
Geçtiğimiz hafta içi ODTÜ’de modern diller bölümünde görevli bir zat, öğrencilerinin ismini sorduğunda bir kişiden beklediği yanıtı alamıyor. İsmin Kütçe olduğunu öğrendiğinde ilk tepkisi öğrencisine isminin Türkçe karşılığı ile hitap edeceğini söylemek oluyor.
Ardından bu öğrenciden dersini düşürmesini istiyor. Tüm sınıfın önünde cereyan eden bu olay karşısında ODTÜ Rektörlüğü ne tavır takınır bilinmese de Türkiye egemenlerinin bu alışkanlığı kolay bitecek gibi gözükmüyor.Kürt açılımı adı altında, somut uygulamaları muğlak fakat hedefi açık seçik belli olan bir kampanya aylar öncesinden yürürlüğe kondu. İşaret fişeği geçtiğimiz bahar Cumhurbaşkanı tarafından “Yakında iyi şeyler olacak” denerek verildi. DTP’ye yönelik polis operasyonlarından hemen sonraydı. Ardından Beytüşşebap’ta iki DTP üyesi başları taşla ezilerek ve göğüslerine birer kurşun sıkılarak öldürüldü. DTP’ye yönelik operasyon, Cumhurbaşkanı’nın “iyi şeyler olacak” beyanı ve devam eden kontrgerilla cinayetleri birbiri ile çelişir gibi gözükse de aslında tamamen aynı çizginin ürünleridir. AKP’nin artık iyiden iyiye rengini verdiği Türkiye egemenleri Kürt sorununu ABD tezgahında çözebilmenin yolunu ararken niyet ettikleri şey Kürt halkının özgürleşmesi değildir. AKP’nin hedefi Kürt hareketini tarih sahnesinden silmek ve orada doğacak boşluğu kendi gerici iktidarı ile doldurabilmektir.
Türkiye egemenleri nezdinde örgütlü Kürt iyi Kürt değildir. Eğer başarabilirlerse bu açılım tantanasının sonunda görmek istedikleri manzara memleketi ‘kötü Kürt’lerden temizlemektir. Geriye kalan ise içinde bulunduğu yoksulluk karşısında Deniz Feneri’nden gelecek yardıma şükredecek, devlete vergisini Ak Parti’ye oyunu verecek bir topluluktan ibaret olacaktır. Bu cemaat ille de bir ulusal şahsiyete ihtiyaç duyarsa Barzani’si Talabani’si işaret edilecektir.
En genel çerçevesi böyle çizilebilecek olan bu açılım tartışmaları karşısında eğilip bükülmemek elzemdir. Devletin geleneksel ezberinin dışında iki cümle kuran AKP siyasetinin kuyruğuna takılmamak birinci ders olarak hala yürürlükte duruyor. İkinci ders ise bu siyasal atmosferde Türk ya da Kürt milliyetçi reflekslerin tamamen dışında kalarak akıntıya karşı yüzmeyi göze almak ve “Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği” şiarını yükseltmektir. Birinci ders daha döneme özgü gibi gözükse de Bu ikincisi hiç eskiyecek gibi durmuyor!
25 Ekim 2009
YARINLAR
DERLEMELER
- Herkes kendi yorumunun celladıdır -İnönü Alpat
- Referandumda kaldıraç: Kriz korkusu - Uğur Gürses
- İlker Kılıç : Küresel sermaye bu anayasayı istiyor
- Liberaller, muhafazakârlar ve referandum - Fatih Yaşlı
- 'Hayır' diyememenin sancıları - Samut Karabulut
- Referandum ve sol hareket - Ruşen Çakır
- Halk oylaması kendi kaderini tayin değil midir? Peki, ya BOYKOT? - Özcan Özen
- Hayır’lı ve Hayır’sız kadınlar... - Gonca Eren
- ‘Yetmez ama evet’ ne demektir? - Kadri Gürsel





