8 Mart üzerine süregelen tartışmalarda, belirginleşen dar kimlikçi ve sınıf indirgemeci çizgilerin her ikisi de sorunu eksik ele almaktadır.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nün yaklaşması her yıl gündeme gelen bir tartışmayı yeniden alevledi: 8 Mart eylemlerinin katılımcıları sadece kadınlar mı olmalıdır yoksa erkekler de bu eylemlere katılmalı mıdır? Bu tartışma basit bir eyleme katılıp katılmama tartışması değildir ve özünde ataerkillikle nasıl mücadele edileceğine ilişkindir. Süregelen tartışmalarda belirginleşen iki çizgi mevcuttur ve bu iki çizgi de sorunu eksik ele almaktadır. Bunlardan ilki 8 Mart'a yalnızca kadınların katılabileceğini savunan, meseleye salt bir kimlik sorunu olarak yaklaşan çizgi; diğeri ise 8 Mart'a erkeklerin de katılabileceğini savunan fakat meseleyi pratikte "devrim sonrasına" erteleyen veya dar bir sınıf indirgemeci siyasete hapseden çizgidir. Bu meseleye dair söz söylemeden evvel ise netleştirilmesi gereken bir tablo vardır. Açıktır ki; kadın hakları için ve ataerkilliğe karşı demokratik mücadelesini verecek ve ileriye taşıyacak toplumsal özne, sorunun birincil muhatabı olarak kadınlardır. Bu mücadelenin kapsamının 8 Mart, 25 Kasım gibi takvimsel günleri aştığı ise aşikardır. Bu takvimsel eylemlerin örgütleniş ve yapılış süreçlerinde ise bütün insiyatifin kadınlarda olması politik olarak en doğru tutumdur.
Bir benzetme ile başlayalım; Kürt halkının kendi dilini özgürce kullanmasını bir Türk canı gönülden savunabilir mi? Veya sınıfsal konumu oldukça farklı olmasına rağmen bir üniversite öğrencisi topraksız bir köylünün mücadelesine omuz verebilir mi? Bu sorulara olumlu yanıt verilebileceği ve bahsedilen "duyarlılıkların" salt tek tek bireylerin ideolojik yönelimleri değil, kitlelerin yönelimleri olabildiği tarih boyu insan pratiğinde defalarca kanıtlanmıştır. İnsanlar doğrudan yüz yüze gelmediği sorunlara karşı tepki duyabilir, eyleme geçebilir ve o sorunun doğrudan öznesi olmadığı halde o sorun üzerinden örgütlenebilir ve kitleselleşebilir, yani bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Kadınların ataerkil sistem karşısındaki konumlarını anlamanın, bu durumu değiştirmek istemenin biricik koşulu kadın olmak değildir. Bu bakımdan kadına yönelik şiddete, tacize ve tecavüze erkekler de karşı durabilir. Yani meseleye dar kimlikçi bir açıdan yaklaşanların düşündüklerinin aksine, erkekler de bunun için 8 Mart günü sokağa çıkabilirler ve çıkmalıdırlar.
8 Mart'ta herhangi bir yerelde kadınların örgütlediği eylemleri, attığı sloganları benimseyen erkeklerin bu eylemlere verdikleri destek meşrudur tespitini yaptık. Bu noktada, biçimsel olarak böyle bir eylem tarzını savunan fakat içerik olarak kadın sorunu gündeminde apolitik kalan sınıf indirgemeci çizgiye gelelim. Kadınların yaşadığı sorunlar kapitalizmin yerine sosyalizm kurulmasına indirgenemez, zira yaşı kendisinden yüzyıllarca büyük olan ataerkilliğin sebebi kapitalizm değildir. Ataerkilliğin tarihi kapitalizmin çok öncesine dayanır ve üretim-bölüşüm ilişkilerinin adil olduğu bir dünya kurulunca ataerkil toplumun şak diye ortadan kalkmayacağı bellidir. Bu sorun bütün toplumun kültürel kodlarının baştan sona değişmesi ile aşılabilir ve bu değişim birden değil yeni kuşaklar, yeni insanlar yetiştikçe mümkün olacaktır. Teorik olarak bu söylemle belki de çok ters düşmeyecek sınıf indirgemeci çizginin hatası ise çokça pratikte kendini göstermektedir. Bu noktada yanlış olan, kadının yalnızca kadın olmaktan kaynaklı sorunlarını (yani mevcut olduğu ekonomik ve diğer toplumsal sınıflardan bağımsız olarak) yeterince politik bulmamaktan dolayı gündemin ta kendisini ıskalamaktır. Kadın sorununun gündem olduğu eylemlerin vurgularının "herhangi" bir eylemden farklı olması gerekir. Eğer örgütlenen eylemin örneğin bir "1 Mayıs" eylemiyle tek farkı içinde kadın sorununa dair iki üç slogan ve Rosa Luxemburg, Clara Zetkin dövizleriyse, eylemin varlığının gerekliliğini sorgulamak gerekir. Böyle yapmak, bu gündemde en devrimci tutumu alayım derken aslında kadın sorununa dair hiçbir şey yapmamaktır.
Cinsel tahakküme ve erkek egemenliğe son vermek için 8 Mart'ta kadınlar ve erkekler birlikte mücadeleye!
28 Şubat 2011
YARINLAR{jcomments on}