Yaşananlar şunu bir kere daha kanıtlamıştır ki, emperyalizm çağında ezilen halkların mücadelesi, emperyalizme yaslanan din merkezli söylemlere değil, anti-emperyalist dayanışmaya ihtiyaç duymaktadır.
AKP hükümeti ve İsrail arasındaki ilişkinin niteliği, hafta başında yaşanan ve doğal olarak Türkiye kamuoyunu oldukça meşgul eden kanlı 31 Mayıs baskınıyla bir kere daha gündeme oturdu. Kuşatma altında can çekişen Gazze’ye ulaştırılmak istenen yardım malzemeleriyle yüklü Mavi Marmara gemisinin kanlı bir operasyonla durdurulması, İsrail’in faşizmin sınırlarını zorlayan Filistin politikasını bir kere daha gözler önüne serdi.
Peki her türlü Amerikan projesini desteklemiş olan AKP hükümetinin, tabiri caizse ABD desteğiyle gemisini yürüten İsrail’in siyonist politikalarına gösterdiği tepkiyi nasıl okumalıyız? AKP hükümeti emperyalist dünyanın açık ve üstü kapalı desteğini her zaman arkasında hisseden İsrail’e karşı tutarlı bir mücadelenin adresi olabilir mi? Dahası emperyalizme göbekten bağlı bir hükümetin anti-emperyalist tutumlar alması olanaklı mıdır? Bu gibi soruların cevabı aslında çok basit. Ancak AKP hükümetinin söylemlerine egemen olan “insaniyet” ile “İsrail karşıtlığı” ve destekçisi medyanın dolaşıma soktuğu fikirler, görünenin altındakini bir kere daha vurgulama ihtiyacı doğuruyor.
AKP hükümetinin “ABD’nin Irak’taki başarısı bizim başarımızdır” söyleminden sözüm ona keskin bir İsrail karşıtlığına terfi etmesinin altındaki görünmeyen nedenlerin başında iç politika hesapları gelmektedir. Başbakan Erdoğan, İsrail’in tüm Müslüman ülkelerde olduğu gibi Türkiye’deki imajına yönelik cafcaflı bazı çıkışların dar iktidar hesapları açısından ne kadar yararlı olduğunun farkındadır. 29 Mart seçimleri arifesinde yapılan ve kamuoyunda “one minute olayı” olarak bilinen şovun mahiyeti herkesçe bilinmektedir. Nitekim İsrail’le medya dolayımıyla, söylem düzeyinde süren restleşme her nedense somut bazı adımlara geldiğinde, diplomatik olarak pek bir önemi olmayan büyükelçi çağırma ve yakın gelecekteki birkaç ortak tatbikatın iptalinden öteye geçmemektedir. Ne de olsa çağırılan büyükelçi birkaç günlük tatilden sonra işinin başına dönecek ve iptal edilen tatbikatın arkasından yığınla yeni askeri ortaklıklara imza atılacaktır. Dünya kamuoyunun önünde İsrail yönetimine söven başbakanın, ertesinde bugün iptal etmek durumunda kaldıkları askeri tatbikat kararlarını onaylamış olması, olacaklara dair bir ipucudur.
AKP hükümetinin ve destekçilerinin ortaya koydukları illüzyonu oluşturan bir diğer nokta, Türkiye’nin AKP’yle beraber dış politikada Osmanlı’yla özdeş, dominant bir rol oynayamaya başladığı propagandasıdır. Buna göre, yeni Osmanlı hayaliyle gittikçe daha da çok büyüyen Türkiye’nin, tıpkı geçmişte olduğu gibi Ortadoğu’da ve diğer bölgelerde düzenleyici bir güç olarak ortaya çıkması söz konusudur. Aklı başında hiç kimsenin ciddiye almayacağı bu gibi bazı argümanlarla, AKP’nin seçim havasına girdiğini de anlamakta güçlük çekmiyoruz. Kuzey Irak, Ermenistan, Azerbaycan ve Kıbrıs politikalarında sıfırı tüketmeye yaklaşan AKP’nin, Gazze bekçiliğine söylem düzeyinde sarılması, miadını çoktan doldurmuş dünya görüşlerinin, emperyalizm çağında nasıl kuşa döndüğünü de kanıtlamaktadır.
Bu açıdan hatırlanması gereken en önemli nokta emperyalizm gerçekliğidir. Tıpkı İsrail devleti gibi, varlığını emperyalizmin varlığına borçlu olan bir hükümetin pratikteki ikiz kardeşine gerçekten karşı olması düşünülebilir mi? “Büyük Ortadoğu projesinin eşbaşkanlığını yapıyoruz” diye buyuran bir Başbakanın, varlığını emperyalist işgale karşı mücadeleye borçlu olan bir halkı gerçekten sahiplenmesi olanaklı mıdır? Din kardeşliği üzerinden kurulan yalan söylem, Filistin’de altmış yıldır direnen halk için ne kadar önemlidir?
Yaşananlar şunu bir kere daha kanıtlamıştır ki, emperyalizm çağında ezilen halkların mücadelesi, emperyalizme yaslanan din merkezli söylemlere değil, anti-emperyalist dayanışmaya ihtiyaç duymaktadır. Bunun en son örneği, iki ülke arasında yaşanan “krize” rağmen Türkiye’nin kayda değer somut bir adım atmaya yanaşmamasına karşılık, dünyanın öte ucundaki Nikaragua’nın İsrail’le olan tüm ilişkilerini koparmasıdır.
YARINLAR{jcomments on}