Seksen yılı aşkın kıyamcı cumhuriyet rejimi düşünüldüğünde bir Türk başbakanının Dersim Katliamı konusunda, "özür" dilemesi elbette dikkate değerdir. Cumhuriyeti ayakta tutma dışında hiç bir değeri ve gerçekliği olmayan paradigmaların iflas ettiğinin çok gecikmeli olmakla beraber devlet katınca da itirafı olarak da kabul edilebilir.
Ancak bu itirafın zamanlaması ve kimin tarafından yapıldığı, bu devlet yaklaşımının samimiyeti konusunda ciddi kuşkular uyandırmakta. Dersim Katliamı konusunda devlete düşen sorumluluk için "özür" dileyen başbakanın aynı cümle içerisinde, ana muhalefet saydığı CHP'yi de, katliamdaki rolü nedeniyle, “kendi tarihi açısından özür dilemeye” davet etmesi, ne kadar anlamlı? Bir halkın en derin acılarından birini günlük, küçük siyasetine alet ederken, onlara da “hoş görünme” çabası acı simsarlığıdır. Erdoğan’ın samimiyetsizliğinin çirkin bir tezahürüdür.
Özür, mağdurlar indinde, yaşanan acıların ve sıkıntıların telafisinden çok, bu acılara sebep olan ya da olanların, yaptıkları karşısında getirdikleri nedamet ve vicdanlarında giriştikleri hesaplaşmanın samimiliği ölçüsünde kıymetlidir.
Örneğin, O öyle olduğunu iddia etse de, Mehmet Metinler’in Erdoğan ve ailesi karşısında kabullenmeye zorlandığı zavallılık özür sayılır mı? Yoksa bir kişiliksizleştirme midir?
Alman Başbakanı Willy Birandt'ın 1970 yılında Polonya'da bir anıtın önünde dizleri üzerine çökmüş, Almanlar tarafından katledilen Polonyalı Yahudiler’den özür dilediği tarihe siyah beyaz kazınan samimiyeti mi, yoksa Erdoğan'ın partisinin il başkanları toplantısında özünde şova dönük CHP salvosunda mı görüyoruz samimiyeti?.
Çok değil 22-24 Ekim tarihleri arasında Kürdistan'da kimyasal silahlara 36 Kürt gencini katleden ve hala bu savaşta ısrarcı olan bir başbakan samimi olabilir mi? On yıllık iktidarı boyunca bir gün olsun anmadığı Dersim Katliamı’nı şimdi gündeme getirmesinin çıktığı Kürt katli seferiyle bir ilgisi olabilir mı? Erdoğan, geçmişe dönük Dersim özrü ile bugün eline bulaşmış Kürt kanını mı gizlemek istiyor?
Kürdistan tarihinin en büyük siyasal insan avını yürüten Erdoğan, timsahları da şaşkına çevirecek kana bulanmış göz yaşlarıyla Dersim mesajları veriyor. Bir yandan siyasal Kürt muhalefetini yok etmenin en korkunç yöntemlerini uyguluyor. Bugün yaşanan hayati sorunun çözümü için olmazsa olmaz diyalogu tıkıyor. Öte yandan da Kürtler’in en büyük acılarından birini kullanarak, Kürtler’in tarihsel sorunlarına yaklaşım gösteriyormuş gibi yapıyor.
Erdoğan, geçmişin acılarını kullanarak bugün sebep olduğu çözümsüzlüğü gizlemeye çalışıyor. Bugün bizzat sebep olduğu acıları narkozlayabilecegini sanıyor. Bir yandan Pir Seyid Rıza’dan alıntılar yaparken, öte yandan Kürt lideri Abdullah Öcalan’ın üzerinde kurumsallaştırmaya çalıştığı tecridi “hukuki” gerekçelerle sağlama alma girişimlerini sürdürüyor. Ölmüş Kürtler için dua ediyormuş gibi görünürken yaşayan Kürtler’e savaş ilan ediyor. Kürdün acılarını Kürde pazarlamaya çalışıyor.
Erdoğan elbette buradan bir siyasal rant elde etmeyi de hesaplıyor. Başbakan şimdiden 2014 yerel seçimlerine yatırım yapıyor. Yakın bir tarihte de, Dersim seferine çıkarsa hiç şaşmamalı. Hakkari’de hezimete uğrayan Erdoğan, gözünü Dersime dikmiş görünüyor. Bunu yaparken de hiç bir ahlaki ölçüyü tanımıyor. Hiç bir insani değere saygı göstermiyor. Kürdü kendi acılarıyla “tavlayabileceğini” sanıyor.
24 Kasım 2011/ANF