Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Aynı kalkan aynı eksen!

abdullah_gul_obamaHiç kimsenin “eksenimiz mi kayıyor” diye tartışmasına gerek yok. Zira ne gam! İsrail’e kızan ama Ortadoğu’da NATO’nun şövalyeliğini kimseye bırakmayan “Müslüman demokratlarımız” var. Emperyalizmin İran ve Suriye’ye doğrultulmuş kalkanı da silahı da onların elinde.

Türkiye, balistik füzelere karşı NATO’nun ABD komutasındaki Füze Kalkanı Projesi’ni kabul ederek geçmişten devraldığı bağımlı eksenin yürütücülüğünü sürdürmektedir. Hiç kimsenin “eksenimiz mi kayıyor” diye tartışmasına gerek yok. Zira ne gam! İsrail’e kızan ama Ortadoğu’da NATO’nun şövalyeliğini kimseye bırakmayan “Müslüman demokratlarımız” var. Emperyalizmin İran ve Suriye’ye doğrultulmuş kalkanı da silahı da onların elinde.

Hükümet medyasının “Türkiye'nin dediği oldu!”, “Türkiye gücünü gösterdi!” diye satmaya çalıştığı emperyalizm uşaklığının gerçek yüzünü NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen henüz zirve olmadan boşa çıkarmıştı. Zirveden önce yapılan bir röportajında sorulan “Türkiye füze savunma sisteminin komuta yapısında söz hakkına sahip olmak istiyor, bunu elde edebilir mi? ” sorusuna “Washington'un Türkiye'ye bir tür veto hakkı vereceğini sanmıyorum. Aslında Türkiye'nin taleplerinde ima ettiği de bu. Ama sonuçta Türkiye için Washington'a 'hayır' demek çok zor olacak.“ derken emperyalizmin uşaklarının efendilerine “hayır” demesinin zor değil imkansız olduğunu “kibarca” ifade etmişti.

Türkiye’nin Kore Savaşı’na katılmasıyla emperyalizmin askeri örgütü NATO’ya şirin görünme çabaları, Cumhuriyet tarihinin emperyalizmle bağımlılık ilişkisinin başlangıç noktasıdır. Devamında Demokrat Parti iktidarıyla girdiğimiz bu güzergâh, soğuk savaş koşullarında SSCB ülkelerine karşı emperyalizmin jandarma karakolluğunu üstlenen ülkemizde neo-liberalizm ve askeri darbeler sürecini de açmıştır. SSCB’nin dağılışına kadar süren bu süreç, Türkiye’nin emperyalizmin bekası dâhilinde bölge ülkelerine karşı askeri bir güç olarak kullanılmasının zeminini yaratmıştır. Ayrıca bu süreç, Türkiye’nin Truman Doktrini çerçevesinde oluşturulan ve bağımsızlığını yeni kazanmış ülkelerin sosyalizm yoluna girmesini engelleyen ilkeler çerçevesinde yeniden şekillenmesinde de kilit bir rol oynamıştır. Bugünlerde sözü sıkça geçen “derin devlet”in kökeni de emperyalizmin askeri gücü NATO’nun bu konseptine dayanmaktadır.

Halkların geleceğini kapitalist dünya dışında inşa etmesinin önündeki en büyük askeri engel olan NATO, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra mücadele stratejisini değiştirmiştir. Yeni düşman, 1990’lı yılların küreselleşmeci zafer çığlıkları arasında, eski SSCB ülkeleri değil fakat yine kapitalist-emperyalist dünya dışında kalmak isteyen ülkeler olmuştur. Nitekim azgın küreselleşmeci tezlerin savunucusu Cemil Ertem, Taraf gazetesindeki yazısını şu şekilde noktalayabilmektedir: “NATO yeni kurulmakta olan kapitalist imparatorluğun silahlı gücüdür. Küresel sisteme göbekten bağlı olmayan devletler dönemi bitiyor. Bu devletler ve yapılar doğrudan tehdittir. Herkes ayağını buna göre denk alsın” (21 Kasım 2010).

ABD patentli Füze Kalkanı’na ortak olanlar, ABD’nin suçlarına da ortak olurlar. Devrimciler, Müslüman ya da Hristiyan olmasına bakmaksızın, küresel kapitalist düzenin hedefi olmak istemeyen ülkelerin emperyalizmin saldırganlığına maruz kalmasına karşı çıkarlar. Bu karşı koyuş, hem kendi ülkemizin emperyalist bağımlılık ilişkilerinden özgürleştirilmesini hem de ezilen ulusların anti-emperyalist mücadelesini desteklemeyi hedefler.

22 Kasım 2010

YARINLAR{jcomments on}

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99