Anasayfa İçerik Derlemeler Kadın Üresinler bunlar - Mustafa Kemal Erdemol

Üresinler bunlar - Mustafa Kemal Erdemol

Her ikisini bir piknikte gösteren şu fotoğrafa uzun uzun bakmaktan alamadım kendimi, ne yalan söyleyeyim. Ülkemizin inanç dünyasında pek de önemli olmayan varlıklarından çok, insani zaafları açısından ülkenin gündemini meşgul etmiş olan bu iki zatı bir de böyle fotoğraflanmış görmek, nedense çok garibime gitti. Oysa, elbette, herkes gibi onların da, herkesin yararlandığı doğadan payını almaları, doğanın cömertliğine sığınmaları çok normal. Tabii ki bir gariplik yok.

Piknik, belki bir çok kimse için de öyledir, benim açımdan toprakla bedenin, ruhu dinlendirmek için buluştuğu yegane etkinliktir. Dingin bedenlerden çok, temiz havaya ihtiyaç duyan yorgun ruhların mekanı bir anlamda. Piknik, bir ağaç altının serinliğinde dinlenen insanda, herşeyden önce, o serinliği hak etmişlik duygusunu uyandırır. Yılların yorgunluğunu duyumsamak için de ideal yerlerdir piknik alanları.

Fotoğraftaki bu adamların da bedenleri yorgun elbette. Ama onların beden yorgunluklarını, inançları uğruna verdikleri mücadelelerinden kaynaklanan bir yorgunluk gibi gören pek yoktur diye düşünüyorum. Fotoğrafta, böylesi bir dinlenmeyi nasıl da hak etmişler görüntüsü vermeleri, bu adamların zaten çok geniş, çok rahat olmalarından kaynaklanmıyor mu? Oysa, sözümona çeki düzen vermeye soyundukları toplumun ahlaki kodlarına hiç de uymayan işlere bulaşmış insanlar bunlar. Akıllarını “öteki cins”le bozmuş, o cinsi ahlakın olumlu ya da olumsuz tek nesnesi yapmış, ama fırsat bulduklarında yine “öteki cins”de şehveti tatmaktan geri kalmamış kişiler aynı zamanda. Bu “şehvet”i, asla doğal olan yoldan değil, karşısındakilerin zaaflarından, güçsüz kılınmalarından yararlanarak yapmak gibi affedilemez bir suçları var. Kendi inançları açısından söylersek, günahları, yani.

Ama bakın ne kadar rahatlar. Böylesi bir ruh dinlendirmesini ne kadar hak etmiş gibi duruyorlar karşımızda. Oysa birisi, gencecik bir kadını bin türlü katakulliyle yatağına atmış, öbürü en alçakçasını yapıp, maddi yardımda bulunduğu bir kadının reşit olmayan kızını taciz etmiştir. Bana sorarsanız yatacak yerleri bile olmamalı bunların. Ama neylersiniz ki, piknik yapacak yerleri de, insan içine çıkacak yüzleri de var.

Etrafında onları gören hiç kimse olmadığına inanamam. Elbette vardır. Olmalıdır. Varsa eğer onlar tarafından görünmekten çekinmeyen, büyük ermiş havalarında, toplumun çoğunluğunun onayını kazanmış insanların rahatlığı içerisindeler. Oysa, bir kez daha hatırlatıyorum, inandıklarını iddia ettikleri imanlarına, kendilerinde olduğuna inanmamızı bekledikleri (daha çok beklerler) “ahlakları”na uygun olmayan, çok mide bulandırıcı olaylara imza attılar bunlar.

Toplumda, bunları cezalandıracak kamusal bir vicdan yok mudur peki? Hiçbir mahcubiyet belirtisi yok yüzlerinde görüyorsunuz. “Nasılsa yaşadığımız toplum darül harp'dir, ne yapsak mübahtır” diye mi düşünüyorlar acaba? Eğer öyleyse, ahlakın hangi toplum düzeninde olursa olsun değişebileceğine de inanıyorlar demektir ki, oynak, kaypak bir dolu düşünceleri var anlamına gelir bu.

Bu fotoğraftaki adamlar aynı zamanda , şu aile koçu diye yutturulan, Sibel Üresin adlı kişinin, hak verdiği erkeklerdendir işte. Ne diyordu bu Üresin? “Bir erkek, kadında arkadaşlık, cinsellik, annelik ve ev kadınlığı arar. Bu özellikleri taşımıyorsanız, eşiniz tarafından aldatılmaya hazır olmalısınız. Erkek için bu haklı bir arayıştır”. Neden Müslüm Gündüz de, Hüseyin Üzmez de, bu “haklı arayış” içindeki erkeklerden olmasın peki? Bunların da bir eşleri var çünkü. Üresin soyadlı kadına göre, “o özellikleri taşımadıkları” için, bu adamların eşleri aldatılmayı hak eden kadınlardır. Erkeğin arayışı ne kadar haklı. Bir kere böyle bir haklılığı teslim edersen erkek için, o arayışı aklı kıt, saf bir kızı yatağa atmakla ya da 14 yaşında bir kız çocuğunu taciz etmekle sürdürür, durumuna acıdığın erkek. Yani Gündüz'le, Üzmez.

Hüseyin Üzmez denen zatın rahatlığının sırtını ağaca vermesinden kaynaklandığını düşünenlere hatırlatayım; Bu iki zatın da sırtını dayadıkları ağaç falan değil, işte bu Sibel Üresin gibilerdir.

Hiç bir ağaç bir ahlaksızı bu kadar rahat basmaz bağrına.

28 Mayıs 2011/Sol.org.tr

{jcomments on}