Yaşadığınız süreci kısaca anlatabilir misiniz?
Ben anlatayım size… (2009) Ocak’ın 10’unda 11’inde Tez-Koop-İş Sendikası Genel Merkezi olağanüstü seçime (Olağanüstü Kurul) gitti. Bu seçimde genel başkan hariç tüm mevcut yönetim değişti. İlk icraatları da bizleri işten çıkartmak oldu. Ben Tez-Koop-İş Sendikası’nın işyeri işçi temsilcisiyim. Ben senelik izindeyken telefon geldi; biri muhasebede diğeri hukuk bürosunda çalışan iki arkadaşımızın iş akitlerinin feshedildiği söylendi. Muhasebe bölümündeki arkadaş (Enver Çavuş) 24 yıldır, hukuk bölümündeki arkadaş (Yunus Şahin) 23 yıldır bu sendikada görev yapıyordu. Apar topar geldim, genel başkanımızla görüştüm. Böyle bir şeyin kesinlikle kabul edilemeyeceğini söyledim. Neye dayanarak attınız bu iki çalışanı? “Ee, biz yönetim olarak toplandık oybirliğiyle çıkışlarını verdik.” Senin gerekçen ne, kardeşim? “Ee, bir tanesi hukuk kökenli değil, bir tanesi muhasebe kökenli değil” dendi. Daha sırada insanlar var mı, diye sorduğumdaysa “Evet, var” dedi. “İyi öyleyse, siz işçi kıyımına devam edin” dedim, odadan çıktım ben.
Senelik izindeyim, arkasından rapor aldım, Şubat’ın 2’sinde de işime döndüğüm zaman, ilk yaptıkları, benim de elime iş akdimin feshini bildiren kağıdı tutturmaları oldu. “Gerekçeniz ne?” dedim. Bana da “verimsizsin” dediler. Ben 15 yıldır bu teşkilatta görev yapıyorum, hiçbir şekilde bir verimsizlik yok, sen kalkıyorsun bana verimsizsin diyorsun. Bizi işten atarken gösterdikleri gerekçelerin hiçbiri doğru değil. Tez-Koop-İş Sendikasında 25-30 tane arkadaşımız çalışıyor, diyorlar ki seçimlere karışıldı. Seçimlere karışan diğer insanlar da var. Ben o sendikaya senelerimi vermişim, keza arkadaşlarım yine öyle. Ayriyeten biz o sendikanın üyesiyiz, bizden çatır çatır aidat kesiliyor. Bunları sorduğun zaman, cevap yok. Haydar Özdemiroğlu ve Hakan Bozkurt bu filmin başrol oyuncuları. Yönetim kurulu oybirliğiyle karar almış, ben ona bir şey demiyorum, ama başrol oyuncuları bellidir. Bizim ekmeğimizle bu insanlar oynadılar.
Siz, hem Tez-Koop-İş Sendikası çalışanları hem de bu sendikanın örgütlü, toplu sözleşmeli üyeleriydiniz. Yani sendika hem işvereniniz hem de haklarınızı korumanız ve ilerletmenizi sağlayacak öz örgütlülüğünüzdü. Ama sendika yönetimi, anlaşılan, size karşı ilk kimliğini daha çok gösterdi ve size üyeleri gibi değil, ücretli köleleri gibi yaklaştı. Sendikaya üye olma ve toplu sözleşme süreçlerinde de benzer sıkıntılar yaşandı mı?
Tabii. Ben şubede görev yaparken, sendikaya üye olan birkaç arkadaşımızın sendika üyelikleri yönetim kurulunca kabul edilmemişti, “Olamazsınız” falan denilerek. O arkadaşlarımız da yargıya gittiler. Süreç hala devam ederken 2007 Haziran ayında biz örgütlenme çalışmasını yeniden başlattık. Bize dediler ki; “Ya işte, yargıda davalar var, bunlar çekilirse sizin önünüz açık, üye olabilirsiniz”, arkadaşlar davalarını geri çekince de biz örgütlenmeye başladık.
İşe iki kişiyle başladık. 6 ay kadar sürdü, yetkiyi alabilmek için %50’yi geçmemiz gerekiyordu. 2008 Mart’ında da toplu iş sözleşmesi masasına oturduk. Temmuz ayında da toplu iş sözleşmesini bağıtladık, iyisiyle kötüsüyle. %10’luk 11’lik de bir zam aldık. Biz bu örgütlenmeyi yaparken de, geçen dönemki yöneticiler aba altından da sopa gösterdiler. Hatta Genel Başkanımız Gürsel Doğru, bizi tehdit de etti.
Aynı zamanda kendisi şu an da Tez-Koop-İş Sendikası Genel Başkanı… Ne söyledi size bu konuda? Ve neden sendika çalışanlarının sendikalı olmalarına karşı çıktılar?
Evet, bu dönem de genel başkan Gürsel Doğru. “Çok para istiyorsunuz efendim, sizin canınızı yakarım.” gibi sözler etti. Sendikada çalıştığın zaman, bu yöneticilerin her şeyini çok rahat şekilde biliyorsunuz. Bir sebep bu. Bir de çalışan gelir seçimleri etkiler, ileride şube başkanlığına aday olur, genel merkeze adaylığını koyar korkusu.
Sendikalı olarak elde edebileceğiniz kazanımlar, örneğin zamlar değil burada onlar için önemli mesele, iktidar ve bu iktidarın rantı…
Asla para değil onlar için mesele. Bizim genel merkezimizde 1 trilyonun üzerinde para giriyor. Her ay bir 200-300 milyar köşeye atıyorlar.
Siz toplu sözleşmeli yani iş güvencesi olan işçilerdiniz. Toplu sözleşmenizde işten çıkarmalarla ilgili düzenlemeler, disiplin kurulunun toplanması zorunluluğu vb. koruyucu hükümler yok muydu?
Tabi vardı. Bizim disiplin kurulumuz da vardı. Böyle bir durumda öncelikle onların toplanması lazımdı. Toplanmadılar, etmediler. Sendika kendi içinde hukuksuz davrandı. Toplu iş sözleşmesi hükümlerini hiçe saydı. Bu hukuksuzluk devam da edecek, inanın. Geçen gün Genel Mali Sekreterimiz Ayhan (Ayhan Kurtuluş Demirer) Bey’le karşılaştım, “daha sırada insanlar var mı” dedim, “4-5 kişi daha var” dedi. Güldüm.
Onlar da bugün size destek çıkmayan, bundan korkan çalışma arkadaşlarınız belki de…
Evet, evet. Yani zaten bugün Tez-Koop-İş Sendikası’nda 30 tane arkadaş çalışıyorsa, 5 tanesi gülüyor, 25 tanesi ağlıyor.
Peki bu durumu ailelerinize nasıl izah ettiniz? Siz yıllarınızı sendikaya ve sendikal mücadeleye harcamış insanlarsınız, çevrenizdeki insanlara başta da ailenize bu mücadelenin haklılığını anlattınız yıllarca ve şimdiyse çalıştığınız sendika sizi işten çıkarttı.
Valla, çoluğumuza çocuğumuza olduğu gibi anlattık. Biz yıllarca bu sendikaya emek verdik, sendikal mücadele içinde bulunduk, eylemlerde, mitinglerde, grevlerde, şunlarda bunlarda… 15 sene sonra bizi verimsiz buldular, 23 sene sonra hukuk kökenli olmadığımızı, 24 sene sonra muhasebe kökenli olmadığımızı anladılar, kapının önüne koydular. Ailelerimize bunu dedik. “Çok komik” dediler, “Bu olmaz” dediler. Şimdi onlarla birlikte bildiri dağıtıyoruz, bağırıyoruz, çağırıyoruz, oturma eylemi yapıyoruz.
Sendika önünde oturma eylemini ne zaman başlattınız? Daha başka ne tip girişimleriniz oldu? Bu mücadelenizi kazanmak için neler yapmayı planlıyorsunuz?
Şubat’ın 2’siydi. Ayın 3’ünde basın açıklamamızı yaptık, 5’inde siyah çelenk bıraktık, süreç bu şekilde ilerledi, 10 gündür oturma eylemini sürdürüyoruz. Bunun dışında, ilk icraat yarın (13.02.09) bütün şube başkanları Ankara’da olacaklar, kendileriyle görüşeceğiz, destek isteyeceğiz. Verirler veya vermezler, hiç problem değil. Cumartesi günü (14.02.09) saat 10:30’da Belediye-İş Sendikası’nın önünde bir basın açıklamamız var. O bittikten sonra da biz tekrardan, çıkan arkadaşlarımızla oturacağız, ne yapacağız ne edeceğiz diye bir karar vereceğiz. Ayriyeten dava açacağız, işe iade davasını. Bunun için bir aylık bir süremiz var. Hem dava hem eylemler, basın açıklamaları, yine çelenkler, bunları devam ettireceğiz.
Sendikalar içinde, kendi çıkarını sendikalı işçilerin çıkarının üzerinde tutan bürokratik bir yapı olduğunu biliyoruz. Bu yapının ortadan kaldırılması, sendikaların gerçekten tam anlamıyla emekçilerin çıkarlarını savunur hale getirilebilmesi için sizce neler yapılması gerekir?
İlk başta, bu sendikalarda ücret olayı 5 milyar, 10 milyar olmayacak kardeşim. Nasıl ki kamuda çalışan bir insan 1,5 milyar alıyorsa, o da taş çatlasın 2,5 milyar alacak. Çünkü geldiği yerleri hemen unutuyorlar. Adam Migros’ta çalışırken 600 milyon alıyor, buraya geliyor 5 milyar alınca işçilik mişçilik kalmıyor, ayrı dünyanın adamı oluyor. Bu ücretmiş, araba olayıymış, bunlarda bir düşüş olması şart. 10 milyar maaşı, altında arabası, bütün her şeyleri sendika tarafından karşılanıyor, karşılanıyor… Bu adam n’apar yani işçiliğini unutursa? Altındaki adamı artık görür mü, eder mi? Patron olmuş artık, sana da küçük gözle bakıyor. Çözüm çok basit: Sendikacı işçiliğini unutmayacak!
Ayriyeten biz 3 kişi çıkarıldıktan sonra, sendika 5 kişiyi işe aldı. Dış ilişkiler uzmanı olarak, yabancı dil bilmez, bu alanda hiçbir deneyimi yok, 70 yaşında bir kişiyi aldılar. Eski genel sekreteri, yine aynı şekilde başkan danışmanı sıfatıyla alıyorlar işe. Ötekisini alıyor örgütlenme uzmanıdır, şudur budur. Yandaşlarının hepsini oraya çektiler. Bunlarda “verimsizlik”, “falan kökenli olmamak, filan kökenli olmamak” gibi şartlar aranmadı tabi. Bu kendi yandaşını kayırma, bu kadrolaşma da bitirilmeli.
Şimdi yargı yoluna başvuracağınızı söylediniz. Buna benzer davalar nasıl sonuçlanmış, siz bu davadan ne sonuç çıkabileceğini düşünüyorsunuz?
Çok uzağa, başka işyerlerindeki başka örnek davalara bakmaya, gitmeye gerek yok. Bundan 3 sene önce toplu iş sözleşmesi bürosunda bir arkadaşımız görev yapıyordu. Bu arkadaşımızı işten çıkarttılar, bu arkadaşımız da işe iadeyi kazandı. Yani yargı dedi ki, bu arkadaşımızı tekrardan işine başlatacaksınız. Sendika bu arkadaşımızı tekrardan işe almadı. Tazminatını ödedi, güle güle dedi. Yerine de başkalarını aldı. Yani yargı iade etse bile, genel merkez geri almıyor işçiyi. Yargıyı bile saymıyorlar. Yargının da üzerindeler! Yani açacağımız dava sonucunda yargı bizi, yüzde doksan dokuz demiyorum, yüzde bir milyon işe iade edecek. Yargı bize diyecek “İşe dönebilirsiniz”, onlar diyecek “Yok, biz yargıdan da üstünüz”. Verecek bize paramızı gönderecekler, daha önce de yaptıkları gibi. Bizim tekrardan işe başlayabilmemiz için mevcut yönetimin değişmesi, bu yönetimin seçimi kaybetmesi lazım.
Teşekkür ederiz.
{jcomments on}