Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

İnsan doğasının diyalektiği - Yıldız Silier

Bir yanda insan doğasının nesnelliğini vurgulayan; genetik, evrimsel psikoloji gibi bilimsel gelişmeler sonucunda insan doğasını gittikçe daha iyi anladığımızı savunan belirlenimci (determinist) görüş, öte yanda insan doğasının öznelliğini vurgulayan, özgür iradeyi temel alan varoluşçu akımlar yer alırken, Marksizm bu konuda nerede duruyor? Sean Sayers Marksizm ve İnsan Doğası isimli kitabında, Marx’ın insan doğasını sürekli değişime açık tarihsel bir olgu olarak ele aldığını, tarihselci ve hümanist bir Marksist perspektiften bakınca insanın öznelliğini ve nesnelliğini diyalektik bir bütünsellik içinde kavrayabileceğimizi iddia ediyor. Çünkü yazara göre insan, toplumsal üretken etkinliklerin hem öznesi, hem de nesnesidir.

Sayers bu kitapta sık sık Hegelci yöntemi kullanıyor. Yani, önce birbirine zıt ve uzlaşmaz görünen iki rakip pozisyonu ele alıp, temellerindeki yanlış varsayımları sergiliyor. Sonra, neden ikisinin de tek yönlü olduğunu ve diyalektik bir sentezle bunların nasıl aşılıp daha doyurucu bir görüşün geliştirilebileceğini açıklıyor. Örneğin, Marx’ı geleneksel Aydınlanma hümanizminin bir parçası olarak gören Geras ve Cohen gibi ‘analitik Marksistler’, onun kapitalizm eleştirisinin temelinde yatan ‘evrensel’ ahlaki değerleri bulmaya çalışırlar. Böyle evrensel değerlerin yokluğunda ahlaki göreceliğe düşmekten korkarlar. Oysa, Althusser ve Rorty’nin savunduğu yapısalcı ve postmodern Marksist görüşe göre, Marx insan doğası kavramını ve evrensel değerleri reddeden, ‘anti-özcü’ ve ‘anti-hümanist’ bir düşünür olduğu için, kapitalizmi ahlaki bir eleştiriye tabi tutmuyordu. Sayers, bu iki Marx yorumunun da doyurucu olmadığını söylüyor. Çünkü ona göre, “ya evrensel değerler, ya görecelik”, “ya mutlak insan doğası ya da insan doğasının hiç olmaması” varsayımları yanlış ikilemlerdir. Yazar, bir yanda görecelik korkusunun, öteki yanda ‘tarihsel ilerleme’ düşüncesinin bir çırpıda reddedilmesinin, tarihselci yaklaşımın yeterince takdir edilmesini engellediğini düşünüyor.
Peki, Marx kapitalizmi hangi değerlere dayanarak eleştirir? Hegel’den aldığı ‘içkin eleştiri’ yöntemini kullanarak eleştirel eğilimlerin ve değerlerin her toplumun içinde yaratıldığını çünkü var olan her sınırlı olgunun içinde çelişkiler barındırdığını ve bu çelişkilerin değişimin motoru olduğunu kabul eder. Yani, eleştirel değerlerin felsefeci tarafından dışarıdan getirilmesine gerek yoktur. Tarihsel süreç boyunca her sistem yeni ihtiyaçlar ve değerler yaratarak, önce insan doğasının gelişmesini teşvik eder ve bu anlamda bir önceki sisteme göre ‘ilerici’dir. Ama sonra kendi yarattığı ihtiyaçların karşılanmasını engellemeye başlayınca ‘gerici’ duruma düşer ve yeni bir geleceğin önündeki tıkaç olur. Sayers, kapitalizmin yaygınlaştırdığı bireysellik ve kendini gerçekleştirme ihtiyaçlarının ancak sosyalizmde karşılanabileceğini söyler ve Marksizmin temelindeki ‘tarihsel ilerleme’ düşüncesine belirlenimci olmayan bir açıklama getirmeye çalışır.

Çalışmanın özgürleştirilmesi
Sayers’a göre çağımızda kendini gerçekleştirmenin en önemli araçlarından birisi çalışma hayatıdır; kapitalizmdeki çalışmanın yabancılaştırıcı olduğunu söylerken aslında böyle olmaması gerektiğini ima etmiş oluruz. Üretken ve yaratıcı emeğin insana özgü en değerli yetenek olduğunu vurgulayan Marx, böylece ‘özgürleştirici çalışma’ idealinin altını çizer. Sayers bu tezi iki rakip görüşe karşı savunur. Çalışmanın her zaman istenmeyen bir külfet ve sadece para kazanma aracı olduğunu, özgürlüğün ancak çalışmadan muaf boş zamanlarda elde edilebileceğini savunan hazcı/yararcı görüş, tüketicinin bakış açısını yansıtır. Öte yandan ‘ütopyacı romatik görüş’ün temsilcisi olarak adlandırdığı Gorz’a göre makineleşmenin kaçınılmaz olarak işsizlik yarattığı sanayi-sonrası toplumlarda, herkese tam istihdamı savunan geleneksel sosyalist görüş artık demode ve gerçekdışıdır; yeni hedef ‘çalışmadan özgürleşme’ olmalıdır. Sayers, Marx’ın eserlerine gönderme yaparak, özgürleşmek için nitelikli boş zaman kadar, sömürünün ve tek yanlı işbölümünün ortadan kalkıp, çalışmanın özgürleşmesinin de gerektiğini iddia eder.

Günümüzde bazı düşünürler Marx’ın ‘sınıf savaşı’ perspektifinin geçersizleştiğini iddia edip, ‘etik sosyalizm’ projesini savunuyor. Bazıları ise Marx’ın iktisadi öngörüsünün, yani kapitalizmin sürekli krizlere gebe olduğu düşüncesinin, bugün işadamları tarafından bile kabul edildiğini, yani Marx’ın iktisat kuramının hâlâ güncel olduğunu söylüyor. Marksizm ve İnsan Doğası bu ‘tarihötesi, evrensel ahlak kuramı’ ve ‘değerden muaf tarih kuramı’ ikilemini aşmak için iyi bir başlangıç noktası oluşturuyor.

MARKSİZM VE İNSAN DOĞASI
Sean Sayers
Çeviren: Şükrü Alpagut
Yordam Kitap
2009
264 sayfa, 15 TL.

31 Temmuz 2009 tarihinde Radikal'in Kitap ekinde yayınlanmıştır.

{jcomments on}