CHP bu oyunu AKP tarafından belirlenen kurallara göre oynamayı çoktan kabullenmiş bir parti olarak devlet kademelerinde süren gösterişli bir çekişme ile Türkiye halkına bir aydınlanma seçeneği dahi sunmaktan uzaktır.
AKP tarafından 2007 seçimlerinin ardından açıkça ve kesintisiz bir biçimde yürütülen devlet ve toplum üzerindeki tam egemenlik, tam kontrol politikası boyunca ilk kez muhalefet semalarında karşı atağa geçmek için bir fırsat yakalanmıştır. Bu karşı atağa olanak sağlayan gelişme Baykal'ın beklenmedik istifasının ardından gelişmesi muhtemel bir yeni CHP projesidir.
Yerel seçimler sürecinde İstanbul'da elde ettiği oy oranı ile partisinin ülke genelindeki oranının çok üzerine çıkmayı başaran Kemal Kılıçdaroğlu'nun muhtemel Genel Başkanlığı, gerek CHP seçmeni gerekse CHP'ye oy vermekten Baykal nedeniyle vazgeçen geniş kitle için bir umut ışığı haline getiriliyor. AKP'nin 8 yıla yaklaşan iktidarını Baykal politikalarının basiretsizliği ile açıklama eğilimine yaslanan bu beklenti 'yeni muhtemel CHP'nin memleket sorunlarına çözüm olacağına inanmamızı istiyor.
İstifanın ardından kesin olan şu ki CHP için Baykal'a ve onun siyasi çizgisine rağmen bir seçenek mümkün değildir. Yapılacak kurultayda Baykal geri de dönse, Kılıçdaroğlu da gelse, uygulanan çizgi bazı söylem farklılıkları dışında aynen sürdürülecektir. Bu gerçeğe bakarak programı ve temel siyasetleri ekseninde CHP'nin bir siyasi özne olarak bu ülke için, bu ülkenin milyonlarca emekçisi için küçük de olsa gerçek bir umut vaadetmesi ihtimali bulunmuyor. CHP emperyalizme bağlı ve emperyalist politikaları Türkiye halkının başına bir çorap gibi örmeye ant içmiş bir partidir. NATO ile ABD ile AB ile kurulan bağımlılık ilişkilerini sürdürmeye hatta büyütmeye yeminlidir. Daha bir ay önce Avrupa Parlamentosu üyelerine seslenen Baykal “herkesten daha çok AB'ci” olduklarını söylerken, ABD seçimlerinde galip çıkacağı anlaşıldıktan sonra “Umut ediyorum, diliyorum Sayın Barack Obama da cumhurbaşkanlığı sınavını başarıyla geçer. Ülkesine ve dünyaya yeni bir huzur, barış ve kardeşlik dönemini açar. Bu yöndeki gelişmeleri bütün dünya özlemektedir, özellikle biz bu özlem içindeyiz” derken vazifeye hazır olduğunu bildirmiyorsa ne yapıyor olabilir?
Emekçilerin çıkarını savunmayı bir yana bırakalım, CHP'den en dar anlamda kamucu bir ekonomi politikası bekleyenler için de yanıt hazırdır: “Kamunun sadece yönlendirici olacağı bir piyasa ekonomisini hayata geçireceğiz.” CHP ile AKP arasında ekonomi programları açısından gerçek bir fark olduğunu düşünmek sadece hiç düşünmeyerek mümkün olabilir. Özelleştirmeye devam, güvencesiz esnek çalıştırmaya yönelik yasal düzenlemeler, piyasanın içine su serpecek açıklamalar bu nedenle sık sık tekrarlanır.
Toplumun AKP eliyle giderek muhafazakarlaştırılmasını mı önleyecek CHP? Çarşaf üzerine iliştirilen rozetlerle, Cüppeli Ahmet Hoca'ya gönderilen buselerle, kutlu doğum haftası vesilesiyle yapılan pek manevi konuşmalar ve giderayak Gülen cemaatine uzatılan çiçeklerle mi önüne geçilecek AKP'nin toplum projesinin? CHP bu oyunu AKP tarafından belirlenen kurallara göre oynamayı çoktan kabullenmiş bir parti olarak devlet kademelerinde süren gösterişli bir çekişme ile Türkiye halkına bir aydınlanma seçeneği dahi sunmaktan uzaktır.
Tüm bu olguları Baykal'la açıklamak 90 yıllık bir siyasi parti geleneğine ve Kılıçdaroğlu tarafından sıkça tekrarlanan 'parti kurumları'na karşı yapılmış bir haksızlık değil de nedir?
Ülkemizde AKP ve onun halk düşmanı uygulamalarına karşı tek geçerli alternatif yavaş da olsa ivmeli bir şekilde emekçiler tarafından üretilmektedir. Ankara sokaklarında kış ortası bahar havası estiren binlerce TEKEL işçisinin kararlılığı, hükümetin kolluk gücüne karşı Taksim talebini fiilen canlı tutanların mücadelesi, 1 Mayıs'ta o meydanı dolduran yüzbinlerin coşkusundan öte gerçek bir kurtuluş yolu yoktur. Tüm bu süreçlerde medyatik olabildiği ölçüde yancı tutumu takınan CHP'nin misyonu, AKP ve neo-liberal politikalar karşısında biriken tepkiyi kendi kanalında havuzlayarak yeniden sistem içine çekmenin ötesine geçemez. Bu anlamda 'yeni CHP', işlerini tıkır tıkır yürütebilmeyi uman patronların, memleket kaynaklarını sömürmeye doymayan emperyalist sermayenin, sistemin kaynaklarını hedef alarak yükselmekte olan emek hareketinden korkanların AKP'nin başına bir şey gelmesi halinde başvuracakları bir yedek lastiktir.
YARINLAR
16 Mayıs 2010{jcomments on}