Bugün 1 Mayıs'ın bayram havasında kitlesel ve coşkuyla kutlanması ve Taksim meydanının kazanılması emekçilerin yıllarca süren mücadeleleri sayesinde oldu.
Bugünden bakarak hükümette demokrasi emaresi görmeye çalışanlar o hükümetin emekçilere yaptığı zulmün unutulacağını sanıyorlarsa çok aldanıyorlar.
1 Mayıs, tüm dünyadaki işçilerin, emekçilerin ve tüm ezilenlerin birlik, dayanışma ve mücadele günü, dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de büyük bir coşkuyla kutlandı. Yalnızca medyanın çok yoğun ilgi gösterdiği Taksim meydanında değil, Ankara'da, İzmir'de, Mersin'de, Diyarbakır'da, Tunceli'de, Kars'ta ve yurdun dört bir yanında 1 Mayıs kutlamaları yapıldı. Ülkenin dört bir yanında alanlarda baskılara karşı mücadele ve direniş sloganları yankılandı. 1 Mayıs alanlarını dolduranlar, hedefine siyasi iktidarın baskı politikalarını koydular. Gazetecilerin tutuklanmasından doğayı katleden Hidroelektrik Santral uygulamalarına, kentsel dönüşümden üniversitelerin gerici ve sermayeci politikalarla kuşatılmasına, torba yasadan muhalefeti susturmaya yönelik KCK ve Ergenekon operasyonlarına, yıktırılan heykellerden sendika yöneticilerinin sürgün edilmelerine, siyasi iktidarın halk düşmanı politikaları protesto edildi. Emekçiler, Kürtler, gençler, öğrenciler, kadınlar, gazeteciler, sanatçılar omuz omuza alanları doldurup isyanın sesi oldular.
Ülkenin her yerinde alanlardan isyan sesleri yükselirken görmek istemeyen gözler, duymak istemeyen kulaklar 1 Mayıs alanlarının coşkusunu ve bayram havasını hükümetin hanesine bir sayı yazabilmek için kullanmaya çalışıyorlar. Alana giremeyecek kadar uzaktan bakınca ortaya çıkan manzara şu: büyük bir renk cümbüşü ve sloganlara, şarkılara, marşlara eşlik eden kitleler... Hükümet yardakçısı köşe yazarları, Taha Akyol, Fehmi Koru, Nazlı Ilıcak ve benzerleri, söz birliği etmiş gibi, ancak uzaktan seyrettikleri bu manzarayı görüp onu anlatmaya koyuldular. Belki balık hafızalılar okur diye de yazılarında hükümetin Taksim'i açma “lütufkarlığını” övmeyi ihmal etmediler. Utanmasalar “hükümet solculara barış içinde 1 Mayıs kutlamayı öğretti” diyecekler. Pankartlarda, dövizlerde, sloganlarda AKP'nin politikalarına yönelen öfkeyi ve başkaldırıyı ya görmüyorlar ya da görmek işlerine gelmiyor.
Benzer bir çaba “sol”dan devşirme Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın, DİSK'in Atatürk Kültür Merkezi üzerine astığı pankartla ilgili kendisine soru yönelten gazetecilere yaptığı açıklamada da ortaya çıktı. Kutlamalardan son derece memnun olduğunu belirten Bakan, önceki yıllarda 1 Mayıs'ın Taksim'de “kutlanamadığını”, AKP hükümetinin “ilerici bir karar alarak Taksim'i emekçilerin kutlamasına açtığını” söyledi. Sanırsınız ki Taksim'de kutlama yapmayı engelleyen ne idüğü belirsiz bir güç varmış da hükümet bu heyulayla mücadele ederek Taksim'i emekçilere açmış!
Bu türlü çarpıtmalara karşı tarihe yeniden ve ısrarla not düşmek gerekiyor. Bugün 1 Mayıs'ın bayram havasında kitlesel ve coşkuyla kutlanması ve Taksim meydanının kazanılması emekçilerin yıllarca süren mücadeleleri sayesinde oldu. Bugünden bakarak hükümette demokrasi emaresi görmeye çalışanlar o hükümetin emekçilere yaptığı zulmün unutulacağını sanıyorlarsa çok aldanıyorlar. Çok değil bundan 4 sene önce, 1977'deki kanlı 1 Mayıs'ın 30. yıldönümünde sendikalar, 1 Mayıs kutlamasını Taksim'de yapacaklarını açıkladıklarında başbakan “ayaklar baş olursa kıyamet kopar” demiş ve Taksim'i “ayaklar”a bırakmayacağını iyice anlatmak için bütün Marmara bölgesindeki polis teşkilatını teyakkuza geçirip bütün İstanbul'u gaz bombalarıyla cehenneme çevirmişti. Ertesi sene emekçilerin yine Taksim'i zorlayacaklarını anlayan hükümet, çıkardığı yasayla 1 Mayıs'ı “Emek ve dayanışma” günü ilan ederek “ılımlı” görünmeye ve emekçileri Taksim'den vazgeçirmeye çalıştı. 1 Mayıs günü gelip çattığında bu “ılımlı” maske düşmüş, hükümetin gerçek yüzü ortaya çıkmıştı: gaz bombası, tazyikli su ve cop... 2009'da ise bu kez 1 Mayıs resmi tatil ilan edilerek emekçiler hedeflerinden caydırılmaya çalışıldı. Polisin sert tutumu, sendikalarla “illegal örgütler”i ayrıştırma ve eylemin güvenliğini sağlamak için müdahale olarak yutturulmaya çalışıldı. Emekçiler bunu da yutmadı. Kararlı eylemlerini sürdürdüler ve hükümeti, 1 Mayıs kutlaması için Taksim'in kapılarını açmaya zorladılar. İlk kez 2010 yılında ve ardından bu sene kitleler akın akın Taksim'e aktı ve ülkenin dört bir yanında meydanları dolduranlarla birlikte 1 Mayıs'ı kutladı. Bu dört senelik mücadelenin kazanımları 1 Mayıs'ın resmi tatil olarak kabul edilmesi ve devletin “Taksim'i vermeyiz” inadının kırılması oldu. İşte bizi aptal yerine koymaya çalışan hükümet ve onun yardakçısı köşe yazarlarının anlatamadığı, 1 Mayıs'ın gerçek öyküsü budur: Başından sonuna başkaldırı, mücadele ve direniş! Yaşasın 1 Mayıs!
2 Mayıs 2011
YARINLAR{jcomments on}