Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Masal dinlemeyeceğiz, tarih yazacağız!

1mayisgundemBurjuvazi, sözkonusu olan ‘iktidar’ değilse, alınan/verilen şeyin ne olduğundan çok o şeyin ‘alınmış’ mı yoksa ‘verilmiş’ mi olduğuna bakar! Üstelik burjuvazinin bu ‘seçimi’ en çok da, bir şey kendisinden çatır çatır alındığında geçerli olur. AKP’nin ‘Taksim izni’ ile somutlanan emekçi masalında son üç yıldır “Taksim bizimdir” diyenlere yer olmaması  biraz da bununla ilgilidir. ‘İzin verenlere’ ve verilen ‘izne sevinenlere’ sormak gerekir: “Emekçiler Taksim’i istemeseydi, izin vermek gündeminizde olur muydu?” diye.

Emekçilere ‘Taksim izni’ çıktı! ‘Kürt açılımı’, ‘Alevi açılımı’, ‘Roman açılımı’ derken şimdi de ‘emekçi açılımı’… Ya da yeni bir açılım masalı… AKP’nin diğer açılımları gibi, bu açılım da hiç masum değil; zira konusu siyaset anlatıcısı burjuvazi ise, hiçbir masal masum değildir!

AKP, 30 yılı aşın bir süredir emekçiye ‘resmen’ kapalı olan Taksim Meydanı’nı açtığını iddia ediyor! Tıpkı Kürtlerin siyasi partisini kapatırken Kürt açılımı, Maraş olaylarının faillerini Alevi çalıştayına davet ettiğinde Alevi açılımı ve Roman yurttaşları Manisa’da sürgün ederken Roman açılımı yaptığı gibi… O zaman sormak gerekiyor: AKP emekçileri neden öpmek istiyor?

Birinci neden hiç kuşkusuz ki anayasa tartışmalarıyla gündeme gelen olası referandum ile ilgili… Taraflı tarafsız herkes biliyor ki: AKP’nin anayasa değişiklikleri referandumsuz gerçekleşemeyecek! Yine herkes biliyor ki: Referandum ise halk oylaması, yani emekçi kitlelerin ezici ağırlıkta olduğu bir seçim demek… Emekçilere rağmen tek bir adım atamamak, değişiklik paketinin ellerde patlaması demek…  Bu bağlamda AKP, emekçiye şirin gözükmek ve liberal aydın takımının kafasında soru işareti yaratmamak adına Taksim talebine hay hay demiştir! Nitekim bu ‘hay hay’ın öncülünü de gördüğümüzü söyleyebiliriz: Eğitim-Sen’in 17 Nisan’da Ankara’da gerçekleştirdiği  ‘izinsiz’ eyleme  -valiliğin tehdidini bir kenara koyarsak- hükümet tarafından ciddi bir engel de çıkarılmamıştır. Uzun lafın kısası, referandum sürecinde emekçiler yüzüne bile tükürse, “yarabbi şükür” diyebilecek kadar ‘gevşek’ bir AKP görüntüsü ile karşılaşırsak şaşmamak gerekir! Sözkonusu olan burjuvazinin bildik kaypak siyasetidir, başka bir şey değil!

İkinci neden ise AKP’nin 2007, 2008 ve 2009 1 Mayıs’larındaki ultra-otoriter tutumundan AB parlamenterlerinin ve Avrupalı sendika bürokratlarının da zaman zaman kendilerine düşen payları almasıyla ilgilidir. Uluslararası prestij -ya da ‘hükümeti emperyalizme göbekten bağlayan zincir’ de diyebiliriz- bu kadarını kaldıramamıştır! ‘Taksim izni’ gözüne biber gazı sıkılan Avrupalı parlamenterlerden dilenen naçizane bir ‘özür’dür!   

Üçüncü neden ise doğrudan burjuvazinin sınıf karakteriyle ilgilidir. Burjuvazi, sözkonusu olan ‘iktidar’ değilse, alınan/verilen şeyin ne olduğundan çok o şeyin ‘alınmış’ mı yoksa ‘verilmiş’ mi olduğuna bakar! Üstelik burjuvazinin bu ‘seçimi’ en çok da, bir şey kendisinden çatır çatır alındığında geçerli olur. AKP’nin ‘Taksim izni’ ile somutlanan emekçi masalında son üç yıldır “Taksim bizimdir” diyenlere yer olmaması biraz da bununla ilgilidir.  ‘İzin verenlere’ ve verilen ‘izne sevinenlere’ sormak gerekir: “Emekçiler Taksim’i istemeseydi, izin vermek gündeminizde olur muydu?” diye.

Buraya kadar AKP’nin neden ‘sorunsuz bir 1 Mayıs’ istediğini anlatmaya çalıştık. Peki ya ‘sorun’ çıkarsa ne olacaktır? Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ve İstanbul Valisi Muammer Güler’in açıklamalarından ne olacağına dair bazı kestirimler yapmak mümkün görünüyor: Diyorlar ki, sendikalar 1 Mayıs kutlamaları için Taksim Meydanı’na girdiklerinde ‘aralarına karışan aşırı uçları’ tasfiye etmezlerse, hükümetin iyi niyetini su istimal etmiş olacaklardır. Yani diyorlar ki: “Sorun çıkmazsa ne ala, yok çıkarsa mesuliyeti size aittir!” ve “Biz üzerimize düşeni yaptık; illa kaşınıyorsanız biz de sizi kaşımakta tereddüt etmeyiz!” Bildiğimiz polis copu, bildiğimiz biber gazı, İşte AKP’nin emekçi masalının olası bir sonucu da bu!

Bizler ise masal dinlemeyecek kadar büyüdük artık! Varsın onlar masal anlatsınlar; biz ise emekçilerin yazacağı tarihle meşgul olacağız o sıralar. Ve burjuvazi, bütün 1 Mayıs’larda olduğu gibi, önümüzdeki 1 Mayıs’ta da sıkıla sıkıla da olsa bizim yazacağımız tarihi okuyacak!

19 Nisan 2010
YARINLAR{jcomments on}