Hani Osmanlı’da oyun çoktur derler. “Milli Tarih”e alternatif tarih kitaplarında bu sözü doğrulayan epeyce vaka da yer alır.
Ama günümüzde yaşananlar, Osmanlı tarihine taş çıkartacak düzeyde. Tabiri caizse, bu entrika işinin suyu çıkarılmış durumda.
Ayan beyan ortada ki, AKP, iktidarda olduğu 8 yıl boyunca statükoyla mücadele eder görünüp, kendi lehine bir statüko yaratma planını hayata geçirdi.
Bunun için yalnızca darbe ürünü anti demokratik kurumları muhafaza etmekle kalmadı, yeni nesil anti demokratik kurumlar da inşa etti.
Ben kendimi bildim bileli yargı zaten bağımsız ve tarafsız değildi ve siyasallaşmış durumdaydı. AKP bununla mücadele eder gibi göründü ama gerçekte mücadele etmek değil, yargıyı ele geçirmekti muradı. Bunda muvaffak da oldu. Yargının bağımsız ve tarafsız olanını değil, kendi tarafında olanını inşa etti.
Üstelik bir yandan da demokratikleşme adı altında hepimize sunduğu koskoca bir hiçti. Ne kolektif kimlik hakları, ne inanç, ne dil anayasal statüye kavuştu.
AKP, barajı ve darbe anayasasının özünü koruyarak, milliyetçi politikalarda ısrar ederek, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözüm kanallarını tıkadı.
Özetle, “insan odaklı” değil, “tek insan” odaklı politikaların mimarı oldu.
Erdoğan’ın, başkanlık rejimine pürüzsüz gitme planının bir parçası olarak gösterdiği adayları kapıkullarından seçmiş olması da, seçim bildirgesinde AKP’nin demokratikleşme adına atmayı planladığı tek bir adım ve demokratik bir anayasa inşa etmeye dair tek bir niyet belirtisi olmayışı da bu politikaların açık göstergesiydi.
AKP’nin bu tutumunun ve pervasızlığının uç noktası, YSK’nin, BDP’nin bağımsız adaylarına yönelik verdiği engelleme kararıdır.
Bu karar, Kürt halkının Meclis’te temsilini önlemeye yönelik, dolayısıyla savaş ve çatışma yanlısı bir karardır. Ortada bunca veri varken, şurası açık ki, bu karar ne devletten ne de AKP’den bağımsız verilmemiştir.
Zira mevcut statükonun da, miliyetçi-militer yapıyı koruyarak sadece statükonun el değiştirmesinin de önündeki yegane engel Kürt halkının ve Kürt halkı ile beraber olanların yürüttüğü özgürlük, eşitlik, demokrasi mücadelesidir.
Şimdi hükümete ve Başbakan’a sorsanız, bu kararla da zerre kadar ilgileri olmadığını söyleyecek, bağımsız yargı, bağımsız YSK falan diyecektir.
Zaten kitapları toplatan, gazetecileri tutuklatan, binlerce Kürt siyasetçiyi ve çocuğu mahpus eden de AKP değildir! O sadece hükümet etmektedir!
Hala sağda solda patlayan bombalarla çoluk çocuğumuz yaşamdan koparılmakta, askeri ve sivil operasyonlarla Kürtlerin siyaset yapmaları önlenmekte, düşünce özgürlüğü yok edilmekte, milliyetçi ve militer politikalar ısrarla sürmekte iken; hükümetin bundan sorumlu olmaması düşünülebilir mi?
Ülkenin bunca kurumu demokrasi ve hukuk dışı davranıyorsa bunun sorumlusu elbette devlet ve hükümettir. Kendisini bunların dışında tutuyor ise; “Ya bu politikalardan vazgeç ya da hükümetim demekten vazgeç” demezler mi? O nedenle kimseler bu numaraları yutmaz.
Elbette şurası açık ki, Kürt halkının sorunu gelip geçici politikalarla değil, devlet rejimini koruyan hükümetlerledir. Bugün için bu AKP’dir. AKP’nin yanında yer alan herkes de onun bu politikalarının taşıyıcısı ve sorumlusu olduğunu bilmelidir.
Esasen tüm bunlar, Kürt halkının demokratik özerklik temelinde benimsediği mücadele yönteminin ne kadar haklı ve isabetli olduğunu da gösteriyor.
Bu yüzden AKP ve devlet güçleri bu tutumlarını açığa çıkaracak olan gücü, Kürt halkının mücadelesini bertaraf etmeye çalışıyor. Ama kervan çoktan yola dizildi.
Kimsenin şüphesi olmasın, Kürt halkı demokrasi yürüyüşünü de sürdürür, bu oyunu da bozar.
Bir kısa not: Yazıyı kaleme aldığım sırada henüz KCK davasının duruşması yapılmış değildi. Ama siz bu yazıyı okurken yapılmış olacak ve ben de katılmış olacağım. AKP seçim sathı mahallinde ne denli hırçın ve anti demokratik davranacağını gösterdiğine göre, onun eliyle yürütülen yargı faaliyetinden de adil bir tutum beklemiyorum. Umut, direnen halklarda. Umut, mahpuslarda dahi özgürlük düşüncesini üretenlerde. Biliyorum ki haklı bir mücadeleye karşı sürdürülen haksız ve adaletsiz tutum, eninde sonunda yenilmeye mahkumdur.
20 Nisan 2011/Özgür Gündem
{jcomments on}