
Kürt Hareketi’nin sert bir muhalefeti olmaz ise, AKP durumu idare etmeye devam edecektir! Kürt Hareketi “idare eden” bir hükümetten bir şey beklememeli ve daha da önemlisi AKP’yi Kürt halkının gözünün önünde daha çok teşhir etmelidir!
Aksi takdirde, sadece Kürt illerinde de değil, bütün Türkiye’de AKP hegemonyası tescillenmiş olacaktır!
Kürt Hareketi referandumdaki tutumunu “boykot” olarak ilan ettiğinde, bunu belli siyasi gerekçelerle açıklamak mümkündü. Sosyalist soldan farklı olarak, Kürt Hareketi’nin kendisine temsil yetkisi vermiş geniş bir halk tabanı bulunuyor. Bu tabanın da Türkiye’ye dağılmış olmaktan ziyade Kürt illerinde yoğunlaşmış olduğu hesaba katıldığında, Kürt Hareketi’nin referandumu boykot etmesi -siyaseten bağımsız ve temiz kalmanın ötesinde- bir siyasi amaç ve hedefi gerçekleştirme potansiyelini beraberinde taşıdığından anlaşılır bir siyasi hamleydi. “Hayır” demeyecek ve belki de “hayır” kararı alsa bile sandıkta fire verebilecek kitlesel bir siyasi hareket için boykot, AKP’nin Kürt illerinde kendi hegemonyasını tesis etme sürecine ket vurabilecek siyasi sonuçlar doğurabilirdi ve ısrar edilirse hala doğurabilir.
Bugün ise durum biraz değişik… Referandum öncesinde her geçen saat siyaset daha da kızışırken taraflar ince hesaplar yapıyorlar. “Hayır” diyeceklerle ilgili elle tutulur bir hareket yaşanmaz ve kimin ne sebeple hayır diyeceği hemen hemen kesinken, “evet” ve “boykot” cephelerinde bazı dengeler yeniden kurgulanmaya çalışılıyor. PKK’nin 1 Haziran’dan bu yana sürdürdüğü aktif savunma savaşını 20 Eylül’e kadar durdurduğunu açıklaması ve hemen ardından da önce Murat Karayılan’ın sonra da BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın “tavrımızı gözden geçirebiliriz” açıklamaları, kesin olmamakla birlikte, bazı dengelerin değişebileceğini gösteriyor.
Kürt Hareketi’nin referandum öncesi ilan ettiği ateşkes yoluyla AKP’yi Kürt halkının lehine zorlamayı hedeflediği açık… Ancak bu hedefin ne ölçüde başarılabilir olacağı hem Kürt hareketinin taleplerinin ne olduğuna hem de AKP’nin bu sürece nasıl baktığına sıkı sıkıya bağlı… Dün itibariyle BDP sözcülerinin açıkladığına göre Kürt Hareketi’nin talepleri temel olarak beş konu etrafında toplanıyor. Bunlardan birincisi etnik vatandaşlık tanımı olmayan yeni bir anayasal düzenleme ki, böyle bir şey AKP’nin gündeminde bile yok! Yani anayasada “Türk” yerine “Türkiyelilik” ya da benzeri bir ifade kullanılması kastediliyor. Hem de referandum öncesi, AKP gibi Orta Anadolu illerini MHP’ye kaptırmaya niyeti olmayan bir partinin böyle bir risk alması olası bir durum değildir. Kürt Hareketi’nin diğer talepleri ise PKK’ye yönelik operasyonların durması, KCK tutuklularının serbest bırakılması, düşük seçim barajı ve siyasi çözüm için müzakere… Gerçekçi bir perspektiften bakıldığında, bu talepler arasından AKP’nin referandum öncesi yapabileceklerinin sadece operasyonlara ara vermek ve KCK tutuklularının bir kısmının serbest bırakılması olabileceğini kestirmek zor değil. “Seçim barajının düşürülmesi” ve “siyasi çözüm için müzakere” gibi taleplerin ise AKP’nin gündeminde bile olmayacağını söylenebilir; zira AKP’nin ve daha da önemlisi ABD’nin Kürt sorununa bulduğu “çözümde” Kürt Hareketi’ne yer olmadığı başta Kürt Hareketi olmak üzere herkes tarafından bilinen bir gerçek artık!
O zaman ne olacaktır? Askeri operasyonlar geçici bir süre için hız kesecek ve muhtemelen bazı tutuklu BDP’liler serbest bırakılacaktır. Bu durumda Kürt Hareketi AKP’yi köşeye sıkıştırmış sayılabilir mi? Ya da son derece sınırlı olan bu kazanımlar, “Kürt illerinde AKP’nin zaferini taçlandırmak” gibi bir fırsat maliyeti olduğu düşünüldüğünde Kürt halkı lehine gerçek kazanımlar olarak gösterilebilir mi? Bu sorulara “evet” yanıtı verebilmek en azından saflık olur. Üstelik referandum sürecinin ardından, serbest bırakılan tutukluları yeniden tutuklamak ya da askeri operasyonlara yeniden hız vermek AKP için hiç zor olmayacaktır!
Sürecin AKP tarafından ele alınışı ise çok daha profesyonelce… AKP bir yandan Kürt oylarını kazanmanın yollarını ararken, diğer yandan “Kürt düşmanlarının” oylarını da kimseye kaptırmak niyetinde değil! Çelişkili gibi görünen bu “niyet ikiliği” ise aslında AKP’nin çözemediği bir ikilik değil! Gerek genel gerekse de yerel seçimlerde AKP’nin aldığı oy oranlarına bakıldığında, oyların hem Kürt illerinde, hem de siyasetin önemli ölçüde Kürt düşmanlığı üzerinden yapıldığı İç ve İç-batı Anadolu illerinde zirveye çıktığı kolayca görülebilir. Yani süreç kendi akışına bırakıldığında AKP kazanacaktır. Dolayısıyla AKP’nin yenilmesi için politik öznelerin, özellikle de Kürt Hareketi’nin AKP-karşıtı aktif siyaset yapması gerekir; aksi takdirde ise Yozgat’ta “evet” çıkarken Diyarbakır’da da “evet” çıkmasına kimse şaşırmasın!
Kürt Hareketi’nin sert bir muhalefeti olmaz ise, AKP durumu idare etmeye devam edecektir! Biraz önce de belirtmeye çalıştığımız gibi, bir yandan Yozgat’tan “evet” beklerken diğer yandan Diyarbakır’ı “evet”e davet etmek idare ederek olur ancak! Kürt Hareketi “idare eden” bir hükümetten bir şey beklememeli ve daha da önemlisi AKP’yi Kürt halkının gözünün önünde daha çok teşhir etmelidir! Aksi takdirde, sadece Kürt illerinde de değil, bütün Türkiye’de AKP hegemonyası tescillenmiş olacaktır!
20 Ağustos 2010
YARINLAR{jcomments on}