Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

“Topuk selamı” halk için değil, halka karşı

topuk-selamiDevlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “Askerler artık Cumhurbaşkanı’na topuk selamı veriyor” açıklaması, AKP öncülüğünde 2002 yılında başlayan yeni hegemonyanın geldiği düzeyi özetliyor.

Hükümetin önde gelenlerinin çok sevdiği Turgut Özal’ın ekonomi paketi ve 12 Eylül Darbesi’yle 1980 yılında girilen rota, Refah Partisi iktidarıyla bazı pürüzlerle karşılaşmıştı. O zamanlardan günümüze dek süren “ikili iktidar” gerçeği, son olarak 27 Nisan 2007 tarihindeki “muhtıraya” dek sürmüş, bu tarihten sonra %47 oy alarak iktidarını güçlendiren AKP, sürdürdüğü operasyonlarla devlet içindeki kurumsallaşmasını neredeyse tamamlamış, güçlü bir medya desteği elde etmiş ve sağladığı olanaklarla hâlihazırda çevresinde bulunan büyük sermayeyi semirtmesini bilmiştir. Mevcut durumun doğrudan bir sonucu olarak, AKP’nin “yeni hegemonyası”ı tartışma götürmez bir gerçeklik halini almıştır.

Türkiye’de “ikili iktidarın” ortadan kalkmasının ve bizim daha önceleri “AKP’nin devletleşmesi” olarak tanımladığımız sürecin en önemli ayağınını ise Ergenekon operasyonları oluşturmaktadır. Hatırlanacağı gibi, bu operasyonların başlaması, meşhur Dolmabahçe görüşmesinden sonra Erdoğan-Büyükanıt arasında kurulan uzlaşıyla başlamıştır. Bu tarihten sonra, esas olarak 1980 yılında girilen rota sorunsuz bir biçimde devam ettirilmiş, devlet içindeki ve AKP karşısındaki hemen hemen her kesim “Ergenekon sopasını” sırtında hissetmiştir. Sonuç olarak, gelinen durum itibariyle, AKP iktidarını devlet içinde ötelemeye çalışan bir güç kalmamış ve iktidarın genel anlamda yekpare olduğu bir durum fiili olarak başlamıştır.

İşte Arınç’ın övünerek vurguladığı “topuk selamı”, askerin AKP iktidarına olan bu teslimiyetine işaret ediyor. Hükümetin bu “zaferi”, aynı zamanda, 1980 yılından itibaren girilen yolda Türkiye ekonomisinin küresel sermayeye daha çok uyum sağlamasının ve ülkenin sermaye-cemaat-polis üçgenine teslim edilmesinin de zaferidir. Bu noktada asker, şüphesiz AKP hükümetinin politikalarına ayak direrken bunu anti-kapitalist bir sermaye karşıtlığıyla icra etmiyordu fakat fiili olarak iktidar güçleri arasında yaşanan çatışma ve ayrılık, sömürü düzeninin boyutlanmasına ket vuran bir işleve sahipti. Gelinen noktada, AKP’nin her türlü gerici politikayı uygulamasındaki tüm maddi ve manevi engeller kalkmış, “topuk selamı” aslında küresel düzene ve onun yerli-gerici işbirlikçilerine verilmiştir.

Tüm bu olanlar ışığında şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, sivil/asker denklemi içinde siyaset yaparak, sırf sivil olduğu için “sivil iktidara” hayırhah yaklaşmak, 1980 yılında askerin öncülüğüyle başlayıp bugün “askere rağmen” tamamlanan süreci anlamaktan aciz bir politikadır. Düzeni sürdürmek noktasında, tercih edilenler ve edilmeyenler, akabinde hizaya çekilip “topuk selamı” verenler ve bu selamı zaferle karşılayanlar arasındaki musibet halkın yararına değildir. En nihayetinde selamın halka verilip verilmediği önemlidir.

YARINLAR

16 Mayıs 2011

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99