'Kürt açılımı' bitmedi, daha yeni başlıyor!
Yandaş yönetmen Sinan Çetin'in bile “Türk milliyetçiliğini ırkçılara bırakmıyor” diye övdüğü ve harcı dibine kadar Türk milliyetçiliğiyle karılmış AKP'nin Kürt Açılımı hamlesi süresince baskılamaya çalıştığı Kürt düşmanlığını artık baskılama gereği duymamaktadır.
Önümüzdeki dönemde Kürt sorununun devlet tarafındaki muhatabı yine yalnızca AKP’dir. İşte tam da bu noktada yine “açılım” sürecinden bahsetmek mümkün olacaktır.Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Nisan 2009'dan beri Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonları kapsamında gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklamaların bilançosunu geçtiğimiz günlerde açıkladı. Açıklamaya göre, 14 Nisan 2009'dan bugüne (Ekim 2011) kadar BDP yöneticileri, üyeleri ve çalışanlarından toplam 7748 kişi gözaltına alındı, 3895 kişi tutuklandı. Türkiye'nin on belediye başkanı, sekiz belediye başkan yardımcısı, iki belediye başkan vekili, iki eski belediye başkanı, iki il genel meclisi başkanı, dört il genel meclisi başkan vekili, 29 belediye meclisi üyesi şu anda hapisteler.
Ardından 9 Ekim Pazar günü Abdullah Öcalan'ın avukatlarıyla görüştürülmemesini protesto etmek için Bursa'nın Gemlik ilçesinde düzenlenecek yürüyüşe polisin engel olduğu ve yürüyüş için Gemlik'e gelen otobüslerin yolda çevrilip geldikleri illere geri gönderildikleri haberi geldi. Peki Kürt halkının üzerindeki baskının AKP eliyle bu denli hoyratça artırıldığı bu dönemi nasıl okumak gerekir?
Günümüzde Kürt sorununun, ülke içinde meydana gelen yeni gelişmeler sonucunda yeniden biçimlendiği söylenebilir. Açmak gerekirse; Türkiye’de egemen sınıflar arasındaki ilişkilerde yeni bir döneme girildiği artık aşikardır. Devletin cemaatleşme ve AKP’lileşme süreci olarak da niteleyebileceğimiz bu dönemde devlet içindeki AKP karşıtı güçler ağır bir yenilgiye uğratılmış; devlet aygıtı yeniden düzenlenmeye başlanmıştır. TSK’nın ayrı bir siyasi güç olarak kendini var etme koşulları, son Yüksek Askeri Şura kararlarında açıkça görüleceği üzere, ortadan kalkmış; Polis ve MİT gibi yapılar önemli ölçüde cemaatin etkinlik alanına girmiş; ulusalcı-kemalist odakların güçlü olduğu yüksek yargı, yapılan düzenlemelerle birlikte AKP’nin önünü tıkayan organlar olmaktan çıkarılmış tam aksine onun önünü açan ve iktidarını sağlamlaştıran organlar haline getirilmiştir.
AKP bütün bu hamleleri yaparken; öne sürdüğü en önemli ideolojik dayanaklardan biri de kendisinden öncek rejimin günahlarıdır ki; AKP öncesi dönemin militarist karakterinden ve darbelerden tutun da yaşanan ekonomik sıkıntılara, oradan eski rejimdeki Kürt düşmanı politikalara kadar herşey, AKP’nin ve Cemaat’in eski rejimin günahlarını deşifre ederken kullandığı başarılı hamlelerdir. Fakat AKP’nin esas başarısı eski rejimi teşhir etmesinden ziyade; bu teşhiri yaparken kendi halk düşmanı politikalarını eleştirilerden saklamayı başarması ve kendi ideolojik hegemonyasını kurmayı başarmasıdır.
Kürt sorunu özelinde somut örnekler vermek gerekirse, AKP bir yandan TSK’nın etkinlik alanını azaltırken diğer yandan Polis teşkilatını Kürt sorununu ‘çözecek’ ağır silahlarla donatıp, bölgeye gönderebilmektedir. Aynı AKP, sözgelimi “Dersim Katliamı” üzerinden CHP’ye yüklenirken, kendi iktidarı döneminde sayısız askeri operasyona imza atabilmiştir. Aynı şekilde bir yandan TRT bünyesinde Kürtçe televizyon kanalı açarken; diğer yandan mahkemede Kürtçe savunma yapmak isteyen siyasetçilere “Vatandaş Türkçe konuş!” diyebilmektedir. Örnekleri çoğaltmak mümkün olmakla birlikte; AKP’nin ideolojik hegemonyasının pratikte nasıl işlediğini anlatabilmek için bu kadar örnek yeterlidir!
Yandaş yönetmen Sinan Çetin'in bile “Türk milliyetçiliğini ırkçılara bırakmıyor” diye övdüğü ve harcı dibine kadar Türk milliyetçiliğiyle karılmış AKP'nin Kürt Açılımı hamlesi süresince baskılamaya çalıştığı Kürt düşmanlığını artık baskılama gereği duymamaktadır. Önümüzdeki dönemde Kürt sorununun devlet tarafındaki muhatabı yine yalnızca AKP’dir. İşte tam da bu noktada yine “açılım” sürecinden bahsetmek mümkün olacaktır. Kamuoyunda “Kürt açılımı” olarak bilinen süreç, yutturulmaya çalışıldığının aksine bir “barış ve kardeşlik” projesi değildir. Açılım, AKP’nin kendi iktidarını pekiştirme sürecinde, eski rejimin sahiplerini köşeye sıkıştırmak için başarılı bir biçimde kullandığı ve son tahlilde; siyasi ve askeri şiddetten hiçbir zaman vazgeçmeksizin Kürt hareketinin toplumsal tabanını kendine çekmek ve bu yolla da Kürt hareketini yalnızlaştırarak tasfiye etmek için hayata geçirdiği bir süreçtir. Dolayısıyla yaşadığımız çatışmalı ve gergin ortamın açılım süreciyle uyumlu olduğu rahatlıkla söylenebilir. Ortada “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” dedirten bir şey yoktur!
Gerçekten de; her geçen gün daha çok Kürt siyasetçinin KCK davası kapsamında içeri atılması, Öcalan’ın sudan bahanelerle avukatlarıyla görüştürülmemesi, milletvekili seçilen Kürt siyasetçilere meclis yolunun kapatılması, Kandil’e onlarca hava harekatı yapılması ve son olarak da yeni tezkerenin gündeme alınması AKP’nin “Kürt açılımı” sürecinin organik bileşenleri arasındadır ve “açılım” AKP bu denli güçlü olduğu sürece hiçbir zaman bitmeyecektir!
YARINLAR
10.10.2011{jcomments on}