Mükemmel sistemimizde açılan küçük bir delikmişçesine 'Hakkıyla sınavı kazananlara haksızlık!' diye isyan ediyoruz. Artık sınava girmek de, sınavı kazanmak için gereken koşullara erişmek de 'hak' değil, satın alınan bir mal haline gelmiş durumda.
Ve sınırları devamlı olarak genişleyen bu pazarda, nihayetinde artakalan satılabilecek tek şey, sınava hazırlık emeği de satışa sunuldu.
KPSS, YGS ve en son ALES'te çekilen kopyalara şaşırıyoruz bugünlerde. Ülkenin en güvenilir kurumu olarak bilinen bir kurumda bile bu tür hukuksuzlukların nasıl olabildiğine akıl sır erdiremiyoruz. Fakat şaşırmadan evvel bir düşünelim: 2008 yılında KPSS'ye 2,5 milyon insan girmiş. 2,5 milyon genç işsiz demektir bu. Bunların yalnızca 55 bini yani yüzde 2'si atanabilmiş!İki yıl sonra sınava girenlerin sayısı 3,7 milyona tırmanmış! Şaşırtıcı değil mi? Sınava girenlerden her biri 35-95 TL arasında bir giriş ücreti ödüyor. Devletin elinde kalan toplam miktarın en az 228 milyon TL olduğu öngörülüyor. Sınava giriş ücretleri bir başlangıç. Rekabetin ölümüne gerçekleştiği tüm alanları rant kapısına dönüştürmek üzere ellerini ovuşturanlar, KPSS'ye kayıtsız kalmıyorlar. 2000TL'ye varan ücretleriyle dershaneler, kurslar ve devasa bir yayıncılık sektörü yüz milyonlar kazanıyor. Gençlerin iş bulma hayalleri ne kadar ufalırsa, o kadar büyüyüp karlarını katlıyorlar. Genç mezunların umutlarını, işsizliği, umutsuzluğu kara çevirenlere bağlamak zorunda kaldığı KPSS sektörü kendi başına şaşırmamız için yetmiyor mu? Özel okulları da içine katıp iyice semirmiş olan YGS-LGS sektörünün de KPSS'ninkinden bir farkı yok. İnsanların eğitim ve çalışma haklarının devlet onayıyla satılığa çıkarılmış olması değil mi asıl şaşırmamız gereken? Üstelik bu iki dev pazar, sınavı kazananlara adaylıktan başka bir şey sunmuyor. Kadro açılmadıkça KPSS'yi, harç ve eğitim masraflarını karşılayamadıkça YGS-LGS'yi kazanmanın hiçbir anlamı yok. Ya başa döneceksiniz ya da gelecek hayallerinizden vazgeçeceksiniz.
Fakat bu çarpıklığın,adaletsizliğin içinde, günün birinde dev pastadan pay almak üzere, sırtını sağlam mecralara dayamanın cesurluğu ve girişkenliği ile birilerinin kalkıp sınav sorularını yandaşlarına gönderdiği ya da sattığı anlaşılınca dünya başımıza yıkılıyor. Mükemmel sistemimizde açılan küçük bir delikmişçesine. 'Hakkıyla sınavı kazananlara haksızlık!' diye isyan ediyoruz. Artık sınava girmek de, sınavı kazanmak için gereken koşullara erişmek de 'hak' değil, satın alınan bir mal haline gelmiş durumda. Ve sınırları devamlı olarak genişleyen bu pazarda, nihayetinde artakalan satılabilecek tek şey, sınava hazırlık emeği de satışa sunuldu. Gelişmiş teknolojilerle destekli, pahalı, özel güvenlik önlemleri ve şu sıralar konuşulmakta olan ÖSYM içindeki yönetsel değişiklikler, öğrencilerin, velilerin ve mezunların umutlarıyla beslenen bu sektör varlığını koruduğu sürece hiçbir hastalığa deva olamaz. Eğer 'hak' ise derdine düşülen, şaşırmak, isyan etmek gereken yer, KPSS'si, YGS-LYS'siyle, ALES'i, TUS'uyla her tarafından haksızlık, hukuksuzluk fışkıran bu sistemin kendisidir.
Şimdi hükümetin yapabileceği yegane şey, sistemin bir yığın söküğünden gündeme oturmuş, halkın tepkisini çekmiş birini yamamaya çalışmak. Geçtiğimiz günlerde Erdoğan, epey uzun bir süredir olmamış gibi davrandığı bu mesele ile ilgili bir açıklama yaptı. Yeni bir sınav yapılması durumunda oluşacak hasarın tespiti önemli diyor Erdoğan, ekliyor: “Yeni bir imtihan 2 ay demek, 2 ay çok büyük bir kayıp. 30 bin öğretmen gidecekken gidemeyecek.” Mağduriyeti önlemek amacıyla hasar tespitine girişecek kadar duyarlı olan başbakana soruyoruz: Aynı çarkın ürünü olan, yıllardır 'gidemeyen' 300.000 işsiz öğretmen, atanmak için açlık grevi yapan, biber gazı yiyen, joplanan öğretmenler, KPSS'yi, üniversiteye giriş sınavını kazanamayıp yaşamına son verenler, ödeyemedikleri dershane parası yüzünden annesinin hapse girmesini kaldıramayıp intihar eden liseli genç, harç parası kazanmak üzere çalıştığı inşaatta düşerek hayatını yitiren üniversite öğrencisi neden hasar tespitlerinize nail olamıyor? Mağduriyeti yeterince açık özetlemiyor mu? Durduğunuz yerden tespit mi edemiyorsunuz?
Bizler içinse artık, yanıtlanması gereken soru şudur: Kabulümüz hangisi? Yukarıdakilerin hepsi ya da hiçbiri...
12 Eylül 2010
YARINLAR{jcomments on}