Tuzla tersaneler bölgesinde 16 Haziran’da gerçekleştirilen bir günlük grev, katılım ve örgütlülük düzeyi ve sonuçları itibariyle tartışılmaya başlandı. Elbette tartışmaların odağında grevin nicel ve nitel bakımdan umut edilen başarıya ulaşmaktan uzak olması yer alıyor. Grev günü bölgede gerçekleştirilen eyleme katılan işçi sayısının birkaç yüzü geçmemesinin yarattığı can sıkıntısı ve iş cinayetlerinin bir türlü önüne geçilememesi yüzünden biriken öfkenin, asıl yönelmesi gereken yer olan patronlara değil de greve katılmayan işçilere yönelmesi sorunu çözme yönünde bir iradenin oluşturulamadığını gösteriyor.
Grevin ardından söylenebilecek ilk söz, Tuzla’da somut bir kazanım elde etmek için umut veren bir grev gerçekleştirilemediğidir. Tersaneler bölgesinde en önde gelen sorun olan can güvenliği sorununu sermayenin çözemeyeceğini, çözebilecek yegane öznenin örgütlü mücadele veren işçiler olduğunu söylüyoruz. Ancak bu sözün doğruluğu, başarılı bir eylem çizgisi izlenmesine ve soruna akılcı müdahaleler yapılmasına bağlıdır. Grevin ardından Limter-İş’in yaptığı açıklamada yüzde 70 oranında bir katılım sağlandığı bildirildi. Söz konusu katılımın aynı gün bölgede gerçekleştirilen eyleme yansımamış olması ve işçilerin üretimi durduramayıp, ancak yavaşlatabilmeleri yüzünden patronlara net bir mesaj verilememesi grevin istenilen ölçüde başarılı olmadığının kanıtı. Sonuç olarak grevin ardından gözüken manzara işçilerin grevi yeterince sahiplenmediğini düşündürüyor. Bu durumun muhtemel sebepleri arasında; taşeron çalıştırma yüzünden işçiler arasındaki bağların kopuk olması, patronların keyfi işten atma uygulamalarına bir türlü çözüm bulunamaması, greve katılma halinde alınamayacak yevmiye ve mesai ücretleri bulunuyor.
Eğer çözüm yolunda işçiler sağlam bir adım atamazsa, sermayenin işçi ölümlerini değilse bile kamuoyunun tepkisini azaltabilecek tedbirlere başvurması kaçınılmazdır. Nitekim grevin hemen ardından hükümetin “tarafları bir araya getirme” iddiası ile yaptığı toplantı tam da bu yönde atılmış bir adımdı. İşçi ölümlerinin emek örgütlerince kamuoyunun gündemine taşınmasından büyük rahatsızlık duydukları anlaşılan hükümet cephesinin konuyla ilgili tutumu sektörün zarar görmesinin önüne geçme çabasına işaret ediyor. Toplantı öncesinde basın toplantısı düzenleyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “gemi inşa sektörünün kaydettiği büyük başarıların işçi ölümleriyle oluşan iklimde boğulmasına izin vermeyeceklerini” söyledi. Hükümet ve sermaye için endişenin ne olduğu belli: Tezgahımız bozulmasın. Çözüm için de bazı planları olduğunu düşünebiliriz. Konuyu kamuoyunun gündeminden düşürmek için göstermelik tersane kapatmalardan tarafları bir araya getirme toplantılarına kadar bir dizi manevra. Bunun yanında taşeron çalıştırma yüzünden zaten kör topal ilerleyebilen örgütlenme çalışmasını sekteye uğratacak olan tersaneler bölgesinin birkaç parça halinde Tuzla’dan başka bölgelere taşınması planları da cabası.
Sermayenin ve onun temsilciliğini yapan hükümetin planını ancak örgütlü mücadele yürüten, sorunun kaynağını bilen, ona müdahale etmek için gereken ortak akıl ve cesarete sahip olan tersane işçilerinin kendisi bozabilir. Bu türlü bir müdahale için ilk yapılması gereken şey de şimdiye kadar yapılanlardan ders çıkarmaktır. Söz konusu olan geride bırakılan başarısız bir grevse, ders çıkarmaya buradan başlamak zorunludur.{jcomments on}