Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

İç savaşın seyri, Anayasa ve geleceğimiz

tekelİşçiler, memurlar, gençler elbette bu süreçte AKP’nin ve Fethullahçıların karşısında duracaklar. Ama aynı zamanda TEKEL işçisinin açtığı yolda ilerleme perspektifine sahip olacaklar. AKP’nin karşısına emekten yana, anti-emperyalist bir cephe açacaklar. Çünkü Türkiye halkının, Türkiye gençliğinin başka bir kurtuluşu yok.

Türkiye’de Ergenekon dalgalarıyla başlayan; Albay Dursun Çiçek, Kozmik odalar, Erzincan-Erzurum meydan savaşları, Balyoz, 3 ordu komutanının hedef alınması ve nihayet bütün bu olayların sonucu olarak Anayasa reformunun gündeme getiren süreç, bütünüyle bir iç savaş manzarası arz ediyor.

Biz bu kamplaşmaya bir iç savaş diyoruz. Çünkü Erzurum Savcısı, Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’i tutuklamaya geldiğinde Cihaner polise direnmeyi düşünebiliyor. Abdullah Gül’ün Kayıp Trilyon Davası’na el atınca kendisini sanık sandalyesinde bulan Sincan Hâkimi Osman Kaçmaz; o sandalyeden “Biz gerekirse yanacağız, yanarken ateşimizin oluşturacağı aydınlık geride kalanların özgürlük ve bağımsızlık savaşına ışık tutacak” diyebilmektedir. Bir başsavcıyı, bir ağır ceza hâkimini böyle davranmaya iten başka ne olabilir?

Ayı oynatan Çingeneler ayının burnuna halka takarlar. Ayının burnu çok narindir. Halkadan çekilerek “oyna bakalım koca oğlan” denilince, o dev cüsseli ayı çaresizce oynamaya başlar. Koca ayı burnundaki halkanın esiri olur. İşte TSK’yı ve başındaki İlker Başbuğ’un durumunu düşününce akla o “koca oğlan” geliyor. ABD tarafından en narin yerlerine NATO vasıtasıyla halka takılmış Silahlı Kuvvetler istendiği gibi oynatılıyor. İlker Başbuğ’un altındaki subaylara “sanmayın ki boş duruyoruz zamanı gelince harekete geçeriz” sözlerini ne sanıyorsunuz? Zamanın gelmesi, ABD’nin halkayı birazcıkta olsa gevşetmesidir. Başbuğ’un halkadan kurtulma niyeti yoktur! Yoksa Gölcük’te denizci teğmenlere “şövalye ruhlu olun” dedikten sonra, niye Tayyip Erdoğan’la mutabakat yapmaya gitsin?

Böyle bir ortamda sola demokrasi şekeri yedirilmeye çalışıyor. Çocuk kandırır gibi “al bak lolipop” deniliyor. AKP ve Fethullahçılar açısından bu bir geçiş süreci. Geçiş sürecinde güncel düşmanları dışında herkesi arkalarında görmek istiyorlar. Taraf gazetesi marifetiyle yapılmak istenen de budur. Solu, bu sürecin arkasına yedeklemek istiyorlar. Bir erken hesaplaşma arenası işlevi görecek anayasa reformu çalışması da bu bakımdan kritik. Bir taraftan yargı kurumlarına bir operasyon yapılacak, bir taraftan da memurlara sendika hakkı gibi şekerlemeler pakete konacak. Süreç, yani devletin tamamıyla fethedilmesi tamamlandığında tam bir diktatörlük kurulacak. Referandumlar ve seçimler öncesi Türkiye manzarası böyle görünüyor.

Diğer yandan Türkiye’nin tek umut dolu eylemini TEKEL işçisi gerçekleştirdi. İşçiler, memurlar, gençler elbette bu süreçte AKP’nin ve Fethullahçıların karşısında duracaklar. Ama aynı zamanda TEKEL işçisinin açtığı yolda ilerleme perspektifine sahip olacaklar. AKP’nin karşısına emekten yana, anti-emperyalist bir cephe açacaklar. Çünkü Türkiye halkının, Türkiye gençliğinin başka bir kurtuluşu yok. Her dört gencinden biri işsiz olan bir ülkenin gençliğini internet kafelerden, sanal âlemin yanılsamalarından, tarikatların pençesinden kurtarmak ve kendi gerçeğiyle yüzleştirmek gerekir. Aksi halde hepimiz büyük bir felakete doğru yol alacağız.

8 Mart 2010

YARINLAR{jcomments on}