Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Kürt sorununa düğümü atan AKP hükümetidir!

 

kck olaylar_diyarbakirAsmaktan, öldürmekten, kökünü kurutmaktan ve intikamdan bahsediyorlar. 30 yılı aşkındır süren bu savaşta bilmem kaç milyonuncu kez “terörü bitirme” yeminleri ediliyor. Ordusu, hükümeti, muhalefet partileri ve medyasıyla topyekun bir “vatan cephesi” kuruluyor. Hepsi öldürmeye programlanmış... Binlerce askerle ordunun başlattığı ve iki günde 50 kişinin öldürüldüğünün açıklandığı karşı saldırıya övgüler diziliyor. Böylece başkomutanın verdiği söz tutulmuş oluyor: intikam “misliyle” alınıyor.

 

Memleket bir haftadır Hakkari Çukurca’da yaşanan saldırının şokunu yaşıyor. En yüksek rütbelisinin üsteğmen olduğu, çoğu er olan 24 genç insan hayatını kaybetti. Bu gençleri bile bile ölüme gönderen yetkililerse ancak saldırıyı “kınamak” için birbirleriyle yarışıyorlar. Sanki en ağır sözleri eden, en çok savaştan, intikamdan, olağanüstü halden bahseden sorunu çözmeye daha yakınmış gibi sürekli bir intikam sözü dolaşıyor ortalıkta. Medyada ağır bir propaganda çalışması ve onların açık yönlendirmesiyle meydanlara fırlayan kalabalıklar… Asmaktan, öldürmekten, kökünü kurutmaktan ve intikamdan bahsediyorlar. 30 yılı aşkındır süren bu savaşta bilmem kaç milyonuncu kez “terörü bitirme” yeminleri ediliyor. Ordusu, hükümeti, muhalefet partileri ve medyasıyla topyekun bir “vatan cephesi” kuruluyor. Hepsi öldürmeye programlanmış... Binlerce askerle ordunun başlattığı ve iki günde 50 kişinin öldürüldüğünün açıklandığı karşı saldırıya övgüler diziliyor. Böylece başkomutanın verdiği söz tutulmuş oluyor: intikam “misliyle” alınıyor.

Bütün bu toz dumanın, savaş çağrılarının herhangi bir sorunu çözüp çözemeyeceğini düşünebilmek için olayların sıcaklığının biraz geçmesi gerekiyor diye düşünebilirsiniz. “Acımız çok taze” diye kendimizce mazeretler de uydurabiliriz. Ancak gerçeklerden saklanamayız. Bu sorun yeni bir sorun değil. 30 küsur yıldır aynı şeyleri döne döne yaşıyoruz. Çok eskilere gitmeye gerek yok, bundan dört sene önce de benzer bir durum yaşanmıştı. Yine savaş çığlıkları arasında bir sınır ötesi operasyona girişilmiş, muhalefet, ordu ve medya “ortak düşmana karşı” hükümetin arkasına dizilip intikam seferine katılmıştı. Dört senede bir adım bile ileri gidilmemiş olmasından öğrenecek bir şeyimiz yok mu?

Dört yıl öncesinden dolaşıp bugün aynı noktaya geri dönülmüş olmasının nedeni, geçtiğimiz dört yılda yaşananlardır. İntikam duygusuyla meydanları dolduranlara son dört yılda yaşananları hatırlatmak gerekir. Tayyip Erdoğan’ın 2007 seçimlerinden önce Diyarbakır’da gerçekleştirdiği mitingde Kürt sorununun çözümüne dair verdiği sözleri, Cumhurbaşkanı’nın “yakında iyi şeyler olacak” sözleriyle başlattığı açılımı, karşılığında bir iyi niyet göstergesi olarak Kandil’den gelen PKK’lileri hatırlayalım. Sorunun çözülmekte olduğu ne kadar çok kişi tarafından dile getirilmiş, ne büyük bir iyimserlik havası estirilmişti. Peki sonra ne oldu da bu iyimserlik havası dağılıp savaş çığırtkanlığı her yanı sarıverdi?

Kürt sorununu o günlerin iyimserlik havasından bugünkü çıkmaza getiren AKP hükümetinin uyguladığı politikalardır. “Demokratik açılım” olarak ortaya konan projenin içeriği kısa sürede netleşti. 2007 seçimlerinde bölgede kazandığı nispi başarıya güvenen AKP, Kürt hareketinin temsilcilerini muhatap almak yerine bölgede kendi etkinliğini artıracak adımlar atmaya, yıllardır bir devlet politikası ile yoksullaştırılmış bölgeyi cemaatlerle ve yardım dernekleriyle boyunduruk altına alıp Kürt hareketinin siyasal etkisini kırmaya çalıştı. Bu arada hükümetin hık deyicisi liberal zevatın gözünü boyamak için TRT 6 kanalını açmak türünden göstermelik birkaç adımla sorunu geçiştirmeye çalıştı. Ancak açılım balonu 2009 yerel seçimlerinin ardından patladı. Bölgede Kürt hareketinin etkisini kıramayan AKP, yerel seçimlerden umduğunu bulamayınca “Demokratik açılım” projesi birdenbire “Milli birlik” projesi haline geldi. KCK davası kapsamında binlerce BDP’li tutuklandı, BDP’li adayların 2011 seçimlerine katılması engellenmeye çalışıldı, milletvekili seçilen KCK davasından tutuklu BDP’liler serbest bırakılmadı, Hatip Dicle’nin milletvekilliği düşürüldü…

Kürt düşmanı azgın faşistlerle tartışacak bir konumuz olamaz. Fakat her türlü kanaldan tam güçle pompalanan bu faşizan havadan etkilenen geniş kitlelere seslenmek devrimciliğin sorumluluğudur. Kürt hareketini siyasi alanın dışına çıkmakla suçlayan herkes yukarıda özetlediğimiz gelişmelerin sorumlusunun kim olduğunu düşünmelidir.

Kürt sorunu ancak Kürt ve Türk halklarının kardeşliği temelinde ve egemen sınıfların savaşın devamından nemalanan kirli yüzlerinin ortaya çıkarılmasıyla çözülebilir. Bu iki çizgi devrimci politikanın vazgeçilmezidir.

23 Ekim 2011

YARINLAR

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99