İsrail devletinin Gazze’de Filistin halkına yönelik katliamına ara verildi. Hamas ile diplomatik bir ilişkiye girmiş gibi görünmemek adına İsrail tarafından tek taraflı bir ateşkes ilan edildi. Kan ve gözyaşı arasında 3 haftadan uzun süren saldırılar, insanlık tarihi için kara bir leke olmakla birlikte, bir dizi gerçeği yeniden gözler önüne serdi.
1. Ortadoğu’daki en ciddi terörist merkez İsrail devletinin kendisidir. Filistin toprakları üzerinde emperyalist ellerle kurulmuş olan bu devlet, 60 yıllık mevcudiyeti boyunca bölge haklarına kan kusturmuştur. Emperyalizmin terör konsepti ile birlikte saldırılarını bu gerekçeye dayandıran İsrail, bizzat var oluşundan gerçekleştirdiği katliamlara kadar kitleleri hedef alan sayısız katliama imza atması nedeniyle terör kavramının en çok hakkını veren oluşumdur. Son Gazze katliamında resmi rakamlara göre 500’e yakını çocuk 1500 insanı öldüren bu kuvvet, katliamın boyutlarının dünya kamuoyundan gizlenmesi için gazetecilerin bölgeye girişini engellemiş, ambulansların yaralılara ulaşmasına izin vermemiş, hastaneleri vurmuş, doğal gaz, elektrik ve su şebekesini çökertmiş, Gazze sınırlarını yaşanması imkansız bir bölge haline getirmiştir.
2. İsrail devletini bu kadar pervasız kılan emperyalizmden başkası değildir. Tanık olduklarımız, komşu iki ülke arasındaki bir savaştan ibaret görülemez. ABD emperyalizmi tarafından bir oldu bitti ile kurulan İsrail devleti, kuruluşundan beri emperyalizmin bölgedeki ileri karakolu olma misyonunu üstlenmiş, dünya kamuoyunun tepkisini çeken sayısız katliamı sırasında emperyalizmin açık ya da utangaç desteğini arkasında bulmuştur. İsrail devletinin bölge politikası dünyanın en büyük teröristi olan ABD’nin bölge politikası ile belirlenmekte ve onunla tamamen örtüşmektedir.
3. Hamas’a yönelik hiçbir eleştiri İsrail’in katliamı için haklı tek bir neden oluşturamaz. Gazze’de Avrupalı gözlemciler tarafından demokratik olarak nitelenen bir seçim ile iş başına gelen Hamas, Kanada, Avrupa Birliği, Japonya, İsrail ve ABD tarafından terör listesine alınmış, İsrail bombaları ile ölen çocukların görüntüleri televizyonlardan yayınlandığı sırada bu emperyalist ülkeler tarafından olayın sorumlusu olarak Hamas gösterilmiştir. Hamas, başka bir dünya görüşü üzerinden elbette birçok haklı eleştiriye tabi tutulabilir. Ancak Filistin halkının gözünde meşru ve direniş yanlısı tutumunu hükümet olmasıyla uzlaşma çizgisine çekmemiş bir örgüt olduğu düşünüldüğünde, Hamas’ın emperyalist ve Siyonist saldırganlığın karşısında bir direniş merkezi oluşturduğu anlaşılmaktadır Mahmut Abbas liderliğindeki El Fetih’in girdiği uzlaşmacı tutumun kendisi bile Filistin direnişinin devamından yana olanların nerede durması gerektiğini kolayca gösterebilir.
4. Bölgedeki Arap ülkeleri, emperyalizmin boyunduruğu altında kardeşlerinin öldürülmesini seyrettiler. İsrail’e rağmen varlığını sürdüren Hizbullah yönetimindeki Lübnan ve İran dışarıda tutulduğunda, başta Gazze ile sınır bağlantısı olan Mısır gelmek üzere Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölge ülkeleri 3 haftadan fazla süren katliam boyunca yalnızca söylenmekte yetindiler. Gazze’ye insani yardımın ulaşması için kullanılabilecek olan sınır kapısını İsrail’in uyarısı nedeniyle kapalı tutan Mısır ve başındaki kukla Mübarek yönetimi bölge halklarının düşmanlığından kazanmakla övünebilir.
5. Birleşmiş Milletler emperyalizmin himaye ve tam kontrolü altında çalışan bir kukladır. Koşulların emperyalizmin çıkarlarına uygun olduğu durumlarda barış için askeri güç oluşturan bu kurumun Gazze’de yaşanan katliamı kınaması bile zaman gerektirmiştir. Tüm yaşananların sorumlusu İsrail devletini tek başına eleştirmekten kaçınan BM, en basit ateşkes çağrısını bile ‘karşılıklı’ silah bırakılması şeklinde ifade etti. Saldırıların üçündü haftasında bölgeye giden Genel Sekreterin, taraflarla yaptığı görüşmeler sırasında İsrail tarafından Gazze’de bulunan BM binasının vurulması Birleşmiş Milletlerin emperyalizm karşısındaki etkisini tüm dünyaya göstermiştir.
6. Türkiye, İsrail devletinin bölgedeki en önemli müttefikidir. Başbakan’ın İsrail’e yönelik yaptığı eleştiriler tamamen iç politikadaki konumunu kaybetmeme kaygısı taşıyan, İsrail üzerinde gerçek hiçbir etkisi olmayan göstermelik hareketlerdir. Türkiye devleti ve onun istikrarlı hükümeti olan AKP açısından bölge politikasının yolu çoktan çizilmiştir. Bu yol emperyalizmin bölge politikası için taşeronluktan geçmektedir. Başbakan Erdoğan’ın İsrail’i eleştirdiği konuşmalarında sürekli ‘orantısız güç kullanımı’ndan söz etmesi, gerçekte İsrail’in Hamas’a ve Filistin halkına saldırma hakkı bulunduğunu fakat bunu yaparken abartıya kaçmaması gerektiği anlamına geliyor. Onca öfkesinin ve döktüğü gözyaşlarının ardından verdiği gerçek politik mesaj budur. Bu ağız emperyalizmin tutumu ile birebir örtüşmektedir. ABD’den gelen ‘sivil kayıpların en aza indirilmesi’ uyarısı ile Erdoğan’ın ‘orantısız güç kullanımı’ eleştirisi, içerdikleri politik anlam itibariyle aynıdır. Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eş Başkanı olduğunu geçtiğimiz hafta ilan eden Başbakan’dan bu yakınmadan fazlasını beklemek zaten gerçekçi değildir. Okyanus ötesinden İsrail büyükelçisini sınır dışı eden Venezuela’nın tutumu ile her fırsatta konuşup İsrail ile siyasi, askeri ve ekonomik işbirliğini sürdürmeye devam eden Türkiye’nin tutumu arasındaki fark, meseleyi özetlemeye yeter. Türkiye devleti İsrail’in bölgedeki ortağıdır. Mazlum milletlerin haklı direnişini gönülden destekleyen Türkiye halkı bu ortaklığı bozmak için kolları sıvamalıdır.
7. Emperyalizm yenilecek, direnen Filistin kazanacak. Hangi gelişmiş silahlara sahip olursa olsun, İsrail devletinin Filistin direnişi karşısındaki sonu hüsran olacaktır. 60 yıl boyunca maruz kaldığı her türlü katliama ve ambargoya rağmen direnişten vazgeçmeyen Filistin halkı çektiği büyük acıları büyük zaferlere dönüştürecek güce ve birikime sahiptir.
YARINLAR{jcomments on}