyor.

Peki neden?

Ne oldu da ‘Güçlü Türkiye’ ‘Demokratik Türkiye’ idealini yendi?

Evet, Türkiye’nin ‘demokratikleşme’ ihtiyacı vardı; hatta bu ihtiyaç o kadar yüksekti ki Türkiye’nin bağsızlaşması, bağımsızlaşması, emekçilerin sırtındaki borcu sırtından atması bile bu sorunun arkasındaydı.

Hepimiz -hadi itiraf edin- bir avuç demokrasi uğuruna tüm ideallerimizi feda ettik?

‘Adalet’ dedikleri o kavram uğruna sivil toplum örgütleri kurduk, çatışmayı unuttuk.

Koskoca ülkede eline silah almayı geçtim yumruğunu sıkmaya korkmayan kaç devrimci kaldı?

Ve şimdi bu toprakların öyle pankartlarla değil, sahiden boyun eğmeyen çocukları Qandil’den bize selam ediyorlar. Kürdistan’ın tüm çocukları başlarına düşen bombalara rağmen yaşamak gibi bir şeyin arzusundalar.

Ve Türkiye’nin endişeli modernleri ile Yıldıray Oğur nihayet bir araya geldi.

Yeni Türkler ve eski Türkler ittifakı yaptılar.

MHP, CHP, AKP, sistemin ruh üçüzleri olarak sahnede yerlerini aldılar. Şimdi bir Hollywood filmi izler gibi tok sesli anlatıcıların sesinden STAR ve ATV’de “PKK’Yi nasıl vurduk” temalı belgeselleri izliyorlar. Küfrettikleri, onlara dönüşeceğiz dedikleri mollalardan medet umuyor ırkçı kemalistler. Irkçı müslümanlar, kemalistin ölüsünü Kürt’ün dirisine değişmem diyecek duruma geldiler.

Asıl uzlaşı sağlandı.

Seks kasetleri, ayak oyunları, mutabakatlar vara vara ayaklarımızın dibindeki bu pislik çukuruna vardı.

Artık Ahmet Altan da Yılmaz Özdil de “Hain PKK barışa darbe vurdu” diyor.

Memlekette doğruları söyleyen bir avuç insan kaldık. Üstelik her yerdeyiz; ama azız, az bırakılmışız.

Ben Kürt değilim, ama türklüğümle hesaplaşacağım, devlete ve imtiyazlarıma ‘hadi oradan’ diyebileceğim gün bugündür.

Nuray Mert ne güzel demiş: “Bugün Kürt hareketinin yanında olmak kimseye hiçbir şey sağlamaz.”

Evet, Mert’in Kürt hareketini savunarak kazandığı düşünülen milyonlar falan yok ortada, Kürt hareketi tam da böyle bir mantığın etrafında bir mücadele yürütüyor, gerillaların inançlarında, bir halkın gerillalaşmışlığında.

Bırakın Ahmet Altan Temel fıkralarıyla aklınızı çelmeye çalışsın.

Bırakın Rasim Ozan TSK=PKK denklemi kursun.

Bırakın Yıldıray Oğur ‘Barış Düşmanı PKK’ deyiversin.

Bırakın cemaatin prensi PKK’ye savaş açsın.

Bırakınız yapsınlar. Dün bir çocuğumuzu öldürdüler, bugün bir çocuğu gömdük. Dün bir başkasını, yarın başkalarını gömeceğiz…

Ve birileri İran’ın PJAK’a vurarak kazandığı büyük zafere sevinecek, İran Ordusu bile özeleştiri verirken, bizim televizyonlarımız Kürtlere vurulan her tokatı ‘efsanevi’ hamleler olarak aktaracaklar.

İşte güçlü Türkiye buna benzeyecek.

İnsanlarını öldüren, zindanlarında kanser hastalarını tecrit eden, hiç suçu olmayan gazetecilere nefes almayı bile çok gören bir ülke.

Kemalistlere, liberallere, milliyetçilere ve muhafazakârlara kalmış bir ülke… Kutsal ittifak!

27 Temmuz 2011/Jiyan.org

{jcomments on}