
Daha çok endişe verici olanıysa birbirlerini yok etmek için sokaklara dökülen insanların görüntülerini izlemek zorunda kalmaktır. Böyle sahneler görmek istemeyenler ise Türk ve Kürt halklarının kardeşliğini yeniden inşa etmenin yollarını aramak zorundadır. Çünkü o yumruk her şeyden çok bu kardeşliğe atılmıştır!
Ahmet Türk’ün Samsun’da saldırıya uğradığı anın görüntülerini onlarca kez izledik televizyonda. Dehşet içindeyiz değil mi? Evet, memlekette yaşayan herkes dehşet içinde. Kürtler, Kürt demokratik hareketinin önde gelen isimlerinden birinin yaşadığı saldırı karşısında dehşete düşüyor. Haklılar, o malum görüntüleri her izlediklerinde yüzlerinin ortasına bir yumruk yemiş gibi hissediyorlar. Peki ya Türk milliyetçileri? Türk milliyetçileri de dehşete düşmüş durumda. Ancak Türk milliyetçilerinin dehşeti Kürtlerinkinden farklı. Onlar, biriktirdikleri öfke ve nefretin dışa vurumundan dehşete düşmüş durumdalar. Bir nefret patlaması yaşıyorlar yani. Çok mu abartıyoruz? Olayın üzerinden bir gün geçtikten sonra failin çevresinin televizyon kameralarının karşısındaki halet-i ruhiyesini görmemişsiniz anlaşılan. Failin babası ağzından köpükler saçarak oğlunun “kışkırtıldığını” anlatıyor. Mahkeme önünde bekleyen kalabalığa, mahkemeden çıkanların hakaret ettiğini ve oğlunun da “millî duygularının zedelendiğini” söylüyor. Elbette bu beyan televizyonların ana haber bültenlerinin başköşesinde yerini alıyor. İsim de veriyorlar üstelik Sırrı Sakık’I, “millî duyguları zedelemekle” itham ediyorlar. Böylece ‘gerçek fail’ de bulunmuş oluyor. Olayı ‘derinlemesine’ araştıran haberciler, görevlerini yapmanın mutluluğuyla köşelerine çekilebilirler. Bundan sonra işleri kolay: Olayı protesto edenlere saldıran ‘millî duyguları zedelenenleri’ ve ‘sokakları ateşe veren’ protestocuları kameraya çekmekten başka bir iş kalmıyor geriye.
Haber bültenlerinde yayınlamak için malzeme son derce uygun... Olayın başından beri ‘şok edici’ bir sürü görsel malzeme çıkıyor ortaya. Şimdi filmi geriye sarıp tekrar izleyelim. Şapkalı bir genç, arabasına binmek üzere ilerleyen Ahmet Türk’e yönelip okkalı bir yumruk atıyor ve ortalık karışıyor. Toplam 7-8 saniyelik bu görüntü beş dakikalık bir haberde en az on kez tekrar tekrar gösteriliyor. Bu gösterimin kendisi bile bir ‘kahramanlık hikâyesi’dir ve psikolojik savaş malzemesi olarak kullanılır. ABD’nin Irak’ı işgal etmeye başladığı dönemde, Bush yönetimine yüzde yüz destek vererek savaş çığırtkanlığı yapan Fox televizyonu benzer yayınlar yapmıştı örneğin. Dünyanın başka herhangi bir yerinde gösterilse infiale neden olacak bir dolu şiddet görüntüsü… ABD askerleri, ‘güvenli bölgeler’ yaratmak için sokak sokak operasyon yapıyor, karşılarına çıkan bütün sivilleri tekme tokat yere yatırıp etkisiz hale getiriyorlar. Biraz direnir gibi olanlar tekmeleniyor ve yerlerde sürükleniyor. Küfür, hakaret gırla… İşte bu görüntüleri, 11 Eylül’ün etkilerini hâlâ üzerinde taşıyan ve savaş propagandasıyla psikolojik esaret altına alınmış ABD halkı ‘zevkle’ izledi uzun süre. Bugün Türkiye’de olan da budur. Ahmet Türk’e atılan yumruğun görüntüleri internette milyonlarca kez tıklanmış durumda. Videoların yayınlandığı internet sitelerindeki yorumları okuyunca durumun vahametini daha kolay anlayabiliyorsunuz. Olayın faili şimdiden Türklerin son dönem kahramanları arasına girmiş durumda... Saldırıyı engellemekte acz gösteren polislerinse bu küçük çaplı kahramanla çekilmiş samimi fotoğraflarını yakında internet sitelerinde görmek hiç şaşırtıcı olmayacak…
Saldırının ardından Kürtlerin içinde bulunduğu ruh hali ise daha vahim… Kürtlerin ortak ruh halini Sırrı Sakık’ın saldırı esnasında çekilen görüntülerinin yansıttığını söylemek, herhalde yanlış olmayacaktır. Sakık’ın, saldırgana bağırırken yüzündeki ifadede tek kelimeyle ‘hınç’ var. Çünkü olaydan sonra da yaptığı açıklamada söylediği gibi saldırı ‘göz göre göre’ yaşanmıştır. Davaya katılacakların güvenliğinden endişe ettikleri için İçişleri Bakanlığı’na mahkemeden önce güvenlik tedbiri almaları için başvuruda bulundukları halde mahkemenin önüne çevik kuvvet ekibi bile göndermeyip, birkaç tane sıradan polis ekibi görevlendirmekle yetinildi. Üstelik bu, bir kereye mahsus bir hata değil. Ertesi gün, yaşanan saldırıyı protesto etmek için bir araya gelen gruba, faşistlerin saldırmasına göz yumuldu. 60-70 kişiden oluşan güruhu durdurmak için 5’i sivil polis, toplam 15 polis müdahale ediyor. Güruhu dağıtmak için kullanılan yöntem ise telkinde bulunmak… Solcuların herhangi bir eylemine yüzlerce robokopla müdahale edip sokakları gaza boğan polis, kurt işareti yaparak tekbirlerle protestoculara saldırmaya çalışan faşistlere olanca şefkatiyle davranıyor. Hakkâri’de yakaladıkları eylemci genci yerde sürüklerken bu şefkatin milyonda birini bile göstermiyor polis. İşte Sırrı Sakık’ın da, milyonlarca Kürt’ün de hınçla dolmasına sebep olan çifte standart budur. Bundan sonra ateşe verilen sokakların görüntüleri bol bol yayınlanır. Bundan daha çok endişe verici olanıysa birbirlerini yok etmek için sokaklara dökülen insanların görüntülerini izlemek zorunda kalmaktır. Böyle sahneler görmek istemeyenler ise Türk ve Kürt halklarının kardeşliğini yeniden inşa etmenin yollarını aramak zorundadır. Çünkü o yumruk her şeyden çok bu kardeşliğe atılmıştır!
14 Nisan 2010
YARINLAR{jcomments on}