Emekçi halk çocuklarının bu düzen içinde var olabilmesinin imkansızlaştığı bir süreçte her türlü “usulsüzlük”, “adam kayırma” ve diğer ahlaksızlık örnekleri normalleşip meşrulaşırken, sadece “ahlaklı” kalabilmenin bile yolu düzenin bizi sınırladığı alanın dışına çıkmaktan geçiyor
İnsanlığın yüzyıllar boyunca elde ettiği kazanımların ve yarattığı değerlerin her geçen gün içinin boşaltıldığı bir ülkede yaşıyoruz. AKP iktidarının dokuzuncu yılında “özgürlük”, “demokrasi”, “eşitlik” ve “adalet” gibi kazanımlarımız her geçen gün anlamını biraz daha yitiriyor, biraz daha değersizleşiyor! “Şifreleme” ve “sızdırma” operasyonlarının “adalet” ve “eşitlik” gibi değerlerimize saldırdığı ÖSYM patentli son YGS skandalı ise yaşadığımız gerici sürecin iyi bir örneği…
Kısa bir hatırlatma yapmak gerekirse; geçtiğimiz Mart ayının son haftasında gerçekleştirilen YGS’de, soruların basit ve çözülebilir algoritmalar kurularak hazırlandığı ve bu anlamda bir tür şifreleme yoluyla doğru yanıtların kolayca bulunabildiği iddiaları gündeme gelmiş, “kişiye özel soru kitapçığı” uygulamasına hangi maksatlar doğrultusunda ihtiyaç duyulduğu sorgulanmaya başlamıştı. Bunun üzerine ÖSYM Başkanı Demir, iddialara verdiği sıcağı sıcağına ancak tatmin edici olmaktan ziyade şüphe uyandırıcı yanıtlarla akıllardaki soru işaretlerini arttırmıştı. Cumhurbaşkanı Gül ise ÖSYM Başkanı ile yaptığı telefon görüşmesinden sonra “ikna olduğunu” söyleyerek kendi atadığı bürokrata sahip çıkmıştı. Ardından söz konusu şifreleme tekniğinin kilit kelimelerinin (mod-medyan) sınavdan bir gün önce internetteki arama motorlarında sıklıkla aranmış olduğunun ispatlanması, derken şifrelemenin sadece master kitapçık için değil bütün kitapçıklar için geçerli olduğunun kabul edilmesi ve nihayetinde ÖSYM’nın topu kitapçıkların basıldığı matbaaya atmaya çalışması ile ortada bir “sorun” olduğu ve bunda “ikna olunacak” bir şey olmadığı ortaya çıktı.
Bütün bu yaşananlar bir devlet kurumunda olması gereken ciddiyetin olmaması, işlerin savsaklanması veya işlerin ehil insanlara verilmemesinden ötürü sorunlar yaşanmasıyla ilgili değil sadece, asıl mesele insanların umuduna ve toplumdaki adalet duygusuna yapılan sistematik saldırı… Fethullah Gülen Cemaati’nin toplumsal ve siyasal yaşamdaki belirleyici gücü düşünüldüğünde, artık herkes Cemaat’e dokunanın yanacağını nasıl biliyorsa, üniversiteye girebilmenin de bir biçimde Cemaat ile ilişkili olmaktan geçtiğini öyle bilecek deniyor yapılan bu saldırıyla! İnsanların bu skandaldan öğrendiği şey maalesef budur, başka bir şey değil! Evrensel eşitlik ilkesine uygun olmasa da, düzen içi hukuka da tekabül etse, kendi içinde birçok sorun da barındırsa, bir biçimde toplumun ortak kabulü olan ÖSYM ve onun üniversiteye giriş sınavları özellikle emekçi halk çocukları için bir “umut” olmaktan çok uzakta artık!
“Adalet” ve “eşitliğin” düzen içinde sağlanabilmesinin nesnel zeminin gün be gün kaydığı bu süreçte, “umut” da o ölçüde düzenin sağlayabileceği bir duygu olmaktan uzaklaşıyor! Emekçi halk çocuklarının bu düzen içinde var olabilmesinin imkansızlaştığı bir süreçte her türlü “usulsüzlük”, “adam kayırma” ve diğer ahlaksızlık örnekleri normalleşip meşrulaşırken, sadece “ahlaklı” kalabilmenin bile yolu düzenin bizi sınırladığı alanın dışına çıkmaktan geçiyor.
AKP ve Cemaat eliyle iyiden iyiye yaşanmaz kılınan bu düzende “adalet” ve “eşitliğin” tesis edilemeyeceği açık! Bunu değiştirmenin yolu da “adalet” ve “eşitliği” yeniden tesis etmekten geçiyor. Bize yaşama hakkı tanımayanlara inat yaşamak ve kendi adaletimizi ve eşitliğimizi kurmak için ise mücadele etmekten başka çıkar yol yok!
Ya kazanacağız ya alışacağız! Biz kazanmak için mücadele etmeyi tercih ediyoruz!
11 Nisan 2011
YARINLAR