Anasayfa İçerik Güncel Yazılar “TGB'yi kampüsten kovmak” Devrimcilik mi? Siyasetsizlik mi?

“TGB'yi kampüsten kovmak” Devrimcilik mi? Siyasetsizlik mi?

19 mays cAKP-Cemaat koalisyonunun devletin kendisi haline geldiği, devletin “eski paydaşları”nın uzunca bir süre önce tasfiye edilmiş olduğu, kendisini Kemalist olarak tanımlayan kitlelerin “ezilen” haline geldiği bugün bile sosyalist solda “TGB faşisttir” algısı daim kalıyorsa, “kampüsten TGBlileri kovmak” devrimci bir eylem sayılıyorsa, bu noktada ciddi bir zihin bulanıklığı olduğu kesindir.

Alper İzkara

Üniversite kampüslerinden gelmesine aşina olduğumuz polis-ÖGB saldırısı, gözaltılar, soruşturmalar ve diğer benzeri haberlerinin yanı sıra; son zamanlarda “TGB'ye çalışma yaptırılmadı”, “TGB kampüsten kovuldu” türü haberler sol basında sıkça yer almaya başladı. Bu yoğunluğun TGB'nin merkezi çağrı yaptığı ve bu doğrultuda kampüslerdeki çalışmalarını artırdığı ve Ankara Valiliği'nce yasa dışı ilan edilen 29 Ekim eyleminin yaklaşmasından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Bu eylemden bağımsız olarak da biliyoruz ki; TGB kurulduğundan bu yana çeşitli aralıklarla, özellikle de kampüslerde, benzer olaylar gündeme gelmişti. Hatta örneğin geçtiğimiz 19 Mayıs'ta TGB'nin düzenlediği ve Inti-Illimani'nin katılımcısı olduğu miting için, kimi sol çevreler “Inti-Illimani TGB'nin etkinliğine gelme!” türü bir kampanya dahi örgütlemeye girişmişti.



AKP-Cemaat koalisyonunun devletin kendisi haline geldiği, devletin “eski paydaşları”nın uzunca bir süre önce tasfiye edilmiş olduğu, kendisini Kemalist olarak tanımlayan kitlelerin “ezilen” haline geldiği bugün bile sosyalist solda “TGB faşisttir” algısı daim kalıyorsa, “kampüsten TGBlileri kovmak” devrimci bir eylem sayılıyorsa, bu noktada ciddi bir zihin bulanıklığı olduğu kesindir.

TGB nedir?
TGB'nin hazırladığı “Temel İlkelerimiz” metninden aktaracak olursak: “Türkiye Gençlik Birliği, ulusal bağımsızlık amacı ve Cumhuriyet Devrimleri etrafında birleşmiş Türk Gençliğinin ortak mücadele örgütüdür. TGB Türk gençliğini sağ-sol ayrımı yapmadan Vatan Savunmasında birleştirmek amacıyla yola çıkmıştır”. Yani kendini tanımladığı üzere TGB; farklı çevrelerden gelen birçok Kemalist unsuru kapsayan bir gençlik çatı örgütüdür. Kurulduğu 2007 yılından bu yana faaliyetini yaygınlaştırmış ve son olarak 19 Mayıs 2012'de gördüğümüz ciddi bir kitleselliğe erişmiştir. TGB Türk milliyetçisidir, kendisini emek siyaseti üzerinden tanımlamaz, solcu-sosyalist bir örgüt değildir. Öyle olduğunu kendisi de iddia etmemektedir.

TGB faşist midir?
Sosyalist solda TGB'ye verilen tepkinin özünü İşçi Partisi'ne verilen tepkinin oluşturduğu su götürmez bir gerçektir. Öyle olmasaydı eğer birçok üniversite kampüsünde faaliyet gösteren Atatürkçü Düşünce Topluluklarına, kariyer topluluklarına ya da bunlar gibi çeşitli yönlerden şoven, piyasacı, emek düşmanı olan yapılanmalara da benzer bir tepkinin verilmesi gerekirdi. Oysa bu tarz çeşitli örgütlenmeyle sosyalist sol gayet doğal ve doğru bir biçimde; yayınlarıyla olsun, ajistasyon ve propagandasıyla olsun, bir ideolojik mücadele yürütüyor. Dolayısıyla “TGB faşist midir?” sorusunu önceleyen esas nokta “İşçi Partisi faşist midir?” sorusunda gizlidir. Uzun uzadıya bir İşçi Partisi çözümlemesi yapmaya gerek yok. Beğenelim ya da beğenmeyelim İşçi Partisi; mutlak iktidarını yargı aracılığıyla tesis eden gerici AKP-C koalisyonunun, yönetici kadrolarından başlamak üzere, üyelerini ve sempatizanlarını Silivri'ye tıktığı; yayın organlarına baskınlar düzenlediği, hakkında tonlarca yalan haber ve kara çalma kampanyası yaptığı muhalif bir siyasi partidir.

Peki bu durumda TGB faşist bir yapılanma mıdır? Kabaca tarif edecek olursak; faşist hareketlerin en genel karakteristik özelliği -hatta görevi- devletin yahut iktidar kliğinin gücünü arkalarına alarak ilerici halk hareketini bastırmaya çalışmalarıdır. TGB için bunun tam tersi bir durum olduğu su götürmez bir gerçektir. Bugün TGB iktidar eliyle örgütlenen bir yapı değil, aksine bugünün iktidarını ilga etme amacı güden bir yapıdır. Ya da sosyalist gençlik örgütleri açısından biraz daha açıklayıcı olmak için meseleye şuradan bakalım: Bugün TGBli gençler AKP-C kolluğu tarfından dövülmektedir, gözaltına alınmaktadır, yapacakları eylemler yasa dışı ilan edilmektedir, haklarında davalar ve okul soruşturmaları açılmaktadır, yandaş basın tarafından hedef gösterilmektedir, üniversitelerinin rektörleri tarafından tehdit edilmektedir ve hatta okullarından atılmaktadır. Sosyalistler için oldukça tanıdık bir tablo!

TGB'nin kampüslerde siyaset yapması meşru mudur?
2007’den bu yana AKP’nin devlet ve hakim sınıflar açısından niteliği ciddi biçimde değişti. 2007’de iktidar pozisyonunu korumak gibi bir önceliği olan AKP bugün tüm devlet mekanizmasının tek hakimi konumundadır. Sosyalist solun bu ortamdaki en belirgin siyasal hedefi AKP ve onun yönettiği devlet mekanizması olmalıdır. Bu odağı zayıflatacak her siyasal hamle en genel anlamıyla olumlu, bu odağı güçlendirecek her hamle de niyetinden bağımsız olarak olumsuzdur. Genel hatlarını ortaya koymaya çalıştığımız durumdan ötürüdür ki; TGB'nin kampüslerde siyasi faaliyet yürütmesi “ama”sız meşrudur. Meşru olmasının da ötesinde; TGB sosyalist solun birçok gündem üzerine ittifak yapabileceği, eylemler örgütleyebileceği bir potansiyeli de taşımaktadır. TGB'nin kendisi dahi bunun adını birinci elden “AKP'nin faşizan saldırılarına karşı mücadeleyi ortaklaştırmak görevi” olarak koymaktadır ve sosyalist sola çağrı yapmaktadır.

Sosyalist gençlik örgütlerinin geneli açısından bunun yeni bir durum olacağı açıktır. Bu bilinmez durumun hayat ile sınanması zaman alacaktır kuşkusuz. Farklı çevrelerce, farklı tonlarda fakat sık sık dile getirilen “ortak mücadele”; günü ıskalayan “büyük” sloganlarla değil fakat eylemle örülür. Mücadeleyi ortaklaştırmak ise ancak ve ancak; deneme ve yanılmalarla dolu, emek emek örülecek bir süreçle, fakat hep bir adım ilerisini gözetecek biçimde gerçekleştirilebilir. Bugün TGB'ye karşı gerek merkezi olarak, gerekse de yerellerde verilmesi gereken yegane kavganın ne olduğu açıktır: İdeolojik mücadele. TGB'ye karşı ideolojik mücadelenin dışına çıkan yaptırımlar, o veya bu şekilde sosyalistlerin kendi cephesini zayıflatmaktadır ve bunun adı devrimcilik değildir. Tarihsel maddecilik; belirli bir tarihsel kesite ait, donup kalmış tarihsel koşulları ezberden okuma yönetmi değildir. Tam aksine, tarihsel koşullardaki değişimi kavrar ve bunun üzerinden “dünyayı değiştirir”. Toplumsal ilişkilerin dönüşümünü kavrayamayan sosyalist siyasetin sonu yalnızca siyasetsizliğe çıkar.

25.10.2012