Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bu yaz faşizm gelecek!

fasizm-gelecek“Bu yaz faşizm gelecek” diyerek iddialı bir tespit yaptığımızı kabul ediyoruz, ama bu tespit kesinlikle abartılı değil! Neden mi?

Öncelikle, AKP’nin 2002-2007 arasındaki iktidar deneyimine bakınız. O süreçte iktidar olmayı öğrenen, kendini devlet nezdinde meşrulaştırmaya çalışan, “biz değiştik, milli görüş gömleğini çıkardık” diyen bir AKP vardı. AKP, meydan okumaktan ziyade, kendisine meydan okuyanları ikna etmeye çalışan bir hükümetti.Yaptığı mağduriyet edebiyatı baki kalmak kaydıyla, 2007’den bugüne kadarki süreçte ise; devlet nezdinde kendini meşrulaştırmakla kalmayıp devletin kendisi olmaya çalışan, kendisi dışındaki sistem içi güçlere açıktan meydan okuyan, hatta onları tasfiye eden bir AKP var siyaset sahnesinde!

2002-2007 yılları arasında; Doğan Grubu ve diğer ana akım medya kuruluşları ile iyi ilişkiler kuran, onları açıktan destekleyen (bakınız Uzan operasyonu), bu sayede onlar tarafından da açıktan desteklenen; TÜSİAD ve benzeri “laik” sermaye kesimlerinin bir dediğini iki etmeyen, sadık ve uyumlu bir AKP iktidarı varken; 2007’den bu yana, saklamadan gizlemeden kendi medyasını yaratan ve hatta kendi medyasını ana akım medya haline getirmeye çalışan, çok değil birkaç yıl öncesinde AKP’yi en çok destekleyen medya grubu olan Doğan Grubu’na rekor vergi cezaları ve köşe yazarı yasakları ile müdahale eden; bunun yanında da bazen MÜSİAD bazen de TOBB aracılığıyla kendi sermayesini yaratıp (ya da bazı sermaye gruplarını kendi siyasi iktidarıyla ön plana çıkarıp) TÜSİAD’a meydan okuyan bir AKP mevcut!

2007’den itibaren kendini hissettiren bu farklılık, sadece sermaye sınıfı içerisindeki güç dengeleri açısından değil, sınıflar mücadelesinin genel seyri ve Türkiye işçi sınıfının burjuvazi karşısındaki konumu açısından da geçerli… 2007’den itibaren, gerek çıkardığı yasalarla, gerekse de fiili emek mücadelesinin karşısında kendisini açıktan konumlandırışıyla AKP iktidarı, emperyalist ve yerli burjuvazinin gerçek ve eşsiz temsilcisi konumundadır. Öyle ki AKP; kendisi dışındaki düzen güçlerine sermaye sınıfını temsil etme fırsatı bile vermemektedir. Örnek vermek gerekirse, TEKEL işçileri Ankara’da sınıf mücadelesini yükselttiklerinde karşılarında doğrudan AKP’yi ve Tayyip Erdoğan’ı bulmakla kalmadılar, AKP dışındaki düzen partilerini yarım-ağızla da olsa yanlarında buldular. Bu durum, CHP ve MHP gibi düzen partilerinin sınıflar mücadelesinde işçi sınıfının safına geçtiğini göstermiyordu elbette; ama düzen içi siyaset yapabilmek için bile düzen dışına çıkmak gerektiğini ilan ediyordu. Daha doğrusu AKP; CHP ve MHP’ye “sermayeyi temsil etmenize izin vermiyorum, gidin kendinize sınıf bulun” diyordu!

2007’de başlayan süreç bugün; gazetecilerin, Bilim emekçilerinin, araştırmacıların ve akademisyenlerin üzerinde kurulmaya çalışılan korku imparatorluğu ile devam ediyor.  AKP’nin 2007’deki seçim zaferinden sonra adım adım inşa ettiği faşizan sürecin belki de önümüzdeki genel seçimlerden önceki son aşaması tamamlanmaya çalışılıyor! 12 Haziran’da olası bir AKP zaferi, 2007-2011 arasındaki sürecin bir benzerinin daha da derinleştirilerek hayata geçirileceği anlama gelir ki, faşizm tam da bu demektir; yoksa tek başına AKP’nin seçim kazanması değil!

O zaman önümüzde tek seçenek olarak, koşulsuz sınıf mücadelesi eksenine oturtulmuş AKP karşıtı bir siyasi mücadeleyi yükseltmek kalıyor ki, bu da iddialı olmayı gerektiriyor!

 

YARINLAR

14 Mart 2011{jcomments on}

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99