Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin şahsında yıllardır türlü yollarla yürütmeye çalıştıkları karalama kampanyalarının hedefi devrimci mücadelenin o gün geldiği aşamanın kendisidir. Mücadele içinde yitirdiğimiz her birey belirli bir an içinde ancak o anın mücadele birikimi ve düzeyi kadar var olabilir.
6 Mayıs 1972 sabahı Ankara Ulucanlar Cezaevi'nin avlusunda peşisıra idam edilen üç gencin geride kalanlar için bir gözdağı olacağını sananlar yanıldıklarını anlamak için fazla beklemek zorunda kalmadılar. Aradan geçen 39 yıl boyunca Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan Türkiye halklarının devam eden mücadelesinin içinde binlerce kez doğup binlerce greve, direnişe, eyleme önderlik ettiler.
Onlar için çok şey söylendi. Haklarında estirilen kara propaganda halkların zihninde zerre kadar yer edinemeyince onları ilk olarak 'iyi çocuklar' ilan ettiler. Ertuğrul Özkök ve benzerlerinin medyada saltanat sürdüğü zamanlarda Denizler, eşitlik gibi güzel düşler kuran kandırılmış birer romantik olarak yeniden yaratılmak istenmişti. Tutmadı. Fehmi Koru'nun kanaat önderi haline geldiği şimdiki zamanda ise eskisini aramayacak saçmalıkta yeni bir kampanya başlatıldı. Bir yandan 'kandırılmış' yakıştırmasının yerini 'Ergenekon'un maşası' tanımlaması alırken diğer yandan bu numarayı yemeyecekler için ikinci bir olta atıldı ortaya; Denizlerin Kemalistliği! Deniz ve arkadaşlarının zaten çok kısa süren siyasal yaşamları boyunca yazıp söylediklerinin çekiştirilmesinden, Denizlerin günümüzün solcuları için en azından 'tartışmalı' karakterler haline gelmelerinden ne bekledikleri ortadadır. Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin şahsında yıllardır türlü yollarla yürütmeye çalıştıkları karalama kampanyalarının hedefi devrimci mücadelenin o gün geldiği aşamanın kendisidir. Mücadele içinde yitirdiğimiz her birey belirli bir an içinde ancak o anın mücadele birikimi ve düzeyi kadar var olabilir. Dolayısıyla Denizleri hedef alan her ideolojik taarruz aslında mücadelenin o gün bulunduğu mevziye yönelmektedir; bu elbet bugün de böyledir!
Tıpkı saldırı gibi savunma ve karşı saldırı hamleleri de bugünün mücadelesi içinden çıkmalıdır. Geçmişin büyük birikimini bugüne dönük somut bir katkıya dönüştüremiyorsak mezar başlarında attığımız slogalanların pek de kıymeti olmayacaktır. Deniz'in, Mahir'in, İbrahim'in teker teker ya da çeşitli kombinsyonlar halinde hangi yapı tarafından en çok sahiplenildiği, kimin daha iyi Mahirci kimin en doğru şekilde Kaypakkayacı olduğu konusunda girişilen sonu gelmez yarışlar bizim tartışmamız olamaz.
Mücadele içinde yitirdiğimiz bu büyük değerler halkımızın hafızasına ve ülkemiz devrimci hareketinin vazgeçmeyen karakterine ayrılmamak üzere katışmıştır. Yitirdiklerimizi anmanın en yalın anlamı bugünün mücadelesine somut bir katkıda bulunmaktır. Denizlerin çektiği çizgiye yaklaşabilmek için dahi buna teşebbüs etmek zorunluluktur. Onların kırmızı çizgisi herhalde budur!
YARINLAR
6 Mayıs 2011{jcomments on}


