Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Hep bu sıcaklardan!

recep-tayyip-erdoganSanki AKP, 24 Ocak kararları ile Türkiye'deki yolu çizilip 12 Eylül darbesi ile kazıkları çakılan neo-liberal projenin günümüzdeki uygulayıcısı olan düzen partisi değilmişçesine ağlayan Tayyip, yaşasalar yüzüne tükürmeye tenezzül edeceklerinden şüphe ettiğimiz Erdal Eren'i ve Necdet Adalı'yı alçak propagandasına alet etmekten geri durmadı.

Memleketin sıcaktan kavrulduğu bu yaz günlerinde başına geçen güneşten midir yoksa yaklaşan 12 Eylül'deki anayasa referandumundan mı bilinmez, geçtiğimiz bir hafta boyunca Tayyip'in iyi bildiğimiz aymazlığının, külhanbeyi tavırlarının, ucuz popülizminin, sıklığı ve şiddeti artış göstermeye başladı. Bir haftadır gün geçmedi ki Recep Tayyip Erdoğan'ın ağzından yeni inciler dökülmesin.

Tayyip ilk olarak 18 Temmuz'da çeşitli kadın örgütlerinin katıldığı bir toplantıda kadın hakları konusundaki hassasiyetini bir kez daha yedi düvele kanıtladı. Sıklıkla tekrarladığı “en az 3 çocuk yapın” buyruğuyla kadınlar konusundaki hassasiyeti akıllarda yer eden Başbakan, toplantıdaki konuşmasının bir bölümünde “Kadın erkek eşitliğine inanmıyorum, kadın ve erkek farklıdır, birbirinin mütemmimidir (tamamlayıcısıdır)” sözleriyle rüştünü bir kez daha ispatladı. Biliyoruz, Tayyip'in ideallerindeki toplum modelinde erkek eve ekmek getirir, kadınsa 3 çocuk doğrurur ve ev temizliğine bakar, mutlu aile tablosu böylece tamamlanır! Bu müthiş vecizinin dışında, toplantının açılış konuşmasında Arjantin’de faşist cunta döneminde mücadele veren Mayıs Anneleri’ni örnek gösteren Tayyip, söz alan bir katılımcının benzer bir örnek olarak dile getirdiği Cumartesi Anneleri için “Ne iş yaptıklarını bilmiyorum, Cumartesi Anneleri birileri tarafından kullanılıyor” buyurdu. Böyle olur halk düşmanının tutarlılığı!

İşsizlik konusunda bardağa dolu tarafından bakmayı sevdiği herkesce malum olan Tayyip en son bıraktığımızda %12 işsizlik oranı yerine %88 iş sahibi insan oranına vurgu yaparak herkesi pozitif düşünmeye çağırmıştı. İlk incileri sıcaklıklarını henüz yitirmemişlerdi ki TOBB ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nde yapılan “Uzmanlaşmış Meslek Edindirme Merkezleri Projesi” tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada “Bir tarafta da hâlâ kahvehanede zar atanlar var. Camlara asılmış ’Eleman arıyorum’ diyenleri çok gördüm. Ama onun cevabı yok, ilanlarda var, cevabı yok. İş beğendiremiyorsun iş.” diyerek sermaye düzeninin faturasını, “bir elleri yağda ötekisi balda olduğundan iyice şımarmış işsizlere” kesmeye çalıştı.  İşsizlik dediğimiz olguyu havacıva olarak görmenin rahatlığıyla şakıyan Tayyip sözlerine “Her üniversiteli iş bulacak diye bir şey yok” diye devam etti.

Yüzsüzlükte hızına yetişmenin mümkün olmadığı Tayyip, Dünya Sağlık Örgütü tarafından Ankara Rixos Oteli’nde düzenlenen “Küresel Sigara ile Mücadele 2010 Yılı” ödül töreninde ise şöyle konuştu: “Böyle gelişmemiş şehrin varoşlarında, gidip dolaştığınızda o fakir fukara garip gureba evleri şöyle gezdiğinizde üzerinde doğru dürüst giyecek, elbisesi yok, evinin hali perişan ama cebinin içerisinde bir paket sigara. Bak ‘param yok’ diyorsun ama bu ne? Hemen verdiği cevap hazır, ‘Kederden, dertten’... Tamam da benim senden çok daha fazla derdim var.” Tayyip'e hak vermek lazım, emperyalizm uşaklığı, halk düşmanlığı zor zanaat elbet dertleniyordur. Ama Tayyip bu, utanma nedir bilmez, açlıktan yoksulluktan perişan bıraktığı halkın tütününe çatmakta beis görmez. Nereden esti bilinmez, sigaradan sonra lafı alkole getiren dertli Tayyip “Bu işin sulusu da kurusu da zarar. Onun için bunlardan kaçınmamız lazım... Arkadaş, bütün bu meyveleri, sebzeleri biz nereden yiyoruz? Veya bu alkolü siz nereden elde ediyorsunuz? Bu meyvelerden filan elde edilmiyor mu bunlar? Üzümden elde etmiyor musun, ediyorsun. Diğer meyvelerde yok mu, var; onları ye.“ buyurdu. Ne diyelim, ampul Tayyip artık mutfağımızı da aydınlatıyor!

Tayyip'in son aymazlığını ise yaklaşan referanduma bir “demokrasi kavgası” kostümü biçmek için timsah gözyaşlarını sel eylediği meclis konuşmasında gördük. Sanki AKP, 24 Ocak kararları ile Türkiye'deki yolu çizilip 12 Eylül darbesi ile kazıkları çakılan neo-liberal projenin günümüzdeki uygulayıcısı olan düzen partisi değilmişçesine ağlayan Tayyip, yaşasalar yüzüne tükürmeye tenezzül edeceklerinden şüphe ettiğimiz Erdal Eren'i ve Necdet Adalı'yı alçak propagandasına alet etmekten geri durmadı. AKP'nin devletleşme sürecinde “fethedemediği” Anayasa Mahkemesi ve HSYK'yı düşürme hamlesi olan anayasa referandumunda “evet”e yedeklemeye çalıştığı halk tabakaları ve liberallere bilindik burjuva tiradlarından birini oynayan Tayyip'i referandum günü gerçekten ağlatacak olan ise halkın AKP'nin suratına çarpacağı mürekkebi kurumamış bir HAYIR olacaktır.

26 Temmuz 2010

YARINLAR {jcomments on}