Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Anasayfa İçerik Derlemeler Kürt sorunu Kürtlere karşı AKP-Hizbullah ittifakı -Mustafa Peköz

Kürtlere karşı AKP-Hizbullah ittifakı -Mustafa Peköz

AKP belirleyiciliğinde işleyen Kürtleri tasfiye politikası çok yönlü işliyor. Erdoğan’ın, hemen her yerde dillendirdiği ‘Kürt meselesi yoktur’ söylemi aynı zamanda devletin stratejik politikasıdır. Böylece sistemin bütünlüklü yok etme politikası çok daha somut bir biçim aldı ve sistemin farklı politik güçleri arasındaki ‘Kürt sorunu’ çelişkisi de ortadan kalkmış oldu.

Hemen herkesin bildiği temel bir olgu var: Hizbullah bizzat devletin yönlendirmesi ile kuruldu. MİT, Kontrgerilla ve JİTEM tarafından çok açık olarak desteklendi ve eğitildi. Daha sonra bir kontra hareketi olarak Kürt halkına yönelik saldırılarda çok önemli bir işlev gördü. Dönemin Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Tümgeneral Teoman Koman kendisine Hizbullah'ı soran gazetecilere şu yanıtı verir: “Hangi Hizbullah? Bir İran'daki Hizbullah vardır bir de PKK'nın baskılarına karşı kendini koruyan, dini inançları kuvvetli vatandaşlar.” Sanırım devletle Hizbullah arasındaki ilişkiyi yer bırakmayacak kadar net açıklıyor.

Binlerce Kürt insanının ölümünde sorumlu olan bu kontra hareketinin ipi pazara çıkmaya başlayınca, yapılan bir operasyonla lideri Hüseyin Velidedeoğlu öldürüldü. Bazı yöneticileri de bir süre cezaevinde kaldı. Ancak, İslamcı AKP iktidarı bunların önemli bir kısmını çok bilinçli bir şekilde salıverdi. Serbest bırakılan yöneticileri çok kısa sürede Suriye ve İran tarafına geçirildiler. Yaptıkları ilk açıklamada, Kürt hareketini ve Kürt halkını çok açık bir şekilde tehdit ederek, gelecek süreçte izleyecekleri rotayı belirlemiş oldular. Aradan uzun bir zaman geçmeden, Yüksekova’da bunun ilk denemesini yaptılar.

İslamcı AKP devleti, MGK kararıyla, Hizbullah’ı Kürtlere karşı kullanmak için göreve çağırdı. Bu kez geçmişten farklı olarak bunu çok aleni yaptı. Kürt coğrafyasında, AKP’nin verdiği büyük bir destekle örgütlenen Hizbullah, Kürtlere yönelik ilk saldırı eylemini Hakkâri’nin Yüksekova ilçesinde gerçekleştirdi. Yüksekova’nın seçilmesi tamamen bilinçli bir tercihtir. Devletin fiilen yok sayıldığı ve ‘Kürt Toplumsal Hareketi’nin de çok örgütlü olduğu küçük ama stratejik öneme sahip bir ilçenin seçilmesi bir tesadüf olmayıp, İslamcı AKP devletinin Kürtlere yönelik tasfiye politikasının önemli bir parçasını oluşturmaktadır.

Hizbullah’ın resmi derneği olarak faaliyet yürüten Mustazaflar ile Dayanışma Derneği (Mustazaf-Der), Kürt illerinin önemli bir kısmında çok kısa sürede şubelerini açarak faaliyetlerine başladı. Hemen her ilde cemaatlerin ve polis güçlerinin çok açık desteğini alan bu dernek, Kürt coğrafyasında, AKP’nin aktif bir destekçisi konumunda bulunuyor.

AKP ile Hizbullah arasındaki ilişki esasen bir devlet ilişkisi olarak gerçekleşmektedir. Devletin stratejik kurumlarıyla Hizbul-Kontra arasındaki ilişkinin derinliği bir yana, Hizbullah’ın resmi kuruluşu olarak faaliyet yürüten Mustazaf-Der ile AKP arasındaki ilk resmi ittifak, Anayasa referandumu sırasında netleşti. Dernek Anayasa referandumuna ‘evet’ çağrısı yaptı: “Eksiklik ve yetersizliğine rağmen, halkımızın oylamaya katılmasını ve 'evet' demelerini uygun buluyoruz.” Hizbullah’ı açıkça temsil ettiğini söyleyen dernek yönetiminin açıklamasında şunlar belirtiliyor: “Bununla birlikte, değiştirilecek maddeler ile belki ceberrut devlet anlayışı, statüko ve oligarşik devlet yapısının değişmesine ve vesayetlerin son bulmasına katkı sağlayabilecektir. Böylece hak ve özgürlüklerin önündeki bazı engeller aşılabilecektir. Bunun da halkımızın faydasına olacağını düşünüyoruz. Yeni düzenleme, eski halinden her halükarda daha iyidir ve desteklenmelidir… Bu nedenlerle eksikliğine ve yetersizliğine rağmen, halkımızın oylamaya katılmasını ve 'evet' demelerini uygun buluyoruz.” Bir kısım gerekçeler ileri sürerek ‘evet’ çağrısı yapması, Hizbul-Kontra’nın Kürt coğrafyasındaki rolüne ilişkin somut bir fikir vermektedir. AKP Batman Milletvekili M. Emin Ekmen, Mustazaf-Der’in ‘Yetmez Ama Evet’ açıklamasından sonra Dernek yöneticilerine teşekkürlerini sunarken şunları söylüyor, “Katılım oranında Mustazaf-Der Genel Başkanının yapmış olduğu ‘Yetmez Ama Evet’ açıklamasının ciddi katkısı olmuştur. Bu açıklama; sadece dernek mensuplarının ve sevenlerinin değil, sandığa gitmek isteyen tüm kesimler için teşvik edici ve güven artırıcı olmuştur… Bundan dolayı kendilerine teşekkür ediyorum.” Milletvekili aslında Hizbullah’a teşekkür ediyor. Bunun farkında olup bilinçli bir tercih olarak yapıyor.

Özellikle Kürt Toplumsal Hareketi’nin ‘boykot çağrısı’ yaptığı bir dönemde, AKP yöneticileriyle Hizbullah temsilcileri arasında yapılan görüşmelerden sonra, ‘anayasa referandumuna evet’ kararı ile Hizbullah yöneticilerinin serbest bırakılması arasında doğrudan bir ilişki bulunuyor. Pazarlık sadece birkaç liderin serbest bırakılması değil, esasen devletin ve AKP’nin Kürt coğrafyasındaki vurucu gücü olarak işlev göreceğine dair çok somut veriler sunmaktadır. Devlet Kürt coğrafyasında fiilen bitmiştir, hasta artık yataktan kalkacak bir durumda değil, tek amaç hastalıklı halini sürdürebilmektir. Bunun için de yeni araçlara ihtiyaç duymaktadır. Bunların başında Hizbul-Kontra geliyor.

“Hizbullah Basın Bürosu” imzasıyla internet sitesinde yayınlanan bir açıklamada, 12 Haziran 2011 tarihinde yapılacak Genel Seçimlerde, dolaylı olarak AKP’nin desteklenmesi gerektiği belirtiliyor: “Bütün bunlara rağmen bizi seven, hizmet noktasında bize yardımcı olan bazı Müslümanlar, belirttiğimiz hususlara dikkat ederek bu işin tartışmasını, münakaşasını, tarafgirliğini yapmadan, hiçbir siyasi ve maddi hesabın içine girmeden kendisine göre İslami bir sorumluluktan dolayı vicdanen rahatlamak için bir yerlere oy verecek sevenlerimize de bizim diyecek bir şeyimiz yoktur.” Bu açıklama çok açık olarak AKP’yi destekleme çağrısıdır.

Yazının içeriği dikkate alındığında Kürtlerin iradesine yönelik çok açık bir saldırı olduğu görülecektir: “Müslüman Kürt halkının iradesine ipotek koymaya çalışanlara gerekli cevabı vermeye davet ediyoruz. Bununla beraber bu karar ve tavrımızın sadece bazı şahıs ve partilere karşı değil, aksine genel bir tavır olduğu bilinmelidir.” İslamcı AKP’nin desteklenmesi gerektiğini belirtirken, tersten hedefinde Kürtlerin ezici bir çoğunluğu tarafından desteklenen ‘bağımsız adaylar’ ve Kürt halkının özgürlük mücadelesini savunan politik kurumlar ve partiler bulunuyor.

Kürt coğrafyasında tasfiye sürecine giren İslamcı AKP, Kürtlere karşı kendisine yeni toplumsal dinamikler arıyor. Hizbullah, bu politikanın önemli bir halkası olarak görülmektedir. Erdoğan şöyle diyor: “İsrail tarafından hapse atılmış, şu anda 35 civarında bakan ve milletvekili İsrail cezaevlerinde. Bu nasıl bir terör örgütü? Demokratik olarak seçime giriyor, seçimi kazanıyor ve seçimden sonra başlarına bu geliyor, yani onları terörist olarak adlandırmak, Filistin halkının isteklerine saygısızlık olacaktır.” Ayrıca Hizbullah’ın politik temsilcisi durumunda olan Mustazaf-Der’i yasal çerçevede kurulan ‘meşru’ bir kurum olarak değerlendirdi.

Peki aynı şekilde, Kürtleri temsil eden partilere yönelik artık sayısı akılda tutulamayan kapatma kararları, Kürt milletvekillerin yıllarca cezaevinde tutulması, seçilmiş belediye başkanlarının görevlerinden alınması, üç binin üzerinde Kürt politikacısının tutuklanmasına ne denmeli. Kendisinin çıkarı olan kurumlar, meşru oluyor ama kendisinin dışında olan ve özgürlük mücadelesini savunan parti, kurum ve bireyler ise ‘terörist’ oluyor. Hizbullah’ın politik çizgisini destekleyen Mustazaf-Der’i savunun Erdoğan, tersine ÇYDD, ÇEV, TAYAD, İHD gibi kurumlara yönelik devletin saldırılarını çok açık olarak destekliyor, onay veriyor.

Erdoğan “Hamas'ı bir terör örgütü olarak görmüyorum’ söylemini bu kez dolaylı olarak ‘Hizbullah’ı da terör örgütü olarak görmüyorum’ söylemiyle bütünleştirdi. Çünkü Kürt coğrafyasında koşullandırılan ‘Özel Savaş Timleri’yle birlikte hareket edecek bir güce ihtiyaç duymaktadır. Bu role soyunan Hizbullah da Yüksekova’daki gerilim sonrasında ilk açıklamasını yaptı. ‘Kürt Toplumsal Hareketi’ni kast ederek şöyle dedi: “Eğer gerçekten yaptıkları açıklamada samimi iseler, bunu yapar ve sonuçlarını hem bizimle ve hem de kamuoyu ile paylaşırlar. Bunu yapmadıkları takdirde, bizim yapma güç ve imkanlarımız vardır. Biz bu olayı tüm yönleriyle deşifre edeceğimiz gibi, bunun neticesinde misillemede bulunma hakkımızı saklı tutuyoruz.”

Hizbullah, geçmişte olduğu gibi bugün de devletin bir kontra gücü olarak rol alacağını ‘misillemede bulunma hakkımız’ tehdidiyle ilan etmiş oldu. Bu rolünden dolayı İslamcı AKP iktidarı da Hizbullah’ın politik faaliyetlerinde önemli bir yere sahip olan söz konusu derneğe çok önemli bir destek veriyor. Ama tersten milyonları temsil eden ‘Kürt Toplumsal Hareketi’ne yönelik çok kapsamlı tasfiye ve imha operasyonlarını kesintisizce sürdürüyor. Eğer Kürtlerin politik iradesini kırarsa bunun yerine kendisine bağımlı Kontra-Hizbullah’ı koymayı planlıyor. Böylelikle Kürtleri tasfiye için daha geniş bir avantaj yakalamış olacak.

Hizbullah, devletin Kürt halkını tasfiye politikasının önemli bir aracı işlevine sahiptir. Kürt halkından beklenen desteği alamayan devletin, Hizbullah’ı yeniden kullanma politikası da daha baştan başarısızlığa uğrayacaktır.

Kürtlerin politik gerçeği, bu tür oyunları çok basit bir şekilde boşa çıkaracak düzeydedir. Çünkü Kürtler geçmişten farklı olarak bilinçlidirler ve düzeyli bir örgütlülüğe sahiptirler. Kendi kendilerini yönetecek düzeye ulaşmış bulunuyorlar. Bu bakımdan küresel sistemin İslamcı temsilcisi AKP ile Hizbul-Kontra arasındaki ittifakın hiçbir başarı şansı yoktur.

Kürt coğrafyasında devletin yedek gücünü oluşturan Hizbullah’ın Kürtleri temsil etme şansı ne politik ve ne de toplumsal yapı olarak mümkündür.

Kısacası anlaşılması gereken şudur: Devletin güçlü bir politika olarak benimsediği ve Kürtlere yönelik uygulamaya konulan AKP-Hizbullah ittifakı, Kürt coğrafyasında yaşam bulamaz. Tasfiyenin bir parçasını oluşturan bu kirli oyun kısa sürede deşifre olacaktır.

17 Mayıs 2011/Sendika.org

{jcomments on}