Yeşilçam’ın hastalıklı kozalağı... Ağa-oğlu... Kira toplar, depozito alıp verir; mal sahibidir. Yakın zamanda Baransu ve tayfasının düğünlerine kamera gönderir, gerekirse gidip kendi çeker, film diye de yayınlar. Reklamcı sayılır, yönetmen dersem ömrünü kameraya adamışlara ayıp olur. Sinan Çetin en fazla, sesini karizmatik sanıp dublaj parasından kısan biridir. Bay E gibi ‘şeyler’ çekip de ne hakla yönetmenim denir? İşsiz sevmez, yoksul sevmez... Tüm sinemasal birikimi devlet eleştirisi üzerine kurulu gibiyse de karşı çıktığı şeyin savunucusudur. Özgürlük sandığı tek şey, liberal rahatlığıdır. Hayattaki tek değeri para kazanmaktır.
Bildiğiniz emlakçıdır. Teoman’ı sanat filmi çekiyor sanır; Sinema dergisine yazdığı ‘Sinema Dersleri’nde Godard’ın yedinci sanattan anlamadığını iddia ederek geveler. Hadi bir an için bizim deli Jean Luc’un bu işlerden anlamadığını düşünelim; fakat en azından Godard dimdik adamdır! Kimseye eğilmemiş, peçete tutmamıştır. Cumhurbaşkanın özel uçağında sevgilisiyle (eşi yoktur!) iyi aile imajı çizip, izin marifetiyle eleştirebilen dahi gibi davranarak ‘iş bağlayabilmek’ amacıyla kimi zevata şirinlik yapmamıştır.
Oysa Çetin, hatırlayabildiği tek yazar Ayn Raynd olduğu için Adorno’yu ‘salağın teki’ diye niteler. Bilmez ki Ayn Raynd Enstitüsü Irak’ta savaşan askerleri eğitmiş, onlar için moral geceleri düzenlemiştir... Belki de bilir; bu yüce insan için fark eder mi? Derisi kalındır, üç beş ölü alt tarafı, sorun değildir.
Şu dünyada eski solcu kadar korkunç şey yoktur. Yetmişlerde, Ankara’daki Devrimci Yolcu ağabeylerinden fotoğraf çekmeyi öğrenen büyük düşünce adamı Sinan Çetin, Yeraltı Maden İş Sendikası grevleri sırasında fotoğraf çekmiş; 14 Numara, Çiçek Abbas gibi iyi işlerde her nasılsa görünmüştür. Çiçek Abbas bugün kendisini görse ne yapardı bilemem?
Yedinci sanatın huysuz çocuğu, sırf kaybettiği insani geçmiş yüzünden bugün hırçın: “Bir zamanlar kolektivizmin kalesi olan Sovyetler Birliği’nde kapitalist olmanız mümkün değildi; ama Amerika'da komünist olabilirdiniz” cümlesini kurabiliyor. Elia Kazan’ı unutmuş! Kazan, Amerika’daki McCarthy soruşturmaları sırasında, HUAC’ın (Amerika’yı Komünistlerden Arındırma Komitesi) karşısına çıkmış (demek Amerika’da komünist olunmuyor!) ve devrimci meslektaşlarını ele vermiş; onlar sinemadan el etek çekmek zorunda kalırken Kazan yönetmenliğe devam edip Oscar almıştı. Hayır almamıştı, ‘layık’ görülmüştü. Anlatır mı bunları Sinan Bey? Anlatamaz. O sadece devrim yazılı afişleri baskıya götürürken güzeldi, 14 Numara’da Hakan Balamir ile çalışırken iyiydi, İlyas Salman ile Şener Şen’in rakı içtiği yerde güzel insandı!
Çetin, filmlerini sinemacı olarak değil, reklamcı olarak çektiğinden bakacak yer gösterir. Bakılacak yeri bilen adamdır. AKP reklamlarının bir dönem yönetmeni olduğu gibi ilgi çekmek için Komiser Şekspir’de Kadir İnanır’ı Pamuk Prenses yapabilir. Bakılsın da gerisi teferruattır. Hayatında sanatın ışığı paranın ışıldadığı kadardır. Godard’ı niye sevsin böyle bir adam; bizim Fransız, sanatı ‘fiyatı olmayan şey’ diye tanımlar.
Bakın 6 Nisan 2007’de Hürriyet’e neler söylemiştir Çetin: “AKP’nin yaptığı icraatları beğeniyorum. Ülkemize huzur ve istikrar getirdi. Ben geçtiğimiz seçimlerde istikrar için AKP’yi destekledim ve oyumu bu partiye verdim. Bu seçimlerde de AKP’ye oy vereceğim. Bence AKP devrimci bir parti. AKP’nin ekonomiye ve özgürlüğe bakışıyla devrimci bir parti olduğunu düşünüyorum.”
Bunları söyleyen, şunları derken utanır mı: “Burada olmayan, hangi nedenle olmadığını bilmediğim büyük bir düşünür, din adamı bir insana teşekkür ederim. Ona teşekkür etmemin en önemli tarafı bu ülkeyi, bu insanları, bu dili sevdirdiği için... Teşekkür ediyorum çünkü milliyetçiliği Hrant Dink’i öldürenlere, Orhan Pamuk’a ‘seni öldüreceğiz’ diyenlere bırakmadığı için. Bu ülkede, bu ülkeyi sevmenin bir suç olmadığını hatta gurur verici olduğunu dünyayla bütünleştirdiği için Feytüyllah Gülen’e teşekkür ediyorum.” Daha adını bile bilmediğin birine, Türkçe Olimpiyatları gibi dünyanın en tuhaf etkinliklerinden birinde milliyetçilik karşıtlığıyla övgü yağdırmak ancak Türkiye’de alkışlanır.
Çetin, Dink’in AKP döneminde öldürüldüğünü unutmuş. Pamuk’un AKP döneminde yargılandığını da. ‘Devrimci’ lider Erdoğan, muhaliflerini açıktan tehdit edip Alevileri, Rumları hedef gösterirken Çetin neredeydi? Unutmuş, AİHM’e intikal eden Dink davasında Türkiye adına savunma yollayan Adalet Bakanlığı, neler söylemişti? Çetin’e, Nedim Şener’i de hatırlatmalı. Dört ayı aşkındır suçunu bilmeden yatıyor. Şener’in ‘Hrant Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları’ o dangoz Ayn Raynd’a benzemez, bir tefekkür etse iyi olur...
Emlak sultanımızın teşekkür edeceği tek kişi de kanımca Gülen değil, oldukça iyi bir görüntü yönetmeni olan eşi Rebekka Haas olmalı. Yoksa o sanat harikası filmleri bile zor çekerdi! Üzgünüm ama durum budur, böyledir.
10 Temmuz 2011/Birgün
{jcomments on}