Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Anasayfa İçerik Derlemeler Kürt sorunu 'Ferman padişahın dağlar bizimdir' - Erdem Can

'Ferman padişahın dağlar bizimdir' - Erdem Can

Sürmekte olan Kürt Savaşı’nın siyasal zeminde çözümüne ilişkin PKK lideri Abdullah Öcalan ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin ısrarla üzerinde durduğu siyasal çözüm arayışı sabote edilmek isteniyor. Uzun soluklu çetin bir silahlı mücadele yürüterek Ankara egemenliği karşısında Kürt kimliğini vazgeçilmezi haline getiren Kürt halkının çözümün parlamento çatısı altında aranması yönündeki tercihi Ankara tarafından sabote edilmek isteniyor. DTP’nin Anayasa Mahkemesi tarafından tamamen hukuktan uzak siyasal gerekçelerle kapatılması sürecinde milletvekillerinin gündeme getirdiği istifa yoluyla sine-i millete dönme kararı çözümün yerinin parlamenter zemin olduğu gerekçesiyle Öcalan tarafından engellenmişti.

Başta Ankara olmak üzere demokrasinin işlemesini isteyen herkes Öcalan’ın bu müdahalesinin demokrasi açısından ne kadar yaşamsal olduğunu bilmektedir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin arkasındaki halk desteği de göz önüne alındığında 30 yılı aşkın bir süredir devam etmekte olan silahlı mücadelenin geçmiştekinden daha yaygın bir coğrafyada daha şiddetli yürütülebileceği de muhataplarınca malumdur. Buna karşın her iki taraftan da daha fazla can kaybı olmaması bu coğrafyada yaşayan kadim halkların demokratik, özerk bir birliktelik oluşturabilmesi için yoğun bir çaba sarf eden Öcalan’ın İmralı Adası’nda yürüttüğü görüşmeler ısrarla boşa çıkarılmak istenmektedir.

Yüksek Seçim Kurulu’nun BDP tarafından aday gösterilen bağımsız milletvekillerinin adaylıklarının reddi de bu çabanın bir ürünüdür. Bugüne kadar Kürdistan’da yaşanan devlet terörüne dayalı sandık güvenliği sorunu bugün adayların güvenliği sorununa dönüşmüştür. Kürt Özgürlük Hareketi’nin demokrasi talebini şiddetle yok etmek isteyen Ankara egemenliğinin Türk ezilen sınıflarıyla Kürt Özgürlük Hareketi’nin birlikteliğine tahammülsüzlüğü de bir kez daha su yüzüne çıkıyor.

Dev-Genç’in son genel başkanı Türk devrimci hareketinin önde gelen isimlerinden Ertuğrul Kürkçü’nün adaylığının da reddedilmesi bu saldırganlığın ve korkunun boyutlarını gösteriyor.

Halen milletvekili olan Sabahat Tuncel’in adaylık başvurusunun reddedilmesinin altında yatan da Tuncel’in çözüm karşıtı Ankara egemenliğine attığı tokattır. Kendilerine, kendi kimlikleriyle onurlu bir yaşam şansı tanınmadığı için silahlı mücadeleye mecbur bırakılan Kürt Halkı’nın demokrasi mücadelesi bu kararla bir kez daha boşa çıkarılmak isteniyor. Unutulmamalıdır ki Kürt Halkı bugüne gelene kadar çok büyük bedeller ödemekten çekinmemiştir. Demokratik kanallarının işlememesi durumunda eşine az rastlanır bir çatışmanın engellenemez olduğunu ısrarla işaret eden Öcalan’ın bunu İmralı’da ki muhataplarına aktardığı da biliniyor. Kürtleri demokrasi dışı yollara zorlayarak sınamaya çalışmak bundan önceki hiç bir iktidara yaşam şansı tanımamıştır.

Bugün AKP’nin kendisine yakın çevrelerce de şaşkınlıkla karşılanan Kürt aday profilinin sebebi de anlaşılmaktadır. KCK operasyonlarıyla 2000’e yakın Kürt siyasetçiyi tutsak eden AKP iktidarı bugün de Kürt Halkı’nın siyasal temsilcilerinin demokratik haklarını gasp etmektedir. AKP ve temsilciliğine soyunduğu Ankara egemenliği unutmamalıdır ki parlamento kendi siyasal kadroları açısından algılandığı biçimiyle Kürt siyasetçiler tarafından bir rant kapısı olarak görülmemektedir. Bu nedenle de siyaset yapmanın tek zemini parlamento değildir. Kürt meşru siyaseti halkla birlikte her zeminde var olabileceğini, kitleleri harekete geçirebileceğini defaten kanıtlamıştır. Kürtlerin katılmayacağı bir seçim meşruiyetten yoksun olacaktır. 12 Eylül referandum sonuçları unutulmamalıdır. Kürdistan genelinde yüzde yetmişlere varan referandum boykotu genel seçimlerde uygulanması durumunda yüzde seksenleri aşacağı kesindir.

Demokrasiyle hiçbir şekilde bağdaşmayan son YSK kararının hedefi Kürt Halkı’nın şimdiden benimsediği hatta içselleştirdiği, Öcalan’ın Demokratik Özerk Kürdistan stratejisidir. Diyarbakır Newroz’unda atılan ’An Azadi An Azadi’ sloganını yaratanın yaşamı ölecek kadar sevenler olduğu unutulmamalıdır. Kürdistan dağlarının binlerce özgürlük savaşçısını barındıracak kudrette olduğu dünyaca malumdur. Ancak unutulmamalıdır ki hala Ankara ile ortak çözüm için ısrar eden Kürt Halkı’nın, ’samimiyet’ gerekçesiyle, sabrıyla oynamak bir kez daha ateşle oynamaktır.

Kürdü, Kürt işbirlikçiliği ile vurma girişimleri Osmanlı’dan bu yana denenmiş ve her deneyenin sonunu hazırlamıştır. Bugün AKP eliyle yaratılmak istenen Hamidiye Ağalıkları’na Kürt Halkı geçit vermez. Kürdün onur mücadelesi karşısında tüm insani değerleri ayaklar altına alarak iş birlikçiliğe soyunanlar devlet zoruyla adaylıkları engellenen gerçek halk temsilcilerinin yerlerini gasp ettiklerini ve bunun vebalini unutmamalıdırlar.

80 yıllık Türk resmi ideolojisi’nin temel paradigması olan tekleştirici Türk kimliğini ortaya çıkan özgür Kürt kimliğiyle temellerinden sarsan Kürt Özgürlük Hareketi başlattığı sivil itaatsizlikle bir başka paradigmayı da yerle bir etti. Paradigmanın esasını oluşturan Türk-İslam sentezinin Türklük ayağının Kürtler nezdinde yok olmasının ardından sivil cuma namazlarıyla egemenliğin payandasına dönüştürülen resmi din, özünden uzaklaştırılmış, içi boşaltılmış İslam da Kürdistan’da özgürleştirildi. Bunun sonucunda ipoteği altına aldığı Kürt oylarını kaybeden AKP Hükümeti YSK’yı devreye soktu.

AKP, YSK eliyle ferman buyursa da Kürtler korku, çaresizlik ve yılgınlığı çok gerilerde bıraktı. Kürdistan’da siyasal zemini kaybeden Ankara egemenliği Kürtler’e tek adres olarak dağları bırakıp bir katliamı hesaplıyorsa Kürtler’in o dağların yabancısı olmadığını unutmamalıdır. Ancak Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nin bugün Kürdistan şehirlerinde sürmekte olduğu da bir gerçektir. Başbakan Erdoğan’ın zindan vadine karşılık başta Diyarbakır olmak üzere bugün tüm Kürdistan’da hayata Demokratik Özerklik Çadırlar’ı yön veriyor. Bu çadırların iradesinin yansımadığı hiç bir seçim meşru olmayacaktır.

19 Nisan 2011/ANF

{jcomments on}