Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Anasayfa İçerik Derlemeler İbretlik yazılar Bozacının şahidi şıracı: Türkiye'nin dünyaya yeniden uyanışı - Şahin Alpay

Bozacının şahidi şıracı: Türkiye'nin dünyaya yeniden uyanışı - Şahin Alpay

ibret_i_alem_logoABD'nin saygın dış politika dergisi Foreign Policy (FP), her yıl dünyanın en önemli 100 düşünürü listesi yayımlıyor.

Bu yıl listenin 7. sırasında, "Türkiye'nin dünyaya yeniden uyanışının arkasındaki beyin" olduğu nedeniyle Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu var. FP onu tanıtırken şöyle diyor: "Davutoğlu gözetiminde Türkiye, İstanbul'daki Topkapı Sarayı'nda bir sultanın oturduğu günlerden beri görmediği bir uluslararası rol üstlenmiş durumda." Bu sözlere hak vermemek mümkün değil.

Kuşku yok ki Davutoğlu 2002'den itibaren AKP hükümetinin başdanışmanı olarak, 2009'dan bu yana da dışişleri bakanı olarak dış politikaya yeni bir vizyon getirdi. Komşularla "sıfır problem" politikasıyla son 8 yılda hemen bütün komşularımızla öncesiyle karşılaştırıldığında inanılması güç bir iyileşme sağlandı. Ankara'nın bölgedeki çeşitli anlaşmazlıkların halli için harcadığı çabaların, gerek bölgede istikrarın sağlanmasına, gerekse Türkiye'nin güvenliğine büyük yararı olduğu yadsınamaz. Bu politikalar sayesinde Türkiye'nin bölge halkları nezdinde büyük bir saygınlık, "yumuşak güç" elde ettiği muhakkak. Davutoğlu Türk dış politikasına sadece vizyon değil, müthiş bir dinamizm de getirdi: Yalnızca geride bıraktığımız yıl içinde 80 yurtdışı ziyaret yapmış, 96 ülkeden gelen heyeti ağırlamış. Bu gerçekten etkileyici bir performans.

Davutoğlu geçen cumartesi günü İstanbul basınından kalabalık bir gazeteci grubuyla 2010 yılında Türk dış politikasını değerlendiren, yaklaşık 4 saat süren bir toplantı yaptı. Toplantıda birçok soru soruldu. Benim yönelttiğim soru şuydu: "Ermeni soykırım tasarısının ABD Kongresi'nden geçmesini önlemek için neden bu denli büyük bir çaba ve enerji harcanıyor?" Davutoğlu özetle şu cevabı verdi: "Almanlar gibi bize de bir suçluluk duygusu yerleştirmek istiyorlar. Ermenilerin acısını anlıyorum, ama onlar da bizim acımızı anlasınlar. İmparatorluğun tasfiyesinde, herkes ıstırap yaşadı. Kongre'den geçecek tasarının tazminat davalarına temel olması hedefleniyor. Biz Osmanlı'nın devlet borçlarını ödedik. Kişisel hesaplara girilecekse o zaman biz de Balkanlar'da, Irak'ta, Kıbrıs'ta tazminat isteyelim..." Bu cevabı tatmin edici buldum mu?

Hayır. Çünkü bugüne kadar Almanya, Fransa, Rusya, İtalya, Kanada, Yunanistan, İsveç dahil 20 ülkenin parlamentosunda kabul edilmiş benzer tasarılar ne ilişkilere zarar verdi, ne de Osmanlı Ermenileri'nin başına gelenin soykırım olduğunu tescil etti. Yaşananların büyük bir felaket olduğu, bunda İttihatçı yönetimin sorumluluğu ortada. Ama soykırım olup olmadığı tartışmalı olmaya devam ediyor. Buna karşılık Ankara'nın çabaları, her yıl dikkatleri kararı aldırmak isteyen lobilerin argümanları üzerinde topluyor; kimi başka lobileri bu konuda söz sahibi kılıyor. Tasarı lehinde oy veren Kongre üyelerinin çoğunun oy hesabıyla, aleyhte oy verenlerin çoğunun ise yaşananların bir soykırım olduğunu kabul ettikleri, sadece Türkiye'nin misillemesinden çekinildiği için böyle davrandıkları ortaya çıkıyor. Yani, tasarıyı engelleme çabasının Ankara'nın görüşünü dünya kamuoyunda güçlendiren bir tarafı yok. Karar için uğraşan lobilerin bundan vazgeçmeleri beklenmiyor. ABD hükümeti (tıpkı öteki hükümetler gibi) kararı benimsemiyor. ABD mahkemelerinin Kongre'den çıkacak kararlarla bağlı olmadıkları görülüyor. "Parlamentolar tarih yapamaz" tezi ise yeterince kuvvetli.

Davutoğlu'nun WikiLeaks ifşaatının bir "ABD komplosu/İsrail oyunu" olduğuna dair, partisinin sözcüleri tarafından da paylaşılan görüş hakkındaki soruya verdiği cevap şu oldu: "Bir devletin görebileceği en büyük itibar kaybı bu. Bir devlet bunu kendi kendine yapar mı?.. Elimizde bunun arkasında İsrail var dedirtecek somut bir veri yok." Bu cevabı tatmin edici buldum. Davutoğlu'nun, "Hillary Clinton WikiLeaks ile ilgili özür dilemedi, üzüntü bildirdi" şeklinde, kendisini yalancı durumuna düşüren yorumlara bozulmasını da haklı buldum.

29 Aralık 2010/Zaman{jcomments on}