Devletin hukuksuzluğu AKP iktidarıyla zirve noktasına ulaşır. AKP iktidarında devletin hukuksuzluğu Kürtlere sadece zulmetmekle kalmaz aynı zamanda dalga geçmeye çalışır Kürt halkıyla…
Geçtiğimiz haftaya YSK’nin bağımsız milletvekili adaylarını veto etmesi ve hemen ardından da veto kararını geri çekmesi damgasını vurdu. Kuşkusuz YSK’nın bu eylemi sadece hukuku ihlal etmek ve ardından da yaptığı yanlıştan geri dönmek olarak okunamaz. “Hukuk” maskesinin altında yatan gerçek neden, devletin asırlık bir sorun olan Kürt sorununa bakışında ve AKP’nin bulabildiği her fırsatta Kürt sorununa kendi lehine müdahale edebilme cüretinde ve yeteneğinde olmasında gizli…
Sorunun kendisini değil en fazla basit bir görüntüsünü yansıtıyor olmasından dolayı “hukuki” sorunları tartışmak değil niyetimiz. Ancak özellikle AKP hükümetiyle bir kat daha pervasızlaşan devlet iktidarının, Kürt sorununa yaklaşırken edindiği siyasi bir alışkanlık olan “hukuksuzluğun” YSK’nın veto kararında bir kez daha gözler önüne çıktığını söylemek gerekir.
Devletin hukuksuzluğundan ne mi kastediyoruz?
“Kürt yoktur” ya da “…dağda gezen ve gezdikçe kart-kurt sesleri çıkaran Türklere Kürt denir…” yalanıyla başlar devletin hukuksuzluğu… Yetmez, Kürt olduğunu söyleme cesareti gösteren Kürtleri hapse tıkmakla, işkenceden geçirmekle, köy meydanında bok yedirmekle devam eder. Diyarbakır Cezaevi’nde betonarme bina olur, işkencenin mekanında hüküm sürer devletin hukuksuzluğu…
Kirli savaşla, kontr-gerilla faaliyetleriyle ve “fail-i meşhurlarla” Kürt halkının üzerine çöker devletin hukuksuzluğu… Kürt gazetecilerinin ve aydınlarının hunharca katledilmesi üzerine zamanın başbakanı Demirel’in ağzından çıkan, “…devlet cinayet işlemez. Bunlar birbirini öldüren teröristlerdir” diyen sestir devletin hukuksuzluğu.
Devletin hukuksuzluğu, bazen Kürtler kendi temsilcilerini TBMM’ye göndermesin diye demokrasinin önüne çekilen yüzde on barajı olur, bazen bir Kürt gencinin kafasına inen polis dipçiği, bazen de Ahmet Türk’e atılan yumruk!
Devletin hukuksuzluğu AKP iktidarıyla zirve noktasına ulaşır. AKP iktidarında devletin hukuksuzluğu Kürtlere sadece zulmetmekle kalmaz aynı zamanda dalga geçmeye çalışır Kürt halkıyla. “Demokratik açılım” yaparken KCK davası açıp Kürt siyasetçileri içeri atar, TRT ŞEŞ’i yayına açarken mahkemelerde Kürtçeye yasak koyar bu hukuksuzluk. Devletin hukuksuzluğu İbrahim Tatlıses’le Kürt açılımı yapmak, Dersim halkına seçim rüşveti dağıtmak, Abdülkadir Aksu ile Kürtleri temsil etmek demektir.
AKP iktidarında devletin hukuksuzluğu, “Kürt illerinde Kürt hareketinin önünü nasıl keserim” diye sorup sahip olduğu tüm güçlerle harekete geçen, en büyük hukuksuzluğu “hukuk” yoluyla yapan hukuksuzluktur! YSK aracılığıyla, halihazırda milletvekili olmuş birine “sen milletvekili olamazsın” deme cüretini göstermek; üç gün sonrasında ise “YSK beni de mağdur etti” diyebilmektir! Bu hukuksuzluk öylesine güçlü bir siyasi dayanağa sahiptir ki, YSK vetosunu kendisine karşı kurulmuş bir Ergenekon komplosu olarak da niteleyebilir yandaş medya aracılığıyla.
Sonuç mu? Her geçen gün “daha çok devlet” haline gelen ve Kürt sorunundan kendi lehine sonuçlar çıkarmaya çalışan bir AKP ve gün geçtikçe AKP iktidarıyla özdeşleşip pervasızlaşan kurumsal bir hukuksuzluk: Devletin hukuksuzluğu…
26 Nisan 2011
YARINLAR