Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Ya halkın intikamı?

sel-istanbul

8 Eylül’de Trakya’da ve 9 Eylül’de İstanbul’da can kayıplarına ve büyük tahribata yol açan sel baskınlarına şahit olduk.

Efendilerin, doğal afetlerde yaşananları kadere bağladıkları bir ülkede yaşıyoruz. Nitekim bu sel baskınlarının sonrasında sorumlu kurumların başında duranlar birbiri ardına

açıklamalar yaparak bu felaketi halkın tedbirsizliğine bağladılar, olayı büyütmeye çalışan ‘provokatörlere’ de veryansın ettiler. Oysa Şehir Plancıları Odası’na göre “Sorunun tespiti için sel baskınına uğrayan bölgelere dikkatli bakmak yeterlidir. Bu bölgeler dere yatakları, su havzaları, düz ova ve tarımsal alanlar ile kıyı bölgeleridir. Bu alanlar planlama ilkeleri açısından kentsel gelişmeye açılmaması gereken yerlerdir.”
Suç ne yağmurun ne de İstanbullunundur. Olayın bütün nedenleri ve sonuçlarıyla somut sorumlusu “Bu tablo İstanbullunun tedbirsizliği sonucudur.” diyen Kadir Topbaş ve temsil ettiği AKP hükümetidir. Daha geniş bir pencereden bakıldığında ise karşımızda çıplak bir kapitalizm çıkacaktır. Bu zihniyet ki lügatinde kamu yararı, altyapı hizmeti, afetlere karşı önlem yoktur; bu zihniyet yalnızca ranta, paraya bakar. Şehirleşmeye kapalı olması gereken alanları ranta açar, alt yapı hizmeti bile götürmez, afet zamanlarında ise ölüme terk eder. Kamu yararı gözeten uygumlalar onlar için en hafif tabirle zarardır, pastadan alınan dilimin küçülmesidir. Yaşanan onca acı ise gerektiği zaman mukadderat gerektiğinde ise provokasyondur.

Efendilerin neredeyse kaderle açıkladıkları böylesi afetler, ülkenin makus talihinde yazılı olan felaketler değildir. Bunlar, iktidar sahiplerinin kasıtlı olarak gerekli tedbirleri almayışının sonucu olan toplu cinayetlerdir. Halkın ihtiyaçlarını, güvenliğini; çıkar çevrelerinin, rantiyenin doymak bilmez para açlığına kurban etmenin sonucudur. Her şeyi geçelim, meteorolojinin son üç gün bağıra bağıra uyarmasına karşın kıllarını kıpırdatmayanların yaptıkları katliamlardır.

İstanbullunun tedbirsizliğiymiş! Kapalı kasalarda taşındıkları tekstil atölyesine giderken boğulan 7 işçi kadın neyin tedbirini nasıl alacaktı da ihmal etti Topbaş? Dere yatağının göbeğinde 12 yıldır ruhsat alma ihtiyacı duymadan işletilen tır garajında uykuya yatan şoförün akıl edemediği neydi? Aynı bölgedeki koca koca medya binalarının otellerinin varlığından sorumlu olan kim? “Bizden önceki iktidarlar” mı diyeceksin? 15 yıldır İstanbul’da saltanat süren parti kimin?

Topbaş’a tavsiyemiz onu ve zihniyetini alaşağı edecek sel olmuş halk yığınlarına karşı “tedbirli” olmasıdır. Başbakan “Derenin intikamını ağır olur” buyurmuş. Peki ya hayatlarını zaten bir felakete çevirdiğiniz halkın intikamı? Bir kez daha söylüyoruz: Hoyratça işlediğiniz bu cinayetler yanınıza kalmayacak!

10 Eylül 2009

YARINLAR{jcomments on}

[important color=grey title=Devlet ne diyor?]

[/important]

8 Eylül’de Trakya’da ve 9 Eylül’de İstanbul’da can kayıplarına ve büyük tahribata yol açan sel baskınlarına şahit olduk.

Efendilerin, doğal afetlerde yaşananları kadere bağladıkları bir ülkede yaşıyoruz. Nitekim bu sel baskınlarının sonrasında sorumlu kurumların başında duranlar birbiri ardına açıklamalar yaparak bu felaketi halkın tedbirsizliğine bağladılar, olayı büyütmeye çalışan ‘provokatörlere’ de veryansın ettiler. Oysa Şehir Plancıları Odası’na göre “Sorunun tespiti için sel baskınına uğrayan bölgelere dikkatli bakmak yeterlidir. Bu bölgeler dere yatakları, su havzaları, düz ova ve tarımsal alanlar ile kıyı bölgeleridir. Bu alanlar planlama ilkeleri açısından kentsel gelişmeye açılmaması gereken yerlerdir.”

Suç ne yağmurun ne de İstanbullunundur. Olayın bütün nedenleri ve sonuçlarıyla somut sorumlusu “Bu tablo İstanbullunun tedbirsizliği sonucudur.” diyen Kadir Topbaş ve temsil ettiği AKP hükümetidir. Daha geniş bir pencereden bakıldığında ise karşımızda çıplak bir kapitalizm çıkacaktır. Bu zihniyet ki lügatinde kamu yararı, altyapı hizmeti, afetlere karşı önlem yoktur; bu zihniyet yalnızca ranta, paraya bakar. Şehirleşmeye kapalı olması gereken alanları ranta açar, alt yapı hizmeti bile götürmez, afet zamanlarında ise ölüme terk eder. Kamu yararı gözeten uygumlalar onlar için en hafif tabirle zarardır, pastadan alınan dilimin küçülmesidir. Yaşanan onca acı ise gerektiği zaman mukadderat gerektiğinde ise provokasyondur.

Efendilerin neredeyse kaderle açıkladıkları böylesi afetler, ülkenin makus talihinde yazılı olan felaketler değildir. Bunlar, iktidar sahiplerinin kasıtlı olarak gerekli tedbirleri almayışının sonucu olan toplu cinayetlerdir. Halkın ihtiyaçlarını, güvenliğini; çıkar çevrelerinin, rantiyenin doymak bilmez para açlığına kurban etmenin sonucudur. Her şeyi geçelim, meteorolojinin son üç gün bağıra bağıra uyarmasına karşın kıllarını kıpırdatmayanların yaptıkları katliamlardır.

İstanbullunun tedbirsizliğiymiş! Kapalı kasalarda taşındıkları tekstil atölyesine giderken boğulan 7 işçi kadın neyin tedbirini nasıl alacaktı da ihmal etti Topbaş? Dere yatağının göbeğinde 7 yıldır ruhsat alma ihtiyacı duymadan işletilen tır garajında uykuya yatan şoförün akıl edemediği neydi? Aynı bölgedeki koca koca medya binalarının otellerinin varlığından sorumlu olan kim? “Bizden önceki iktidarlar” mı diyeceksin? 15 yıldır İstanbul’da saltanat süren parti kimin?

Topbaş’a tavsiyemiz onu ve zihniyetini alaşağı edecek sel olmuş halk yığınlarına karşı “tedbirli” olmasıdır. Başbakan “Derenin intikamını ağır olur” buyurmuş. Peki ya hayatlarını zaten bir felakete çevirdiğiniz halkın intikamı? Bir kez daha söylüyoruz: Hoyratça işlediğiniz bu cinayetler yanınıza kalmayacak!