fırtınada yürürken başını hep dik tut
ve karanlıktan sakın korkma,
çünkü sonunda altın rengi bir gökyüzü
ve mutluluğun gümüşten şarkısını bulacaksın...
Ada futbolunun gelmiş geçmiş en başarılı takımının bu sezon düştüğü hazin durumu, geçtiğimiz günlerde Kop tribününde açılan o dev flama özetliyordu.
“Liverpool FC - Bulit by Shanks – Ruined by Yanks!” (Liverpool FC - Shankly yarattı - Yankee harap etti!)
Geçtiğimiz sezonu 7. sırada tamamlayan, bu sezon oynadığı yedi maçta ancak altı puan toplayıp Premier Ligin 18. sırasında yer alan bir zamanların efsane takımı Liverpool bu haftaki yazının konusu…
Kuruluşu 1892 senesine dayanan, futbolun beşiğinde 18 şampiyonluk yaşamış, 70 ve 80’li yıllarda Avrupa futbolunda esmiş kükremiş, Şampiyon Kulüpler Kupasını beş kez, UEFA Kupasını üç kez kazanmış, dünya futbolunda nam salmış Liverpool...
Tıpkı şehri gibi, geldiğimiz çağın paraya bulanmışlığında zamana, en azından şimdilik yenik, liman işçilerinin, “asla yalnız yürümeyenlerin” takımı...
Gerry and the Pacemakers'in “Ferry Cross The Mersey” şarkısına ilham kaynağı olmuş, Mersey nehrinin kıyısında yer alan, Beatles grubunun doğduğu ve efsaneleştiği, bir zamanların önemli bir liman kenti iken, tersanelerin kapanması ve liman işçiliğinin tarihe karışması sonucu yoksulluk girdabına kapılmış 816 bin nüfuslu o tarihi şehrin, tarihi takımı...
Şimdilerde eski görkemli görüntüsünden pek uzak, zamana yenik o futbol şehri, İngiltere’nin üçüncü büyük şehri olmasına rağmen günümüzde en yüksek işsiz nüfusuna sahip şehirlerinin başında gelir. Hayatta tutunacak başka şeyleri olamayan şehir sakinlerinin tutkusudur futbol, hiçbir Amerikalının anlayamayacağı kadar, hiçbir paranın satın alamayacağı kadar. 29 Eylül 1981 senesinde, 68 yaşında aramızdan ayrılmış ama asla unutulmamış İskoç futbol dâhisini özler o şehrin sakinleri; hemen her maçta onun adına söylenen şarkılar yankılanır tribünlerde. Zira futbol asla sadece hayat memat meselesi değildir, ondan çok ama çok daha önemlidir. O tarihi şehrin o tarihi takımına o futbol dâhisi hayat vermiştir. O yüzden o futbol mabedinin kapısında onun heykeli selamlar futbolseveri.
***
Tarihinde iki büyük trajediyle sarsılmış kulübün kontrolü, 2007 senesinin Şubat ayında iki Amerikalı iş adamına geçer. 22 Ekim 1938 doğumlu George N. Gillett, Jr ve kendisinden yaşça hayli küçük ama dev bir servetin sahibi Thomas Ollis Hicks 218,9 milyon Sterlin karşılığında futbol devinin sahibi oluverirler. Malum, artık alıştığımız endüstriyel futbol hadisesi…
Ancak işler hiç de beklendiği gibi gitmez. 2010 senesinde dünya futbolunun en değerli 6. kulübü olarak gösterilen Liverpool giderek borç batağına gömülmektedir. Kulübün en büyük alacaklısı, İngiltere’nin en büyük bankalarından Bank Of Scotland geçtiğimiz Nisan ayında kulübün yeni sahiplerini hisselerini satmaları ve borçlarını ödemeleri konusunda uyarır.
Amerikalıların iki çıkış yolu vardır: 280 milyon Sterlin bulmak ya da 15 Ekim'e kadar kulübü satmak! Bu yüzden, "alıcı bulma" görevini yerine getirmek üzere Martin Broughton ve Christian Purslow'u Liverpool'un başına getirirler. Amaç kulübün satışını en kârlı bir şekilde, en kısa sürede bitirmektir. Ancak koyu bir Chelsea taraftarı olduğu herkesçe bilinen Broughton ve yıldızı kulüp yönetimi ile bir türlü barışmayan Purslow kısa sürede Liverpool taraftarlarının hedefi haline gelir. Bu arada, 2004 senesinin Temmuz ayından bu yana görevde olan, iki kere Şampiyonlar ligi finali oynamış, birini kazanmış, diğerini kaybetmiş İspanyol teknik direktör Rafa Benitez takımdan ayrılmıştır. Üstelik takımın yıldızlarından Javier Mascherano Barca’nın yolunu tutmuş, öncesinde 2009 senesinin Ağustos ayında takımın en değerli futbolcularından Xabi Alonso, Real Madrid’e satılmıştır. Gelenler gidenleri fazlasıyla aratırken, takımın tüm yükü Steven Gerrard ve müthiş golcü Torres’in üzerine kalır. Chelsea’nin veya Manchester United’in yedek kulübesine bile giremeyecek futbolcular, Liverpool’un ilk on birinde forma şansı bulmaktadır. Takıma alıcı aranmaktadır ama gelin görün ki son sezonlarda alınan kötü sonuçlar ve kulübün içinde bulunduğu borç batağı potansiyel alıcıların gözünü korkutmaktadır.
***
Bu yazının yazıldığı saatlerde, başka bir Amerikan şirketi ‘New England Sports Ventures (NESV)’nin, Liverpool FC’yi satın almak üzere olduğunu yazdı gazeteler. Aynı zamanda Boston Red Sox Baseball takımının da sahibi olan şirket, en kısa sürede satış işleminin gerçekleştirileceğini duyururken, Tom Hicks, kulübün 300 milyon Sterlin karşılığında satılmasına asla razı gelmeyeceklerini, gerekirse bu satışı engellemek için kanuni yollara başvuracağını açıklıyordu. Liverpool teknik direktörü Roy Hodgson, kulübün içinde bulunduğu kaosdan kurtulması adına bunun mükemmel bir fırsat olduğunu dile getiriyor, borçların ödenmesi durumunda takıma yeni takviyeler yapacağını ve yükselişe geçeceklerini dile getiriyordu. Daha önceleri, Çin ve Malezya kökenli taliplilerden fazlasıyla umutlanmış ama gerçekleşmemiş vaatlerden ağzı fena yanmış Liverpool taraftarı ise yeni girişimi tedbirli karşılıyordu. Bu arada hiç yabana atılmayacak puan silme cezası Liverpool’u bekleyen tehlikeler arasında yer alıyordu.
***
Bilir misiniz, Liverpool şehrinin sembolü “Liver Bird”, şehrin kim bilir kaç zamandır ayakta kalmış tarihi saat kulesinin üzerinde şehrine koruyuculuk yapar. Aynı zamanda Liverpool FC’nin amblemi olan bu dev kuşun kanatları altında nice zaferler kazanmıştır o takım. Nice futbol yıldızlarının yeşil sahalardaki yükselişine şahit olmuştur: Highway, Keegan, Souness, Lee, Dalglish, Rush, Beardsley, Barnes, Gerrard ve diğerleri… 70’li ve 80’li yıllarda Ada futbolunda kasırga gibi esmiş, Avrupa’nın futbol mabedlerinde nice unutulmaz zaferlere imza atmıştır.
İşte o tarihi futbol mabedinin kapısında, o efsane futbol adamının heykeli selamlar sizi. Hemen yanıbaşında 15 Nisan 1989 günü, Sheffield Hillsborough Stadı'nda, Nottingham Forest ile oynanan talihsiz Federasyon Kupası yarı finalinde ezilerek ölen 96 Liverpool taraftarının anısına inşa edilen, 96 mumun yandığı ve çiçeklerin bırakıldığı anıt bu şehrin futbol sevgisini anlatır geride kalanlara. Premier Lig’de şampiyon olamasa da her maçta tıka basa dolar tribünleri, her maçta o çok bilindik futbol şarkısı yankılanır ekranlarda. Ama futbola dair kitapların hemen her sayfasında ismi bulunan Liverpool şimdi zor durumdadır. Oysa yakın geçmişte, İstanbul’da yaşanan o unutulmaz Şampiyonlar Ligi finalini kim unutabilir ki...
O takıma gönül verenler, gelecekte bir gün yeniden eski günlerine dönmeyi beklerler sabırla. O yüzden hep bir ağızdan söylerler şarkılarını her maçta, parayla herşeyin satın alınabileceğine inanmışlara inatla...
when you walk through a storm
hold your head up high
and don't be afraid of the dark
at the end of a storm is a golden sky
and the sweet silver song of a lark
walk on through the wind
walk on through the rain
tho' your dreams be tossed and blown
walk on, walk on
with hope in your heart
and you'll never walk alone
you'll never, walk alone
fırtınada yürürken başını hep dik tut
ve karanlıktan sakın korkma,
çünkü sonunda altın rengi bir gökyüzü
ve mutluluğun gümüşten şarkısını bulacaksın.
hayallerin sarsılsa da, alt üst olsa da,
rüzgarda, yürümeye devam et
yağmurda, yürümeye devam et.
kalbinde umutla, yürümeye devam et
ve bil ki, hiçbir zaman yalnız yürümeyeceksin
asla ama asla yalnız yürümeyeceksin...
17 Ekim 2010/Birgün
{jcomments on}